S400 füzelerinde ısrarın anlamı ne?

Mayıs 22, 2019

Baştan beri anlamadığım bir şeydi bu: Biz niye S400 füzeleri alıyoruz?

Erdoğan’ın ve Ak Parti’nin ileri gelenlerinin açıklamaları bir türlü tatmin edici olmadı.

Onların iddiası, çevremizin tehditlerle dolu olduğu, düşman uçaklarına karşı kendimizi korumamız gerektiği şeklinde.

Peki, düşman kim?

Suriye fiilen düşman ama Rusya’nın tam güdümünde ve bizim de Rusya’yla aramız iyi. Kaldı ki düşürdüğümüz Rus uçağı var olan önlemlerimizin yeterli olduğunu gösteriyor.

Düşman Irak mı? O da değil. Irak’la aramız çoğunlukla iyi. Üstelik savaş uçakları ile tehdit oluşturmaları mümkün değil.

Düşman İran mı? İran’ın dünyadaki sayılı dostlarından birisiyiz. O da değil.

Düşman Deaş ya da PKK gibi örgütler mi? Evet bu örgütler düşman ama onların elinde uçak yok. Ellerinde füze olabiliyor ama S400ler füzelere karşı değil uçaklara karşı önlem sağlıyor.

O zaman terör örgütleri de değil bu füzelerin muhatabı.

Geriye Amerika kalıyor.

Erdoğan’ın gözünde düşman Amerika.

S400 füzeleri Amerika’nın olası bir müdahalesi için alınıyor.

Amerika Türkiye’ye müdahale eder mi?

Erdoğan ve Ak Parti ileri gelenlerine göre böyle bir olasılık var.

Erdoğan ile Obama yönetiminin arası iyi değildi. Erdoğan Trump ile bu durumun değişeceğini umdu.

Ama FETÖ konusunda Trump da bir şey yapmadığı gibi rahip Brunson olayında Türkiye ekonomisini altüst etti.

Son Venezüela olayları da Erdoğan’ın paranoyasını büyütüyor.

S400 füzelerinin nedeni de bu paranoyanın sonucu.

Erdoğan S400 füzelerini alıp kendini rahatlatmayı planlıyor.

Bu füzeler Erdoğan yönetimine askeri müdahale düşünebilecek Amerika için bir uyarı niteliği taşıyor.

Reklamlar

Game of Thrones’un son bölümüyle ilgili olarak aklıma gelen rastgele düşünceler

Mayıs 20, 2019

Lenin’in ölümünden sonra geride birbirine rakip iki kişi kaldı: Troçki ve Stalin.

Troçki Rusya’daki devrimin kendi başına başarılı olamayacağını, devrimin bütün dünya ülkelerine yayılması, tüm halkların kurtarılması için çaba gösterilmesi gerektiğini savunuyordu.

Stalin ise tek ülkede devrimin başarılı olabileceğine inanıyordu ve sonu belirsiz maceralara girmek istemiyordu.

Mücadelenin sonunda Stalin kazandı Troçki kaybetti. Stalin yatağında öldü, Troçki öldürüldü.

Benzer bir durum Küba’da yaşandı. Castro Küba’da kalmayı savunurken Che devrimi bütün Güney Amerikaya yaymayı savunuyordu. Castro yatağında öldü, Che Bolivya dağlarında kurşunlanarak öldürüldü.

Atatürk savaşı Anadoluda kazandıktan sonra durmayabilirdi; doğduğu yer olan çok sevdiği Selanik’i almaya, Misakı Milli sınırlarına ulaşmaya çabalayabilirdi.

Bunu yapmadı.

Bunun yerine ülke içinde kalıp Türkiye’yi çağdaş ülkeler düzeyine çıkarmaya çalıştı. Ve yatağında öldü.

Saddam durmak bilmeyen birisiydi. Irak ona yetmiyordu. Önce İran’a sonra Kuveyt’e saldırdı. Yatağında değil darağacında öldü.

Son düşünce de avcılık üzerine. Hz. Muhammed’in kalbi katılaştıracağını düşündüğü için avcılığı sevmediği söylenir.

Türkiye’deki muhafazakar partiler: Tek kişilik şovlar

Mayıs 8, 2019

Margaret Thatcher İngiltere’de Muhafazakar Partiye üç kez üst üste zafer kazandırdı. Kendisi İngiltere’de 20. Yüzyılda en uzun süre başbakanlık yapan kişi unvanına sahip.

Ama 1990 yılında kendi partisinden gelen tepkiler üzerine istifa etmek zorunda kaldı.

Angela Merkel Almanya’da 2005 yılından bu yana partisine zaferler kazandırıyor ve başbakanlık koltuğunda oturuyor. Ama Merkel de partisinin iradesine boyun eğip yeni seçimlerde aday olmayacağını açıkladı.

Bizdeki CHP deneyimi de benzer. CHP tarihsel önderi İsmet İnönü’yü al aşağı edip yerine Bülent Ecevit’i getirmişti.

Onunla da demokrasiye geçişten sonraki en yüksek oylarını aldı.

İyi partilerin bunu yapabilmesi gerekiyor: Tarihsel, güçlü, karizmatik liderlerini bir yana ittirip yeni liderlere yol açıyorlar.

Türkiye’de muhafazakar partiler genelde bunu yapamıyor.

Eğer 1960 darbesi olmasaydı Menderes Demokrat Parti’nin başında ölene kadar kalabilirdi.

Demirel de siyasi hayatı boyunca önemli bir rekabet görmedi.

Turgut Özal ancak cumhurbaşkanı olunca partisini bıraktı.

Erbakan ölene kadar partisinin başındaydı.

Türkeş de ölene kadar partisinin başında oldu.

Artık Türkiye’de sağ ve muhafazakar partiler de kurumsallaşabilmeli ve geçmişte kendisine ne başarılar yaşatmış olursa olsun liderlerini değiştirebilmeli.

Değiştirmezse ne olur?

Yok olurlar.

Şu anda Demokrat Parti, Adalet Partisi, Anavatan Partisi gibi partiler yok.

Liderini değiştiremeyen parti yok oluyor.

Cumhuriyetten kötü bir gazetecilik örneği

Nisan 30, 2019

Cumhuriyet’in 29 Nisan tarihli baskısında, Girne Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Engin Ünsal “1 Mayıs ve tarihsel anlamı” başlıklı bir yazı yazmış. Yazı Dr. Ünvanlı bir akademisyenden çok, aşırı sol örgüt üyesi bir ajitatör tarafından yazılmış gibi.

Yazabilir. Sonuçta yazma biçimini yazar belirler.

Ama yazıda çok bariz bir bilgi yanlışı var:

“4 Mayıs 1886’da Amerikan İşçi Federasyonu (AFL) 15 saatlik çalışmanın 8 saate indirilmesi için Chicago’da Haymarket alanında bir toplantı düzenliyor ve polis bomba kullanarak bu toplantıyı dağıtmak istiyor.

İşçilerden ve polislerden 14 kişi ölüyor.”

Ünsal’ın ifadesine göre bombayı patlatanlar toplantıyı dağıtmak isteyen polisler.

Peki, Marksist.org sitesinde (https://marksist.org/icerik/Tarihte-Bugun/1640/1-Mayisin-kokeni-1886da-Haymarket-meydani) ne deniyor bu konuda:

“4 Mayıs günü Haymarket Meydanı’nda toplanan işçilerin arasından polislerin üzerine bir bomba atılınca, durum tekrar gerginleşti.

Olayda on iki kişi öldü, polis memuru Mathias J. Degan olay yerinde, başka altı polis de kaldırıldıkları hastanelerde öldüler.

Bunun üzerine polis kalabalığa ateş açtı, belirsiz sayıda protestocuyu öldürdü ve yaraladı.”

Görüldüğü gibi, öğretim üyesi yalnızca kin ve nefret uyandırmak için polislerin protestoculara bomba attığını söyleyecek kadar gerçekleri saptırmış.

Cumhuriyet de bu akademisyenin yazısını olduğu gibi yayınlayarak kötü bir gazeteciliğe imza atmış.

Suriyelilerin ve gazeteciliğin durumu

Nisan 29, 2019

Bu haber neyi gösteriyor?
Öncelikle Suriyelilerin fanatik dinci olmadığını. Onlar fanatik dincilerle zalim Esat arasında kaldıkları için kaçmak zorunda kalmışlar.
İkinci olarak asalak olmadıklarını. Her türlü işte düşük ücretlerle çalışıp Türkiye ekonomisine katkıda bulunuyorlar.
Üçüncüsü, Türkiye’de gazeteciliğin rezil durumunu. Böyle bir haberi bir Türk gazetesi değil de bir Amerikan gazetesi yapmış çünkü.

http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/1368711/New_York_Times_yazdi__Turkiye_deki_findik_tarlalarinda_calisan_Suriyeli_isciler.html

Muhafazakar kesimin düzeysizliğinin göstergeleri

Nisan 24, 2019

Kılıçdaroğlu’nu yumruklayan kişi için 800 avukat savunma yapacak.

Ak Partililer bu kişiyi övmek, elini öpmek için sıraya giriyor:

Bu adamın eli öpülecek nesi var?

Türkiye’yi ileri götürecek bir marifeti mi var?

Bilimsel bir buluş mu yaptı, ekonomik atılıma mı öncülük etti?

Hayır, yalnızca lanetlenmesi gereken bir vahşiliğe imza attı.

Vahşiliğe övgü bu kesimin genlerinde var.

Benzer bir durumu on yıllar önce de gördük.

Ahmet Emin Yalman’ı vuran Hüseyin Üzmez muhafazakar kesimde hep kabul gördü, beğenildi.

Üzmez hapisten çıkışını şöyle anlatıyor: “Yüzlerce üniversite talabesi gençler. Ellerinde çiçeklerle beni karşıladılar.”

Üzmez hapisten çıktıktan sonra da devlet katında hep itibar gördü, önemli makamlara getirildi, muhafazakar yayın organlarında sürekli yazılar yazabildi.

Bakalım muhafazakar kesim ne zaman adam olacak.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

http://muratyildirimoglu.com/makaleler/islamicinayetler.htm

Ekrem İmamoğlu’nun her yaptığını alkışlayarak kötülük yapıyoruz.

Nisan 20, 2019

İmamoğlu belediyenin veritabanlarını kopyalatmak istemiş.

Akıl dışı bir istek.

İstanbul belediyesi devasa bir yapı: onmilyarlarca liralık bütçesi var, onlarca bağlı bölümü ve şirketi var.

Bu bölümlerin ve şirketlerin kendi bilgisayar uygulamaları ve veritabanları var. Bu veritabanı sistemleri Microsoft SQL Server, Oracle, MySQL başta olmak üzere onlarca değişik firmadan olabilir. Her birinin kendi çalışma şekli ve yedeklenme usulü var. Ek olarak, bunlar onyıllardır faaliyette olduğu için veritabanlarının çok büyük olması da söz konusu. Dolayısıyla, bunları yapıla geldiğinden bağımsız bir şekilde yedeklemeyi istemek tam anlamıyla çıkmaz yol.

Ayrıca böyle bir işlem gerekli de değil.

Alacak verecek işleri yalnızca bilgisayar ortamında tutulmuyor ki. Bu işlemlerin faturaları, ödeme belgeleri, bankalarda ve vergi dairelerinde kayıtları var.

Bir bilgi veritabanından silinse dahi bu türlü ortamlardan kayıp bilgi tekrar elde edilebilir.

İmamoğlu ne yaptığını bilmez gibi görünüyor. Bizim de ona sen yapıyorsun deyip onu doğru ve anlamlı işlere çekmemiz gerekiyor.

Powershell hash tablolarını Hadi, Oyna Kazan ve Eleq gibi yarışmalarda kullanmak

Nisan 16, 2019

Son zamanların modası canlı bilgi yarışmaları. Bu yarışmalara aynı anda yüz binlerce kişi katılıyor ve çeşitli soruları yanıtlıyor.

Soruların bir bölümü çok kolayken bir bölümü çok zor.

Zor sorular çeşitli resimlerin ressamlarına, verilen fotoğrafların hangi ülkedeki yapıları gösterdiğine ya da çeşitli bilimsel bilgilere ilişkin.

“Cihannüma” kitabının yazarı kimdir?” ya da “Arda Turan birinci ligde kaç gol atmıştır?” gibi sorular da çok çıkıyor ve eleyici oluyor.

Resim ve fotoğraf gibi sorular için değil ama “Cihannüma” kitabının yazarı kimdir?” ya da “Arda Turan birinci ligde kaç gol atmıştır?” gibi sorular için bir Powershell çözümü geliştirebiliriz.

Bu türdeki bilgileri özel bir metin dosyasına yerleştirip bu bilgileri bir Powershell hash tablosuna aktarabiliriz. Sonra da hash tablosu içindeki bilgileri kolayca ve hızlıca sorgulayabiliriz.

Önce hash tablolarının ne olduğunu görelim.

Hash Tablolarına İlişkin Bilgi

Hash özet demek.

Powershell’de hash tablosu diziye (array) benzeyen bir veri yapısı anlamına geliyor. Bu tabloda isim/değer şeklinde veriler tutuluyor.

Hash tablosu “@” ile başlıyor ve isim/değer ikilileri “{}” karakterleri arasında yer alıyor.

Aşağıdaki komut $mevsimler adında bir hash tablosu oluşturur:

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”}

Sonra da “$mevsimler” komutunu verirseniz $mevsimler değişkeninin içeriği bir tablo şeklinde görüntülenir:

Name Value

Sonbahar Yağmurlu

Kışlar Kar Yağışlı

Yazlar Kurak

Ilkbahar Yağmurlu

Hash tablosunun içindeki bir isme karşılık gelen değerin ne olduğunu kolayca öğrenebiliriz.

Örneğin, $mevsimler tablosunda “Yazlar” ismindeki değişkenin değerini döndürmek için vermemiz gereken komut şu şekildedir:

$mevsimler[“yazlar”]

Bu komuta karşılık olarak, tabloda “yazlar” ismiyle eşleşen değer olan “Kurak” ifadesi döndürülecektir.

Tablo içindeki değerleri döndürmek için dizi (array) formatını kullandığımıza dikkat edin. Hash tablolar da bir dizi gibi düşünülebilir. Tablo içindeki isimler dizideki sıra numarasına benzer.

Hash tablosunun içindeki bir ismi kullanarak onunla eşleşen değeri bulmak için yukarıdaki gibi dizi mantığını kullanmak zorunda değiliz.

İsimleri tablonun bir özelliği (property) gibi kullanıp o özelliğin değerini getirebiliriz. Örneğin, $mevsimler.yazlar komutu tabloda “Yazlar” ismine karşılık gelen “Kurak” ifadesini döndürecektir.

Hash tablosundaki isimleri (bunlara “key” deniyor) tablonun “keys” özelliğiyle öğrenebiliriz. $mevsimler için vermemiz gereken komut $mevsimler.keys olacak. Benzer şekilde “values” özelliğiyle de tablodaki değerleri görebiliriz; komutumuz $mevsimler.values şeklinde olacak.

Bu yapıya neden kısaca tablo ya da dizi değil de “hash” tablosu dendiğini merak edebilirsiniz. Bunun nedenini görmek için $mevsimler değişkenini aşağıdaki gibi tanımlamak istediğimizi varsayalım:

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”;Yazlar=”Kurak”}

Gördüğünüz gibi, Yazlar=”Kurak” değerini iki kez yazıyoruz.

Enter’a bastığımız anda bir hata mesajı alacağız:

Hatada birbirinin aynı (duplicate) isimlerin hash tablosunda olamayacağı belirtiliyor.

Bu da hash tablosunun önemli bir özelliğini gösteriyor: Hash tablosu normal bir tablo değil, işlemden geçirilen bir tablo. Yapılan işlem de, hash tablosu içindeki isim değerinin (“Yazlar” gibi) özet değerini (hash) bulmak ve tabloyu buna göre sıralamak. Bu sıralama (index) sayesinde tablo içindeki satırlara doğrudan ulaşılabiliyor. Bunu sağlayabilmek için de tablo satırlarındaki isimlerin eşsiz (unique) olması gerekiyor. İsimler eşsiz olurken değerler aynı olabilir. Örneğin, $mevsimler’i

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”;aradonemler=”Kurak”} şeklinde tanımlarsak sorun çıkmaz.

Bilgi Yarışması Çözümü

Öncelikle bilgi yarışmasında kullanacağımız bilgileri Powershell’in veri formatlarından bir tanesine sahip olan .psd1 uzantılı bir dosyaya yerleştireceğiz.

Aşağıda örnek bir veri içeriği görülüyor:

@{

“gülben ergen çocuk 1″=”atlas”

“dünya yüksek seyir terası”=”şangay”

“dünya yüksek bina”=”burç el halife”

“sodyum”=”na”

“gülben ergen çocuk 3″=”güney”

“demir”=”fe”

“türkiye yüksek bina”=”safir”

“yaban yazar”=”yakup kadri karaosmanoğlu”

“azra akın çocuk”=”demir”

“blaundus”=”uşak”

“gülben ergen çocuk 2″=”ares”

“kalsiyum”=”ca”

“daenerys dragon 1″=”drogon”

“daenerys dragon 2″=”rhaegal”

“daenerys dragon 3″=”viserion”

“dünya uzun nehir”=”nil”

“dünya yüksek dağ”=”everest”

“dünya sıcak yer şimdiki”=”ölüm vadisi kaliforniya”

“dünya sıcak yer önceki”=”el aziziye libya”

“dünya soğuk şehir”=”yakutsk rusya”

“dünya soğuk yer”=”antarktika”

“arda turan şimdiki”=”başakşehir”

“arda turan”=”galatasaray”

“arda turan galatasaray forma”=”190 kez”

“arda turan galatasaray gol”=”44”

“arda turan ilk”=”altıntepsi makelspor”

“arda turan avrupa ilk”=”atletico madrid”

“arda turan atletico madrid”=”4 sezon”

“arda turan avrupa ikinci”=”barcelona”

“arda turan ilk milli maç kimle”=”lüksemburg”

“arda turan ilk milli gol”=”uruguay”

“arda turan ilk milli maç yaş”=”19″

}

Bu dosyayı Notepad benzeri bir programla oluşturup istediğimiz gibi ekleme ve düzenleme yapabiliriz. Aklınıza gelen bilgileri belli bir sıra göz etmeden dosyaya alt alta yazabilirsiniz.

Sıranın önemli olmadığını göstermek için gülben ergen’in çocuklarına ilişkin bilgiyi farklı satırlara yerleştirdim.

Ama ne eklediğimizi bilmek bakımından, yine yukarıda Arda Turan’a ilişkin bilgilerde olduğu gibi, ilişkili bilgileri bir yerde tutmak yararlı olabilir.

Bu dosyanın adı önemli değil ama uzantısı .psd1 olmalı.

.psd1 uzantılı dosyalardaki verileri import-powershelldatafile komutuyla bir değişkene aktarabiliriz. Aşağıdaki komuta bakalım:

$icerik=import-powershelldatafile f:denemebilgiler.psd1

Bu komut, bilgiler.psd1 dosyasının içeriğini $icerik adındaki bir değişkene aktarıyor. Bu değişken verileri bir hash tablosu şeklinde içerecek.

Sonra da kullanıcıdan bir soru ifadesi isteyip girilen ifadeyi hash tablosunun hem isim hem de değer kısmında aratacak bir kod yazmalıyız.

Aşağıda kodun tamamını görebilirsiniz:

$icerik=import-powershelldatafile f:denemebilgiler.psd1

while($true){

$soru=” ”

$yanit=” ”

$soru=read-host -prompt “soruyu giriniz”

$soru=”*”+$soru+”*”

$yanit=$icerik.GetEnumerator() | where {$_.name -like $soru}

write-output $yanit

$yanit=$icerik.GetEnumerator() | where {$_.value -like $soru}

write-output $yanit

}

Bu Powershell betiğini çalıştırıp soru için çeşitli ifadeler girersek sonuçların çok hızlı bir şekilde getirildiğini görürüz:

Veri dosyasına bilgilerin küçük ya da büyük harf olarak girilmesi önemli değil. Yukarıdaki resimde hem “gülben” hem de “GÜlbEn” ifadelerinin girilmesi sonucu değiştirmiyor, aynı bilgiler döndürülebiliyor.

Bilgileri girerken ayrıntılı girsek de sorarken küçük ve ayırt edici bir ifade girmemiz yeterli. Kodun 7. satırında kullanıcının girdiği ifadenin önüne ve arkasına * joker karakteri eklediğimiz için ifadenin geçtiği satırlar başarıyla döndürülecektir.

Bu çözümde en büyük sorun veri dosyasına verilerin girilmesi. Veri dosyasına ne kadar çok veri girilirse o kadar yararlı olacaktır.

Bu kısım da bana değil sana düşüyor ey yarışmacı:))

PowerShell kitabım:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/powershell/459531.html&manufacturer_id=5084

Ak Parti örgütü sandıklara sahip çıkamamış olabilir mi?

Nisan 12, 2019

Büyükçekmece ve diğer ilçelerdeki seçim sonuçlarını şaibeli olarak niteleyen Erdoğan şöyle demiş: "Teşkilatımızın içerisinde sandıklara tam manasıyla hakimiyette, eksiklikler, kusurlar olmuş olabilir"

Her şey olur, Ak Parti örgütünün sandıklara sahip olmaması diye bir şey olmaz.

1994 yılında PC Günlüğü adında bir bilgisayar dergisi çıkarıyorduk. Yerel seçimler yaklaşırken partilerin seçimlere ilişkin bilgisayar altyapısını araştırıp dergide yayınlamaya karar verdik.

Bu amaçla CHP’nin Kadıköy ve Refah Partisi’nin Şişli ilçe ve İstanbul il merkezlerini ziyaret etmiştim.

CHP’nin Kadıköy ilçesinde işler feci denilecek kadar kötüydü. Partinin bir girişimi yoktu, yalnızca bilgisayardan anlayan iki fedakar kişi kendi başlarına bir sistem geliştirmişti.

Bu sisteme Kadıköy’ün 450 bin seçmenini kaydedip incelemeyi planlıyorlardı.

Ama seçime birkaç ay kalmışken yalnızca 150 bin kadar seçmeni kaydedebilmişlerdi.

Refah Partisi’nin Şişli ilçesi ve İstanbul il merkezi tamamen farklıydı.

Bir bilgisayar firmasına özel bir program yazdırmışlar, her ilçeye bu programı çalıştıracak bilgisayar sistemini kurmuşlar ve tüm seçmenleri kaydetmişlerdi.

Her ilçenin kaydettiği veriler sonra il merkezindeki veritabanında bir araya getiriliyordu.

Refah Partisi elindeki bu bilgilerle YSK’nın verilerini karşılaştırıp 10 bin kadar mükerrer kayıt saptamış ve bunları bildirip iptal ettirmişti.

Bu sistemin babası Erdoğan’dı.

O zamandan beri Refah Partisi, sonra Ak Parti hep sandıklara sahip çıktılar.

İstanbul’un her sokağını birilerine zimmetleyip oradaki seçmenleri tanımaya ve onlarla ilişkiye geçmeye çalıştılar.

17 yıl süren başarılarının önemli nedenlerinden birisi bu sistem.

CHP 1994 yılındaki zavallı halinden sonra biraz akıllandı denilebilir.

Ama 2015 yılındaki seçimlerde CHP’nin seçim sistemindeki sunucuları yönetirken aynı zamanda bu konudaki saçmalıkların sürdüğünü de gördüm.

Ak Parti’nin seçmenle kurduğu ilişkiyi taklit etmeye çalışan birileri Sandık Çevresi Sorumlusu adında bir çözüm geliştirmeye çalıştı.

Her seçim sandığı için bir CHP sorumlusu belirlenecek ve o sandıktaki seçmenlerden bu kişi sorumlu olacaktı.

Yalnız bu çözüm önerisi baştan sakattı çünkü sandık içerikleri, sandığa kayıtlı seçmenler sabit değildi!

YSK hemen her seçimde farklı sandık sayıları belirliyor ve seçmenleri bu sandıklara dağıtıyordu. Bu yüzden bir seçmen şu seçimde şu sandıktayken bu seçimde bu sandıkta oluyordu.

Bunun nedeni de YSK’nın insanların kafasını karıştırmaya çalışması değildi.

YSK’da son derece bilimsel hesaplar yapılıyordu.

Her seçim öncesinde YSK’da, o seçimin karakterine göre, oy verme süresi içinde bir sandıkta kaç kişi oy kullanabilir sorusuna yanıt vermek için denemeler yapılıyordu.

Bunun sonucunda basit seçimlerde sandık sayısı azalırken karmaşık seçimlerde sandık sayısı artıyordu.

Örneğin, yerle seçimler için daha çok sandık tanımlanırken cumhurbaşkanlığı seçiminde daha az sandık oluyordu.

Tekrar Ak Parti’ye dönersek, Ak Parti örgütü uzun zamandır Erdoğan’ın demir yumruğuyla yönetiliyor.

Bu örgütün sandıklara, seçmen kayıtlarına sahip çıkmadığını düşünmek tamamen yanlış olur.

Eskişehirde kırsal kalkınma mı helikopter parçası üretimi mi?

Nisan 10, 2019

Yılmaz Büyükerşen’in paylaşımlarında kırsal kalkınma kavramı büyük yer kaplıyor.

Paylaşımlarda onu hep tarımın öneminden söz ederken, çiftçilere fide hediye ederken görüyoruz.

Büyükerşen’i ne yaparken görmüyoruz?

Teknoloji ve yüksek teknolojiyi konu ederken, bu alanlara desteğini açıklarken görmüyoruz.

Eskişehir’de Skorsky helikopterleri için parça üreten Alp Havacılık var.

Alp Havacılık’ın fabrikasında kullanılan CNC tezgahlarının içine insan girebiliyor.

Eskişehir’de Arçelik’in buzdolabı fabrikası ve bu fabrikaya parça üreten fabrikalar var.

Eskişehir’de Türkiye’nin en büyük tekstil markalarından birisi olan Sarar’ın fabrikası var.

Eti bisküvilerinin merkezi Eskişehir.

Ama Büyükerşen’i bunlarda hiç görmüyoruz.

Büyükerşen bu tür fabrikaların sayısını arttıralım demiyor.

Bu tür fabrikalar gelsin her türlü desteği veririm demiyor.

Varsa yoksa domates, dut, üzüm, vb.

Artık tarım ve hayvancılık muhabbetini azaltıp teknolojik muhabbete geçsek iyi olmaz mı?

Şunları okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2019/03/13/tarim-ve-hayvanciligin-orantisiz-yeri/

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2017/09/30/findik-uzum-dusuk-urun-fiyatlari-yok-edilen-bitirilen-tarim/