Cumhuriyet Gazetesinin Kötü İşleri

Nisan 28, 2017

Aşağıdaki haberin başlığı Antalya’da alkolün yasaklandığını söylüyor.

Haberi okuduğunuzdaysa yasaklanan şeyin alkolü açıkta tüketmek olduğunu anlıyorsunuz.

Cumhuriyet iyi bir gazeteye yakışmayacak şekilde haberi çarpıtıyor.

Üstelik bunu ilk kez de yapmıyor.

Muhalif olmayı gerçek dışı bilgiler vermek, gerçekleri çarpıtmak olarak anlıyor.

Bu yaptığı, her şeyden önce aylardır içeride haksız şekilde yatan kendi gazetecilerine hakaret.

Aylak bakkal, aylak CHP

Nisan 27, 2017

Aylak bakkal bir yerini tartar.

Aylak CHP seçimlerde hile var diye bağırır.

Sıradan İnsanlara Düşen Görev

Nisan 17, 2017

Son referandumla birlikte bir şey yeniden ortaya çıktı:

Her kesimden, her siyasi görüşten insanların yapabilecekleri var.

Sıradan insanlara düşen görevler var.

Sıradan insanlar büyük insanların oyuncağı olmamalı.

Onların yönlendirmesiyle her türlü akılsızlığın peşine takılmamalı.

En sevdiği ve inandığı lideri bile sorgulayabilmeli, eleştirebilmeli, karşı çıkmalı.

Bu hem biz sıradan insanlara görev olarak düşüyor hem de sevdiğimiz liderleri doğru yönlendirebilmek için gerekli.

CHPliler seçimlerde hile yapılıyor diyen liderlerinin peşine takılmamalı.

CHPliler seçimleri kaybeden liderlerini istifaya zorlamalı.

CHPliler liderlerini yeni bir şeyler söylemek konusunda, yeni projeler-fikirler üretmeleri konusunda zorlamalı.

Ak Partililer herkesle kavga eden Erdoğan’ı desteklememeli.

“Dur artık, Türkiye’ye, insanlara zarar veriyorsun” diyebilmeli.

Erdoğan sürekli değişik amaçlar peşinde koşarken her seferinde sorgusuz-sualsiz onun arkasından gitmemeli.

MHPliler Devlet Bahçeli’nin her muhalifi hain ilan edip partiden atmasına onay vermemeli.

MHPliler Devlet Bahçeli’nin değişen kararlarını sorgusuz-sualsiz kabul etmemeli.

HDPliler liderlerini özellikle PKKya karşı daha sağlam durmaları için yüreklendirmeli ve yönlendirmeli.

HDPliler hem liderlerini hem de PKKyı şiddetten uzaklaşmaya yönlendirmeli.

Bu ülke hepimizin.

Liderler az, biz çokuz.

Biz iyi şeylerin peşinden gidersek liderler de bizi izleyecektir.

Bülent Tezcan nasıl birisidir?

Nisan 16, 2017

ceteleBugün yapılan referandumda yaşanan bir duruma ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesinde şöyle bir haber var:

“CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan da Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oy pusulalarının ve zarfların geçerli olacağına yönelik açıklamasına ilişkin, “Gerek kanunda gerekse kendi genelgesinde daha oylama başlamadan önce bunlar net olarak tespit edilmiş olmasına rağmen, sayımlar başladıktan sonra Ak Parti temsilcisinin itirazını dikkate alarak mühürsüz oy pusulalarının ve zarfların geçerli olacağına karar vermiş ve bunu duyurmuştur. Bu seçimlerde sahteciliğe Yüksek Seçim Kurulu eliyle izin verilmesi demektir” dedi.”

Oysa durum böyle hiç de böyle değil.

YSK’nın kararı sahteciliğe izin vermek değil.

Durumun içinde olduğum için açıklayabilirim.

Bu seçime ilişkin yönergede, seçim malzemesini (zarflar, pusulalar vb.) içeren çuvalın seçim sabahında sandık kurulu başkanına teslim edilmesi belirtilmiş.

Bu nedenle biz de sandık başkanıyla birlikte çuvalı aldık, yönergeyi uygulamaya başladık.

Yönergede oy zarfının ve oy pusulasının mühürlenmesi isteniyordu.

Biz de mühürledik.

Bu da epey zamanımızı aldı.

Daha önceki seçimlerde bu çuval 2 gün önceden başkana teslim ediliyordu.

Yönerge o zaman da mühürlemelerin seçim sabahı kurul önünde yapılmasını gerektiriyordu ama başkanlar çuvalı evlerinde tuttukları 2 gün içinde bu mühürlemeleri yapıyor ve seçim sabahı da bu durumu sandık kuruluna belirtiyordu. Sandık kurulu olarak da bizlerin bu durumu kabul etmemesi gibi bir durum olmuyordu.

Yeni teslim zamanı, yeni işlemler doğal olarak bazı karışıklıklara yol açtı:

Benim görev yaptığım okulda bazı sandıklarda oy pusulaları mühürlenmemiş.

İlk oy veren 50-60 kişiye bu şekilde oy kullandırılmış.

Sonra durum anlaşılınca ellerindeki pusulaları mühürlemişler.

Atılmış bulunan oyların durumunu da YSKya sormuşlar.

YSK da, dışarıdan getirilmediği belli olan oy pusulalarının mühürsüz de olsa geçerli sayılmasına karar vermiş.

Bence doğru karar da bu.

Çünkü hayat her zaman öngörülemez ve sandık kurulu ya da YSK gibi organlar da öngörülemeyen durumlar için vardır.

Üstelik benim okulda olduğu gibi aksi durumda geçersiz sayılacak oylar çoğunlukla Hayır oyları da çıkabilir.

O zaman bu durumu sahtekarlık olarak nitelemek en azından ucuzluktur.

Bülent Tezcan bu türlü ucuzlukları ilk kez de yapmamaktadır.

2015 yılında 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde, bir firma adına CHP Seçim Sistemi’nde çalışırken Tezcan’ın bu durumunu fark etmiştim.

7 Haziran seçimleri öncesinde 3 ay CHP’de çalıştım.

Bu süre içinde, oluşturduğumuz seçim sistemini 5 kez test ettik.

Çünkü bir sistemin ne kadar iyi olduğu ancak testler sonucunda anlaşılabilirdi.

Bu beş testin sonucunda hem yazılım hem donanım olarak çok rahatlamış durumdaydık:

Eğer sistemlerimiz beş kez gerçek duruma yakın bir şekilde test edilmişse, testlerden de başarıyla çıkmışsa seçim zamanı da yükün altında kalkacak demekti.

Gerçekten de sonuç öyle oldu ve hem 7 Haziran hem de 1 Kasım seçimlerinde sistemimiz sorunsuz çalıştı.

7 Haziran öncesindeki beşinci testin sonunda, seçime de 1 hafta kalmışken, bizim grubumuzun Bülent Tezcan’la toplantı yapması kararlaştırıldı.

(Bülent Tezcan hukuk ve seçim işlerinden sorumluydu)

Toplantıda Bülent Tezcan’ın niye toplantı istediği anlaşıldı.

Tezcan toplantıda YSK’nın yeni bir uygulamasından söz etti:

O güne kadar YSK yalnızca bir sandığa ilişkin sayısal sonuçları gönderirken (A Partisi 80 oy, B partisi 78 oy gibi) şimdi sandık sayımına ilişkin çetelenin resmini de gönderecekti.

Çetele aşağıdaki gibi bir şey (resimde son anayasa referandumundaki gerçek bir çetele yer almaktadır).

Tezcan bu çetelenin önemli bir olanak sağladığını, çeteleyi çözümleyip içindeki bilgileri YSK’nın gönderdiği sayısal bilgiyle karşılaştırmamızı istedi.

Bu şekilde hileleri, sahtekarlıkları tartışılmaz bir şekilde saptayabilecektik!

Tezcan’ın önerisi baştan aşağıya kötü bir öneriydi!

Tezcan’ın istediği şeyin bilgisayardaki karşılığı OCR (Optical Character Recognition) teknolojisidir ve en iyi OCR teknolojisi en çok yüzde 60-70 oranında başarılıdır.

Yani, bir resim dosyasındaki sayıları, harfleri doğru olarak algılama yüzdesi %60-70’tir.

Bu da en az yüzde 30 oranında hata demektir ki bu teknolojiyi bizim amaçlarımız açısından pratik olmaktan çıkarır.

Daha da kötüsü, seçime 1 hafta kalmışken böyle bir öneri getirmek saçmalıktan başka bir şey değildir.

Ben durumu bu şekilde anlatmaya başladım ama Tezcan diretince biraz üslubum sertleşti, Tezcan da toplantıyı terk etti.

Parti yönetimi yine de bölümümüzdeki bir arkadaşı görevlendirdi. O da en iyi programcımızdı.

O arkadaş birkaç gün uğraştıktan sonra bunun bir yere gitmeyeceği anlaşıldı, Tezcan’ın parlak önerisi de rafa kaldırıldı.

İyi de oldu.

Çeteleyi OCR ile incelemeden de sonuç almayı bildik.

Sonuç:

CHP her seçimde havanda su dövüyor. Bu durumun en önemli simgelerinden birisi de Bülent Tezcan.

CHP hem havanda su dövmekten hem de Tezcan gibilerinden vazgeçmeli.

Ak Parti’nin en saçma projelerinden birisi: Şehir Hastaneleri

Nisan 5, 2017

İstanbul’un bir ucuna dünyanın en büyük hastane kompleksi yapmanın anlamı nedir?

Anadolu yakasındaki hastalar birkaç saatten önce o hastaneye ulaşamaz.

Avrupa yakasındakiler için bile ulaşım kolay değil.

Hastanelerin bu kadar devasa ve uzak olmaması gerekir.

İşte bu yüzden Hayır demeliyiz

Mart 30, 2017

Halk Meclisi toplantısında kadının yeri

Bilecik’in Pazaryeri ilçesinde 2017 yılının ilk Halk Meclisi toplantısını yapıldı.

Kaymakam ve Belediye Başkanı’nın da katıldığı halk meclisinde, kadınlar toplu fotoğraf karesine alınmadı ve toplantının yapıldığı salonun en arkasına gönderildi.

Palyaço gazeteciler

Mart 27, 2017

CNN Türk’te Hakan Çelik’i izlediğimde hep aynı şeyi düşünüyorum.

Hakan Çelik bir gazeteci gibi değil bir devlet adamı gibi konuşuyor.

Devlet adamı ağır başlığında, devlet adamı sağ duyusunda.

Halbuki gazetecinin görevi bu değil.

Gazeteci devletin sözcüsü değil.

Muhalefetin de sözcüsü değil.

Gazeteci haber vermeli.

Devletin resmi haber ajansı var, onlar da haber veriyor.

Peki, gazeteci hangi haberleri verecek?

Resmi ajansların, devlet adamlarının, parti sözcülerinin vermediği, gizlediği haberleri, birilerini rahatsız edecek olan haberleri.

Gazeteciliğin tanımlarından birisi de bu:

"Gazetecilik birilerini rahatsız edecek haberleri vermektir. Gerisi halkla ilişkiler çalışmasıdır."

Başarılı bir proje nasıl bir şeydir?

Mart 26, 2017

Projelerin önemli bir kısmı belirlenen zamanda, belirlenen maliyetle tamamlanamıyor.

Bunun en önemli nedenlerinden birisi, proje yöneticilerinin projelerine hep daha fazla insan ve kaynak aktarmaya çalışması.

Projeler amacından sapıyor ve mümkün olduğunca fazla adam yönetme savaşına, mümkün olduğunca kaynak alma çabasına dönüşüyor.

Proje başarısız olunca ya da belirlenen zamanda gerçeklemeyince bahane de hazır oluyor:

“Bana yeterince adam ve para vermediler.”

Başarılı bir proje ise ne yaptığını bilen adamların, makul sürelerde, makul maliyetlerle bir çözüm üretmeleri demek.

Buna güzel bir örnek aşağıdaki linkte anlatılıyor.

ABD Deniz Kuvvetlerinden bir ekip yeni bir füze geliştirmeye girişmiş.

Normalde böyle bir iş, çok sayıda kişinin işe dahil olması, ayrıntılı ihalelere çıkılması, yılların geçmesi demek.

Ama ekip bu sefer farklı bir yol izlemiş.

Küçük bir ekip, piyasada bulunabilecek donanımlarla yeni bir füze tasarlamış.

Örneğin füze gövdesini model füze üreticilerinden 900 dolara almışlar.

Bu sırada bol bol hata yapmayı da göze almışlar.

Ama daha üçüncü denemede başarıya ulaşmışlar.

Başarı için formül açık:

Az sayıda nitelikli insan, düşük bütçeler, somut hedefler.

Proje aşağıdaki linkte anlatılıyor:

http://www.popularmechanics.com/military/research/a25747/navy-ramjet-model-rocket-credit-card/?src=nl&mag=pop&list=nl_pnl_news&date=032117

Başkanlıkta neler yapacağız neler

Mart 24, 2017

Erdoğan 47 kanunu birden onaylamış.

Rekor sayıda kanun çıkarıyorlar.

Önlerinde hiçbir engel yok.

Yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında.

Hala başkanlık diye tutturuyorlar.

CNN Türk Kanalının Kötü Bilimcileri

Mart 16, 2017

CNN Türk’te Emin Çapa ve Cem Seymen adında iki kişi var.

Bu kişiler bilim ve teknolojiyle ilgili çok haber yapıyor.

Haber yapmak dışında TEDx gibi yerlerde de sunumlar yapıyorlar.

Bu kişilerin sorunu bilimi de, teknolojiyi de pek iyi anlamamış olmaları.

Her programlarına yansıyor bu anlayışsızlık, bilgisizlik ve kavrayışsızlık.

Cem Seymen’in 28 Haziran 2015’de akşam saatlerinde yayınlanan programında akıl dışı iddialara yer verildi.

Örneğin, Seymen’in programında yer verdiği akademisyen dünyada 25 arı çeşidi olduğunu ve bunların beşinin yalnızca Türkiye’de bulunduğunu iddia etti.

Wikipedia’daki küçük bir araştırma dünyadaki arı çeşidinin 20 bin civarında olduğunu söylüyor.

Araştırma sırasında rastladığım bir başka linkte yalnızca İngiltere’de 250 çeşit arı yaşadığı yazıyor.

Seymen bunu ilk defa yapmıyor.

Kafasındaki bazı düşünceleri doğrulamak ve doğrulatmak için olağanüstü abartılara gidiyor, yalan-yanlış bilgileri ortaya savuruyor.

Emin Çapa da aynı şekilde abartmayı ve yalan-yanlış bilgiler vermeyi seviyor.

Çapa’nın İnternet’te çok paylaşılan bir TEDx sunumunda, Arşimet’in hamamda bulduğu prensipten söz ediliyor.

Çapa’nın sumununda çok bilinen bir yanlışa sapılıyor:

Çapa Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulduğundan söz ediyor ve Türk hamamlarında kaldırma kuvveti yok muydu diye kendisince zeki bir soru soruyor.

Sunumun bir yerinde doğruya yaklaşır gibi de oluyor gerçi;

Arşimet’in suyun kaldırma kuvvetini bulmadığını, cisimlerin suya batırıldıklarında hacimleriyle orantılı bir suyu taşırdıklarını bulduğunu söylüyor.

Biz tam "hah, şimdi doğrusunu söyleyecek herhalde;

Arşimet’in bulduğu şey cisimlerin hacimleri oranında su taşırmasıdır ve bu yoldan özgül ağırlıkları hesaplanabilir" derken yanlış bilgiye devam edip suya batırılan altın ve gümüşün farklı miktarlarda su taşıracağı gibi saçma bir bilgi veriyor, insana saç-baş yolduruyor.

Bize de "Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur" demek düşüyor.

Burada şu söylenebilir:

Çapa’nın yanlışına değil asıl söylemek istediği şeye bakın.

Ama bilim ve teknolojide usül ya da ayrıntılar ASIL kadar önemlidir.

Bilimi ve tekolojiyi diğer bilgi kaynaklarından ayıranlar bunlardır.

Küçükken okuduğum bir kitapta eşikte durmanın günah olduğu yazıyordu; eşikte duranları şeytan çarparmış.

Aslında doğru bir öneri bu; eşikte durulmaz, oturulmaz.

Neden? Çünkü insan vücudu kapıdan hızla geçen hava akımıyla kolay başa çıkamaz, hasta olur.

Eskiler bunu görüp şeytan çarpması şeklinde açıklamış.

Şimdi, aslında doğru bir şey söylüyor diye şeytan çarpması iddiasına inanacak mıyız?

Emin Çapa’nın sözleri benzer şekilde. Adam hepimize ayar vermeye çalışıyor, daha Arşimet’in neyi bulduğundan haberi yok.

Bize de onu alkışlamak mı düşmeli?