İnternet çıkışlarını çeşitlendirmenin yararları

Nisan 11, 2018

Geçtiğimiz günlerde Moritanya’nın İnternet bağlantısı 2 gün süreyle kesildi.

Durumu anlamak için aşağıdaki resme göz atalım:

Resimde de görüldüğü gibi, Moritanya (ve birçok başka ülke), Afrika’yı boydan boya geçen bir fiber optik kabloya tek bir çıkış ile bağlı.

O çıkışı sağlayan fiber optik kablo da nedeni ve faili şu anda belli olmayacak şekilde kesildi.

Bu türlü durumlarla başa çıkabilmek için ülkelerin İnternet çıkışlarını çeşitlendirmek gerek.

Örneğin Türkiye birkaç denizaltı fiber kablo, birkaç değişik uydu ve karadan da mikrodalga antenlerle İnternet’e bağlı.

Bu bağlantılardan biri veya birkaçı kesilirse ülkemiz yine İnternet’e bağlı kalmaya devam eder.

Hem insanlarımızın konforlu bir şekilde İnternet’e bağlanması hem de iç ve dış güvenliğimiz için hep değişik bağlantı olanaklarına sahip olmalıyız.

Reklamlar

Kızıldere Anması

Nisan 3, 2018

Kızıldere’yi anmak için toplananlar göz altına alınmış: Haberi okuyalım:

Hemen hepsi genç.

Bu kadar gencin hatalı, yanlış, yanıltıcı kişilerin peşinden halen koşması çok acı.

Bilgi için okuyalım:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2018/03/15/mahir-cayanin-dogum-gunu-dolayisiyla/

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2014/11/13/deniz-gezmis-ile-hesaplasmak-2/

İnternet: Asılsız Bilgiler Yuvası

Mart 31, 2018

Özlü sözlere çok meraklıyız.

Özlü sözleri seviyoruz, paylaşıyoruz.

Ama büyük bir sorun var: Paylaşılan sözlerin hemen hepsinde yanlışlık var. Söz ile o sözü söylediği iddia edilen kişi birbirine uymuyor.

Bu tür sözlerle başa çıkabilmek için (başa çıkmak da gerekiyor) yapılabilecek en iyi şeylerden birisi okumak.

Örneğin, Mevlana’nın en büyük eseri Mesnevi. Okuyalım kardeşim. Okuyalım ki ne dediğini (ve ne diyemeyeceğini) öğrenelim.

İbni Haldun’un en önemli eseri Mukaddime. Okuyalım aydınlanalım.

Aristo deseniz dünyayı 1500 yıl boyunca etkilemiş ama yazdıklarının hepsi yaklaşık 2000 sayfa. Okunmayacak bir şey değil.

Yukarıda geçen ve geçmeyen kişilerin eserlerinin hemen hepsi Türkçeye gayet güzel çevirilerle çevrilmiş durumda. Bizi tutan yok.

Asılsız sözleri bir tıkla paylaşma kolaycılığı yerine biraz zoru seçip eserlerin asıllarını okumak daha doğru olmaz mı?

Macaristan ve Türkiye

Mart 24, 2018

Wall Street Journal’da yayınlanan bir Macaristan değerlendirmesi ister istemez Türkiye’yi anımsatıyor.

Değerlendirmede şunlar göze çarpıyor:

Başbakan Victor Orban son seçimleri de kazanıp dördüncü kez iktidara gelmiş.

Orban, Macaristan’ı Singapur, Çin, Rusya ve Türkiye gibi liberal olmayan bir ülke haline getirmek istiyormuş.

Bu istek doğrultusunda medya Orban yanlılarının elinde toplanmış ve yalnızca Orban’cı propaganda yapar hale gelmiş.

Aslında muhalefet partileri Orban’ı devirecek kadar oy alıyormuş ama birbirleriyle kavga etmekten Orban’a karşı geçerli bir alternatif üretemiyorlarmış.

2010’a kadar iktidarda olan merkez soldaki parti hem ekonomiyi iyi yönetememesi hem de yolsuzluklara bulaşması nedeniyle iktidarı kaybetmiş.

Anlamlı benzerlikler var Macaristan ile Türkiye arasında.

Trump bir şeyler biliyormuş

Mart 24, 2018

Wall Street Journal gazetesinin 2 Mart 2018 tarihli nüshasından bazı haberler:

ABD’de işten çıkarılanların sayısı 50 yılın en düşük düzeyinde. Toplam işsizlik oranı ise %4.1 (Türkiye’de 2017 yılı için bu oran 10.9.)

ABD’de enflasyon oranı tahmin edilen oran olan %2’nin altında. (Türkiye’de hep tahminlerin üzerinde çıkıyor ve şu anda %12 civarında).

ABD’de hane halkı gelirleri artıyor (Trump’ın açıkladığı vergi indirimleri nedeniyle).

ABD’li firmalar yurtdışında tuttukları ABD’ye getirmeye başlamışlar.

Bu paraları hisselerini geri almak, araştırma-geliştirmeyi arttırmak ve çalışanların ücretlerine zam yapmak için kullanmayı planlıyorlar.

Örneğin, Amgen firması 10 milyar doları hisselerini almak için kullanırken 300 milyon doları da yeni bir üretim tesisi kurmak için harcayacak.

Trump palyaço gibi bir şey ama işi bildiği de tartışılmaz.

Akademisyen ve siyasetçilerimizin durumu

Mart 23, 2018

Cumhuriyet gazetesinde şeker fabrikalarının özelleştirilmesine ilişkin bir yazı var. Yazının linki aşağıda:

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/946595/Seker_fabrikalari_gercegi_MUSTAFA_OZYURT_yazdi….html

Yazıyı yazan kişi sıradan birisi değil: Bir profesör doktor ve eski milletvekili. Yani, yazdığı konularda halkı aydınlatacak bilgi ve birikime sahip olması düşünülen-umulan birisi.

Yazının şu kısmına bir göz atalım:

“Cumhuriyetin şeker fabrikalarını kurma girişimi başladığında şeker ithalatını elde tutan bir özel şirket varmış. Hatta bu şirketin aktif yürütücüsü, bir şeker kralı bile ortalıkta dolaşırmış. Bu şirketin ne yeri ne yurdu, ne depolama, sevk etme tesisleri ne de büroları varmış. Ama Türkiye’nin büyük miktarda şeker dış alımında gene bu şirket sahnedeymiş. Örneğin dört şeker fabrikası 1939’da şeker üretimini 42 bin ton ile sınırlandırmak zorunda kalmış. Ancak işler kontrol altına alınıp da İnönü projesi ile şirket ortadan kaldırılınca o yıl, 4 şeker fabrikasının üretimi 90 bin tona çıkmış. Sonra da 120 bin tona.”

Halkı aydınlatacak yazı böyle mışlı-mişli mi olmalıydı? Bunun yerine özel şirketin adını, yöneticilerinin bilgisini, 1939’da şeker fabrikalarının üretimini kısıtlama gücünü nereden aldığını (tabii böyle bir şey varsa) öğrensek iyi olmaz mıydı?

Akademisyenlerimizin, siyasetçilerimizin durumu içler acısı ne yazık ki.

Şirket kurmak kolaylaştı, yaşasın!

Mart 22, 2018

Belirli dönemlerde Türkiye’de şirket kurmanın kolaylaştığı ve ucuzladığı yönünde haberler dolaşıyor ortalıkta.

Gerçekten de Türkiye’de şirket kurmak kolay.

Zor olan, şirketi ayakta tutmak ve istenildiğinde kolayca kapatmak!

Türkiye’de işlemler genelde “Adam şirket kurduysa bunda para vardır, alalım ondan bu parayı” mantığı üzerine kurulu.

Şu bilgiler bu durumu yeterince gösterecektir:

1) Her ay verilen KDV beyannamesi için ödenen damga vergisi. Bu bedel her yıl artıyor. Şu anda 38.80 TL. O ay hiç fatura giriş çıkışınız olmasa bile bu tutarı devlete ödemek zorundasınız.

2) İşletmenin kiraladığı ofis ya da tesis için ödenen stopaj (bir çeşit vergi). İşletmeler kira için yüklüce bir tutar ödedikleri gibi bir de kiranın yüzde 20’si kadar stopaj ödüyor.

3) Elektrik ve su giderlerinin zamlı olması. İşletmeler tükettikleri su ve elektrik için ev tüketimine göre daha fazla para ödüyor. Neden? Çünkü iş kurduklarına göre çok para vardır onlarda.

4) Muhasebeci ücreti. Eskiden küçük işletmeler kendi muhasebelerini tutabiliyordu. Şimdiyse en küçüğünden en büyüğüne kadar her işletme bir muhasebeciyle anlaşmak ya da muhasebeci çalıştırmak zorunda. En küçük işletmenin muhasebeciye vermesi gereken para aylık 200 tl civarında. Muhasebeciler odasının en iyi yaptığı iş her yıl ücret tarifesini enflasyon oranında arttırmak.

5) Şahıs şirketlerini kapatmak çok kolay: Bir dilekçe verilmesi yeterli. Limited ya da anonim şirket olunca işler kolay değil. Kapattım deyip kapatamıyorsunuz. Tonla ayrıntı var, beklenilmesi gereken süreler var, vb. Türkiye’de şirket kurmak kadar kapatmayı da kolaylaştırmak gerekli.

Çanakkale Savaşı

Mart 21, 2018

Çanakkale Savaşı’nı anlamak için bu videoyu izlemelisiniz:

https://player.vimeo.com/video/159522988

Mahir Çayan’ın doğum günü dolayısıyla

Mart 15, 2018

Mahir Çayan’ın yazdığı yazılara İnternet’te Toplu Yazılar ya da Bütün Yazılar başlıklarıyla ulaşılabiliyor.

Bunlardan birisi şu şekilde:

https://www.marxists.org/turkce/cayan/yayinlar/butun-yazilar.pdf

Peki bu yazılarda ne var?

Çayan’ın Toplu Yazılar kitabında “düşman” sözcüğü 42 kez, ”savaş” sözcüğü 447 kez, “silah” sözcüğü 144 kez, “zor” sözcüğü 64 kez geçer.

“Zor” sözcüğü “işimiz zor” cümlesindeki gibi değil, “bunu zorla çözeceğiz” cümlesindeki gibi bir anlama sahiptir. Örneğin, şöyle der:

“Marx ve Engels’in genel kural olarak “zora” dayanan devrimi öngördüğünden bir tek kelimeyle bile bahsetmemek, Marx ve Engels’i tahrif etmekten başka bir şey değildir.”

“genel kural, burjuva diktatoryasının “zorla” parçalanarak, proletarya diktatoryasına dönüştürülerek sosyalizme geçiştir.”

“Barış” sözcüğü ise kitapta yalnızca 96 kez geçer ve hemen her seferinde devrimci mücadelenin barışçı olamayacağını anlatmak için kullanılır. Aşağıdaki örnekte olduğu gibi:

“sınıf mücadelelerinin, barışçıl bir biçimde hallolunabileceğini ileri süren Proudhon’a Marx’ın verdiği cevap kesindir. “… Ancak artık sınıfların ve sınıf çelişmelerinin bulunmadığı bir düzendedir ki, sosyal evrimler, artık siyasi devrimler olmaktan çıkacaklardır. O zamana kadar toplumun her yerinden değiştirilip, düzeltilmesinin arifesinde sosyal bilimin son sözü şu olacaktır, YA MÜCADELE, YA ÖLÜM, YA KANLI SAVAŞ, YA DA YOK OLMA.”

Bu durum şunu gösteriyor: Mahir Çayan romantik, hümanist, barışsever, karıncayı incitmez birisi değildir.

Çayan, inandığı fikir doğrultusunda şiddet kullanmayı tek yol olarak gören birisidir.

Çayan’ı doğru tanımlamakta yarar var.

Cloudflare firması Intel’i bırakıp ARM mimarisine geçiyor.

Mart 14, 2018

Cloudflare özellikle DDOS saldırılarına karşı dağıtık bir içerik sağlıyor.

Bunu yapmak için de dünyada iki yüze yakın şehirde veri merkezi kuruyor.

Şirketin genel müdürü verdikleri bir kararı açıklıyor:

İşlemcilerde Intel’i bırakıp bütünüyle ARM mimarisine geçecekler.

“ARM mimarisinin getirdiği enerji tasarrufu o kadar büyük ki Intel işlemcileri bedava olsa bile biz ARM işlemcilere geçeceğiz” diyor.

Önemli bir gelişme.

Haberin tamamı şu linkte:

http://www.itprotoday.com/network-security/cloudflare-bets-arm-servers-it-expands-its-data-center-network