İşletme-ekonomi değil, sağlık bilimleri ve bilgisayar

Nisan 14, 2020

Bu salgın, sağlık sektörünün önemini bir kez daha gösterdi.

Nüfus yaşlandıkça, ülkeler arası ilişkiler artmaya devam ettikçe, hem normal zamanlarda hem de şimdiki gibi anormal zamanlarda sağlık çalışanlarına daha da fazla gerek duyulacak.

Yine bu salgın bilgisayarcıların da önemini ortaya çıkardı.

Bilgisayarcılar olmadan insanlar evden çalışamaz ya da evde eğitim ve eğlence ortamı bulamaz.

Bu nedenle, çocuklarınızı işletme-ekonomi gibi çöp alanlara değil, sağlıkla ilgili alanlara, temel bilimlere ve bilgisayar bilimlerine yönlendirmenizde yarar var.

Valla biz söylemiyoruz, Erdoğan’ın başbakanı söylüyor bunu:

Nisan 10, 2020

İlk RFC

Nisan 8, 2020

İnternet protokolleri RFC belgelerinde tanımlanır.

Standart, Yönerge, Emir gibi zorlayıcı bir ifadeden çok “Şöyle bir önerimiz var, yorumlarınızı bekliyoruz” gibi bir anlama sahiptir RFC (Request For Comments).

Ekteki fotoğraf ilk RFC’nin birinci sayfasını gösteriyor:

 BilgisayarİlkRFCBelgesi

Cumhuriyet’in ilk yılları

Nisan 8, 2020

Cumhuriyet’in kuruluşu, ilk yıllarda yapılanlar tam anlamıyla baş döndürücü. Okudukça, öğrendikçe insan hem şaşırıyor hem hayranlık duyuyor.

Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Bölümü öğretim üyesi Sadet Altay’ın “CUMHURİYET’İN İLK ON BEŞ YILINDA DİYARBAKIR’DA TESİS EDİLEN
SAĞLIK KURUMLARI VE FAALİYETLERİ” başlıklı makalesindeki bazı bilgiler şu şekilde:

“Cumhuriyet’in İlanından Önce Diyarbakır’da Hizmet
Veren Sağlık Kurumları

19. yüzyılda Diyarbakır’da yataklı tedavi hizmeti sunan kurumlardan biri, “Diyar-ı Bekir Asker Hastanesi” idi. Bu hastane, IV. Ordu emrindeydi ve kurumda askerlere sağlık hizmeti verilmekteydi.

Aynı dönemde, vilayet merkezi ve çevresinde görülen salgın hastalıklarla mücadele etmek üzere görevlendirilen Karantina Müdürlüğü, sınırlı imkânlarla sıhhî sorunları çözmeye gayret etmekteydi.

Bunun dışında temeli 1894 senesinde atılan Gureba Hastanesi, vilayette sağlık hizmeti sunan bir diğer kurumdu.

Diyarbakır’da 1924-1938 Yılları Arasında Faaliyete
Başlayan Sağlık Kuruluşları

a. Diyarbakır Numune Hastanesi
b. Trahom Hastanesi
c. Kuduz Tedavi Müessesesi
d. Diyarbakır Zühreviye Hastanesi
(Zührevi Hastalıklar Dispanseri)
e. Süt Çocuğu Muayene ve Müşavere Evi
f. Kazalarda Kurulan Dispanserler
(Muayene ve Tedavi Evleri)”

Bu bilgileri içeren makale, Osmanlıdan Günümüze Diyarbakır adlı çalışmada bulunuyor:

https://www.academia.edu/38288622/Cumhuriyetin_%C4%B0lk_On_Be%C5%9F_Y%C4%B1l%C4%B1nda_Diyarbak%C4%B1rda_Tesis_Edilen_Sa%C4%9Fl%C4%B1k_Kurumlar%C4%B1.pdf?auto=download&email_work_card=view-paper

Yine aynı akademisyenin 1923-1938 arasında Tokat’taki tesisleri anlattığı bir çalışmasında şu bilgiler yer alıyor:

Tokat’ın bayındırlık projesi yapıldıktan sonra, sağlık hizmetlerinin gerektirdiği ihtiyaçları karşılamak amacıyla, “Ankara Numune Hastanesi” örnek alınarak yapılan “Tokat Memleket Hastanesi”, Hususi İdare’ye ait ve 50 yataklı olarak hizmet vermeye başlamıştır. Öteden beri kira ile tutulmuş, mimari ve sıhhi şartlardan çok uzak büyük bir evde çalışan bu hastane; 1934 senesi Hususi İdare bütçesinin sıhhat işlerine ayırdığı tahsisat ile çağdaş bir sağlık kurumuna haline getirilmiştir. Buradaki amaç sağlık hizmetlerinin verimli bir şekilde halka sunulması, halkın hem modern tıbba hem de devlet sağlık teşkilatına güvenmesi ve rağbet etmesidir. Tokat Memleket Hastanesi üç katlı ve oldukça modern inşa edilmiş; çağın gerektirdiği bütün yeni hastane tertibatına sahip olarak donatılmıştır.

Hastane şehrin merkezinde ve hükümet konağı karşısındaki yamaçların bahçeleri içinde kurulmuştur. 1921 yılında Zile’de Hususi İdare tarafından 10 yataklı bir hastane açılmış ve ertesi sene yatak sayısı 20’ye çıkarılmış ise de 1928 sıhhat bütçesinden hastane tahsisatı kaldırılarak 10 yataklı mükemmel bir dispanser haline getirilmiştir. Daha sonra tahsisat azlığı nedeniyle yatak sayısı azaltılarak 5 yatağa düşürülmüştür. Cumhuriyet Arşivi’nden alınan 1935 yılı kayıtlarına göre, Erbaa, Niksar ve Reşadiye’de her biri beşer yataklı yine İl Özel İdaresi’ne ait ve kira ile tutulmuş evlerde hizmet veren muayene ve tedavi evleri bulunmaktadır.

İlginç bir bilgi

Nisan 6, 2020

Gözünüzün önüne bir dünya haritası getirin. O haritada Litvanya ile Hindistan’ı bulun.

Aralarında binlerce kilometre mesafe bulunan iki ülke; coğrafi mesafe kadar büyük görünüm, yaşayış farklılıkları da var.

Şimdi, Hindistan’da kullanılan dilin atası Sanskritçe ve Litvanya’da kullanılan Litvanyaca dillerindeki iki cümleye göz atalım:

Kas tvam asi? Asmi svapnas tava tamasi nakte. Agniṃ dadau te hridi tada viśpatir devas tvam asi.

Kas tu esi? Esmi sapnas tavo tamsioje naktyje. Ugnį daviau tau širdy, tada viešpatis dievas tu esi.

Düşünme Zamanı:

Nisan 4, 2020

Ekonomiden sonraki en büyük sorunumuz Kürt sorunu. On yıllardır bu sorunla birlikte yaşıyoruz. PKK terörünü yok etmeyi bir türlü başaramadık.

Peki niye başarılı değiliz? Pek çok neden bulabiliriz. Bulduğumuz nedenlerin temeli de olabilir. Ama halen bu sorunla karşı karşıyaysak nedeni bulup çözüm üretmekte başarılı değiliz demektir.

Ak Parti bu konuda bir çözüm üretmeye çalıştı. Çapı yetmedi, yetmiyor. Çapsızlığı nedeniyle PKK’ya alabildiğince hoşgörülü oldu, askerlerin operasyonlarını engelledi, PKK bunu fırsat bilip kentlerde, kasabalarda silah ve cephane yığdı ve Ak Parti’nin çözüm süreci sona erdiğinde canımızı yakacak eylemler yapabildi.

Ak Parti’nin buna yanıtı yine uçlara savrulmak oldu: Kürt denmesini bile yasaklayacak sıkılıkta politikalar uygulamaya geçti.

Bunun da çözüm olmadığı meydanda. Halen hemen her gün şehit haberi alıyoruz.

Peki ne yapmalı? Ak Parti karşıtları olarak öylece bekleyecek miyiz? Bizim politikamız nedir bu konuda? Bizim hele bu karantina günlerini fırsata çevirip bu konuda düşünmemiz iyi olmaz mı?

Aşağıda yeni izlediğim bir müzik videosu var. Videoda yok yok: Pırıl pırıl Kürt gençleri, geleneksel (ve ilk kez duyanlara biraz itici gelebilecek) bir Kürtçe şarkı, Ermeni bir gitarist. Dinleyiciler arasında yaşlı bir kadın; ünlü Kürt milliyetçisi Celadet Ali Bedirhan’ın kızı. Topluluk olarak ortalama bir Türk’ün sinirlerini de zıplatabilir: "İşte böyle, Ermenilerle Kürtler birlik olup ayrılıkçılık peşindeler."

Ama bu topluluk aynı zamanda öğrenmemiz, anlamamız, iletişim kurmamız gereken bir topluluk aynı zamanda.

Anlamak, öğrenmek, iletişim kurmak her dediklerini onaylamak, her isteklerini kabul etmek, ne istiyorlarsa yapmalarına izin vermek değil. (Bunu yapan ve aynen Ak parti gibi bir uçtan diğerine savrulan Türk aydınları da var).

Ne yapacağız?

Öncelikle çok okuyacağız, öğreneceğiz, empati kuracağız. Sonra, Ak Parti’nin (ve diğer partilerin) eksik kaldığı politika üretme konusunda kendi çapımızda fikirler geliştireceğiz.

Bunu yapmayıp şimdiki gibi devam edebiliriz. Bu da canımızın yanmasına devam etmek demek olacak.

Okunabilecek Kitaplar:

Kürtler-Hasan Cemal

Kürt Kapanı-Murat Yetkin

Gökyüzünü Kaybeden Kartal: Dersimli Gregoryan Ailesinin Anıları-Murat Kahraman

Bu kitabın bir bölümü ücretsiz okunabilir:

https://books.google.co.uk/books?id=3XeYDwAAQBAJ&printsec=frontcover&hl=tr&source=gbs_atb#v=onepage&q&f=false

Müzik videosu:

https://www.youtube.com/watch?v=GfS5AhL0Ciw

Karantina günlerinde Powershell ile oyun oynayalım.

Nisan 2, 2020

Birisi harika bir iş çıkarmış ve eskilerin oyunlarını Powershell’e uyarlamış.

Oyunları oynamak için öncelikle ilgili modülü yükleme komutunu vermemiz gerekiyor:

Install-Module PowerArcade

Daha sonra da start-game komutu ile bir oyunu başlatabiliyoruz:

start-game nibbles2020

Yukarıdaki komut yılan oyununu başlatıyor. Yalnız bu oyunda yön düğmelerine hep basmamak gerekiyor yoksa yılanımız kaçıp gidiyor.

Find-game komutu ile kullanabileceğimiz diğer oyunları görebiliriz.

Bulduğumuz bir oyunu yüklemek için de install-game komutunu kullanmak gerekiyor:

install-game blackjack

Bir oyunu bu şekilde yükledikten sonra start-game ile başlatabiliriz.

Korona Salgınında Yapılacaklar ve Tren İkilemi

Mart 27, 2020

Şu anda salgın Amerika’yı kasıp kavuruyor. Trump da salgını hafife almaya çalışmakla suçlanıyor. Gerçekten de Trump sokağa çıkma yasağı gibi radikal kararlar almak istemiyor ve bir an önce normal çalışma hayatına dönülmesi gerektiğini savunuyor.

Peki, Trump’ın yanlış yaptığını kolayca iddia edebilir miyiz?

İngiltere’de hükümet radikal önlemler alıyor ve ekonomi durmak üzere. Özellikle devlette ya da büyük özel şirketlerde çalışmayanlar çok zor durumda. Çünkü çalışmazlarsa ayın sonunu getiremeyecekler; ev taksiti ya da kirası, yiyecek masrafı, elektrik-doğalgaz-su faturaları beklemiyor çünkü. Bu durumda ödemelerin ertelenmesi de tek başına çözüm değil çünkü ertelendiğinde biriken borcu ödemek de zor.

Benzer durum Türkiye için de geçerli. Ekonomi zaten iyi durumda değilken bir de salgın nedeniyle daha da kötüleşti.

Salgın konusunda radikal önlemler alıp salgını yok edelim mi yoksa hayatı eskisi gibi yaşayıp ölenleri de kabul edelim mi?

Bu durum felsefenin bir bölümü olan Etik’teki tren ikilemini andırıyor. Bu ikilem şöyle bir şey: Bir trenin yolu üzerinde beş kişi var ve tren başka bir yola yönlendirilmezse bu beş kişi kesin ölecek. Treni yönlendirebileceğimiz hatta ise tek bir kişi var ve yönlendirdiğimizde o insan ölecek. Böyle bir durumda ne yaparsınız?

Yanıt kolay değil.

Salgın sırasında yapılacak şeye karar vermek de kolay değil.

Kadınlar ne okuyor?

Mart 26, 2020

Manisa Celal Bayar Üniversitesi’nde Tarih Bölümü’nde öğretim üyesi olan Ümran Karadeniz’in “18. YÜZYILIN ORTASINDA MANİSALI KADINLAR” başlıklı bir çalışması var.

Bu çalışmada kadınların sahip olduğu kitaplar şöyle anlatılıyor:

“Manisa’da incelediğimiz dönem içinde altı kadının kitap sahibi olduğu görülmektedir. Bunlardan dördünün terekesinde Mushaf-ı şerîf bulunmaktadır. Bu durum hanedan kadınlarının muhallefatlarında da görülmektedir; kitap ya hiç yoktur ya da tek tük dua kitapları, Mushaf-ı şerifler kaydedilmiştir. Peki Manisa’da kadınlar ne türde kitaplar okuyorlardı? Terekelerde Mushaf-ı şerîf haricinde bulunan diğer kitaplar, Enam-ı şerîf, Muhammediye-i şerîf ve Eşrefü’l-elfâz’dır. Bunun haricinde kütüb-i saire olarak ifade edilen muhtemelen küçük risalelerden oluşan kitaplar bir arada zikredilmiştir. En fazla kitap sahibi olan kadın, 255.120 akçelik servetiyle Alime b. Mustafa b. Hacı Mehmed’dir. Kitaplar büyük ihtimalle dedesi Hacı Mehmed’den kendisine intikal etmiştir. Bunun haricinde kitap sahibi olan kadınların ya babaları ya da eşleri hacı veya ağa olduğu görülmüştür.”

Manisa için anlatılan durumun Osmanlı geneli için de doğru olduğu düşünülebilir.

Osmanlıda okuma-yazma oranı düşüktü, bu oran kadınlarda daha düşüktü ve kadınlar kitap okumuyordu.

Cumhuriyet Türkiye’sinde kadınların okuma oranı yükseldi, kadınlar daha çok kitap okumaya başladı.

Şu anda kadınların erkeklere göre daha fazla okuduğu bile gözlenebilir. Ama okunan kitapların içerikleri çok tartışmalı.

Benim gördüğüm kadarıyla kadınlar bitmek bilmeyen bir şekilde kişisel gelişim kitapları ya da insan ilişkilerini ele alan kurgusal kitapları okuyorlar.

Bir de “nasıl bir dünyada yaşıyormuşuz böyle” düşüncesine vardıkları komplo kitaplarına ilgi var.

Kadınların okuması önemli, kendilerini yetiştirmesi önemli. Çünkü kadın gelişirse toplumu geliştirir.

Bu yüzden artık kişisel gelişim kitaplarını, aşk-meşk kitaplarını, komploları açıklayan kitapları bırakıp kurgusal olmayan kitaplara yönelmekte yarar var: Tarih kitapları, bilim kitapları gibi.

Tübitak yayınları, İş Bankası yayınları, Yapı Kredi Bankası yayınları bu alanlarda çok iyi. Aynı zamanda bu kitaplar ucuz da.

Oytun Erbaş’ı bekleyen tehlike: Medya maymunluğu

Mart 22, 2020

Oytun Erbaş’ı yakınlarda keşfettim. Türkiye’de az rastladığımız bir bilimsel kafaya sahip. Bilimi bilim adamı olmayan kişilere uygun bir dille aktarmayı biliyor.

Yalnız son zamanlarda fazlasıyla medyada. Her tuzluğum var diyene elinde salatalık koşturuyor gibi.

Bu da kaçınılmaz şekilde, çok sayıda hata yapmasına neden oluyor.

Halk TV’de Gürkan Hacır’la yaptığı program bu durumun göstergelerinden birisi. Bu programın linkini aşağıda bulabilirsiniz.

Peki, nedir bu programda yaptığı hatalar?

Hatalar maddi hatalar (gerçek olmayan iddialar) ve aşırı yorumlar şeklinde.

Görebildiğim maddi hatalar şu şekilde:

Lobotomi işlemini bulduğu için Nobel alan Egas Moniz’in Nobel’i iptal edildi, elinden alındı: Lobotomi işlemi çok eleştiri alan bir işlem hatta Moniz’in Nobel’i geri alınsın diye çeşitli kampanyalar yapılmış ama hepsi bu. Aldığı Nobel kesinlikle iptal edilmemiş.

Einstein’in 10 çocuğu var, üçü şizofren: Einstein’in kaç çocuğu olduğunu biliyoruz. Yalnızca 3 çocuğu var. Ve yalnızca birisi şizofren.

Aşırı yorumlar da şu şekilde:

Boksörlerin kafaya aldığı darbeler parkinsona neden oluyor, boks yasaklanmalı: Parkinson olan en ünlü boksör Muhammed Ali. Muhammed Ali’nin hastalığının nedeni aldığı darbeler de olabilir. Ama boksörlerin genelde parkinson olduğu şeklinde bir durum yok. Örneğin, Muhammed Ali’nin ezeli rakipleri Joe Frazier ve George Foreman parkinson olmadı. Boksörlerin çoğunun parkinson olmaması bir yana, tam tersi durumlar var: Parkinson hastalarına boks yapmaları öneriliyor! Çünkü boksta tüm vücudun koordinasyonu söz konusu ve bu etkinlik Parkinson hastalarına iyi geliyor. Tabii Parkinson hastalarına önerilen boksta kafaya falan vurmak yok ama sonuçta halen bu bir boks.

Tarım ilaçları Parkinson yapıyor, yiyecekleri iyi yıkayın: Fransa’da yapılan bir çalışma, uzun süre tarım ilacına maruz kalan çiftçilerde parkinsona yakalanma riskinin arttığını göstermiş. Tüketicilerinse tarım ilaçlarına aşırı miktarda ve uzun süre maruz kalma diye bir durumu yok.

Tabii ki yiyecekleri iyi yıkamak önemli ama Erbaş’ın yorumu, tam da programında anlattığı gibi, gereksiz ve anlamsız bir takıntı yaratabilir.

Oytun Erbaş’ı seviyoruz ama kendisine dikkat etse ve daha titiz olsa iyi olur. Hatta bir süre laboratuvarından çıkmaya da bilir.

Programın linki:

https://www.youtube.com/watch?v=hKBLIla1uR4