Bir Şiir İki Beste

Ocak 30, 2020

Önce şiire bir göz atalım:

Şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız
Gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız
Yalnız kederli yalnızlığımızda sıralı sırasız
O mahur beste çalar Müjgan’la ben ağlaşırız

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı

Bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra
Sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara
Simsiyah bir teselli olur belki kalanlara
Geceler uzar hazırlık sonbahara.

Şiirin adı Bir Mahur Beste. Şairi Attila İlhan. Farklı bir şiir.

En azından günümüzde sevilen şiir olduğu iddia edilen şeylerden farklı.

Uzun zamandır şiir kafiyesiz, söz oyunsuz, çoğunlukla devrik cümlelerden oluşan bir metin olarak algılanıyor.

Eğer

“Gitmiştim ben uzaklara

Bırakmıştım seni yapayalnız”

Benzeri şeyler yazarsak şiir olacak sanılıyor. Bir de kesinlikle kafiye olmamalı.

Atilla İlhan’ın şiiri bu yüzden önemli. Şiir gibi şiir çünkü.

Her şeyden önce bir derdi var, bir olayı, bir duygulanımı anlatıyor. Tabii bir derdin, bir davanın, bir duygulanımın olması yetmez, onu bir de edebi şekilde sunmak önemli, şiir tam da  bunu yapıyor.

Anlattığı şey 1970’lerin başında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamı.

Şair onları “Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı
Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı” şeklinde tanımlıyor.

Ama onlar gitti ve arkalarında derin bir sızı bıraktı, onları sevenlerin dünyası karardı.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları neden genelde insanları, özelde de şairleri bu kadar etkiledi? Onların idamından hemen önce öldürülen ve Mahir Çayan ve arkadaşları bu kadar etkilememişti insanları.

Bunun bir nedeni, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kendi seçtikleri şekilde ölmeleriydi.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları ise başkalarının seçtiği şekilde öldüler. Ölümü haftalarca, günlerce beklediler.

Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölümü toplumu (en azından bir bölümünü derinden etkiledi. Bu etkiyle şiirler yazıldı, besteler yapıldı.

Atilla İlhan’ın şiir bunlardan yalnızca bir tanesi. En iyilerden birisi.

Bu şiir iki kez bestelendi, şarkı haline getirildi. İlki Ergüder Yoldaş’ın yaptığı ve karısı Nur Yoldaş’ın seslendirdiği şarkıydı.

Onlardan yıllar sonra bu kez Ahmet Kaya besteledi bu şiiri.

Şu anda ilk beste neredeyse hiç anımsanmıyor, yalnızca Ahmet Kaya’nın şarkısı biliniyor.

Nedenleri incelenmeye değer. Nasıl oldu da ilk beste ortalıktan yok oldu, dinlenmez oldu?

Bir neden Ergüder Yoldaş’ın bestesinin daha batılı, Ahmet Kaya’nın bestesinin daha doğulu olması. Ahmet Kaya’nın şarkısını dinleyip çok sonra Nur Yoldaş’dan bu şarkıyı dinleyen birisinin ilk tepkisi “Biraz marş gibi olmuş” dedi. Haklı, özellikle ilk kısmı marş gibi geliyor.

Batılı şarkılarda şarkıcı çok daha gür bir sesle, neredeyse çığlık çığlığa söylüyor şarkısını. Şarkılarda bol bol inişler-çıkışlar görülüyor.

Doğulu şarkılarda şarkıcının çığlık çığlığa olması iyi karşılanmıyor; şarkı usul usul, sakin sakin söylenmeli. Müslüm Gürses de böyle yapıyor, Sıla da ya da aklınıza gelebilecek şarkıcılarımızın çoğu da.

Şimdi iki şarkıyı siz de dinleyin, siz de kendi kararınızı verin:

https://www.youtube.com/watch?v=EVwYvmoG8Ms

https://www.youtube.com/watch?v=JaZ_q4YD5qE

Deniz Gezmiş için bir değerlendirme okumak isterseniz o da burada:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2014/11/13/deniz-gezmis-ile-hesaplasmak-2/

Windows 7

Ocak 17, 2020

Bu ay içinde Microsoft’un Windows 7 desteği sona erdi. Microsoft artık Windows 7 için yeni güncellemeler üretmeyecek.

Bu durum Windows 7’nin artık çalışmayacağı anlamına gelmiyor. Yalnızca artık güncellenmeyecek. Bu da büyük bir sorun değil çünkü Windows 7 oldukça dengeli, kararlı bir sistem.

Tabii ki Windows 7 içinde şu ana kadar saptanamamış bazı güvenlik açıkları bulunabilir. Ama bu güvenlik açıklarını kullanarak bir bilgisayarı ele geçirmek sanıldığı kadar kolay değil.

Şunu da unutmayalım: Değil Windows 7, çok daha eski bir işletim sistemi olan Windows XP bile hala birçok yerde kullanılıyor.

En önemli yerlerden birisi de İngiltere’nin son, yeni uçak gemisi. Böyle bir projede halen XP kullanılıyorsa (XP desteği sona ereli yıllar oldu) Windows 7 de kullanılabilir.

Bu Windows 10’a geçmeyin demek değil. Yalnızca korku ticaretinin kurbanı olmayın. Windows 7’de kalmak istiyorsanız kalın, Windows 10’a geçmek istiyorsanız geçin.

Bu konuda kaygı, korku çekmeyin, rahat olun.

Kapitalizm Neden İyidir?

Ocak 13, 2020

Bugün sabahtan Superonline’dan arayıp ADSL modem yerine 4.5G-5G teknolojisine dayanan yeni bir teknolojiye geçmek isteyip istemediğimi sordular. Bunda telefon kablosu ya da fiber kablo yok, cep telefonu gibi doğrudan 4.5G ağına bağlanılıyor. Hız da var olan teknolojiye göre artıyor. Ben de kabul ettim. Çarşamba günü arayıp kurulum için birilerinin geleceğini söylediler. Bunda da anlaştık.

Ama saat 16:00 gibi arandık, teknik arkadaşlar uygunsak gelip kurulum yapmak istediklerini söylediler! Gelip kurulum yaptılar, şimdi sistem çok güzel çalışıyor.

Çarşamba nerede, ilk aramadan birkaç saat sonra gelip kurulum yapmak nerede.

İşte bu herkesin küfretmek için yarıştığı kapitalizm.

Kurulum yapacak olanlar Çarşamba’yı beklemek yerine zamanları uygun olduğu için ve ilgili işi kapatıp paraları hesaplarına geçirmek istediği için işimiz çok önceden halledildi.

Kapitalizme laf edenlerin bu tür örnekler üzerinde düşünmesinde yarar var.

Barbie Oyuncaklarını Üreten Mattel Firması Örnek Olmalı

Ocak 8, 2020

Mattel firması dünyanın en büyük oyuncak üreticilerinden birisi. 13 fabrikası, 35 bin çalışanı var ve dünya çapında 375 bin noktaya ürünleri ulaştırılıyor.

Firmanın 2018 yılından bu yana yeni bir yöneticisi (CEO) var.

Yeni yönetici firmada önemli şeyler yapıyor. Yaptığı en önemli iş ürünleri, üretimi, satışı, pazarlamayı basitleştirmeye çalışmak.

Neden basitleştirmeye gerek var?

Büyüyen her firmada olduğu gibi Mattel’de de zaman içinde karmaşıklıklar artmış, verim ve dolayısıyla masraflar artmaya başlamış. Firmanın hareket yeteneği azalmış.

Örneğin, oyuncakları üretmek için çeşitli renklerde boyalar kullanılıyor. Yalnızca kırmızı rengin 150 değişik tonu varmış.

Her ton için stok tutulması gerekiyor. Ayrıca oyuncaklarda bir renkten bir renge geçerken makinelerin temizlenmesi gerekiyor. Temizleme de makinelerin o sırada çalışmaması demek.

Ne kadar fazla renk o kadar fazla çalışmama süresi.

Şimdi firma bu kırmızı tonların üçte birinden vaz geçiyor. Bunu diğer renkler için de yapıyor.

Firmanın tedarik müdürü önemli bir şey söylüyor: “Karmaşıklık bizi öldürüyor.”

Yeni müdür 13 fabrikayı da fazla buluyor. Fabrikaların bazıları satılacak, bazıları birleştirilecek, bazıları kapatılacak.

Renklerin yüzde otuzundan vaz geçildiği gibi, üretilen ürünlerin sayısı da yüzde otuz düşürülecek.

Firma fabrikaları ve renkleri yönetme yerine oyuncak üretimine yoğunlaşacak, trendleri daha iyi izleyecek, yeni trendler yaratacak.

Bu değişiklikler sayesinde son 11 yılda 8 kez zarar açıklayan firmanın daha iyi bir yere gelmesi amaçlanıyor.

Mattel’in yaptığını her firma yapmalı. Yapılan işi, verimliliği hep gözden geçirmeli. Karmaşıklığı azaltıp basit yapılara, işlemlere yönelmeli.

Çünkü karmaşıklık öldürür.

Ortalama Ömrümüz 38 yıl Olmalıydı

Ocak 2, 2020

Araştırmacılar DNA metilasyonu denilen bir olaya bakarak canlıların ortalama yaşam süresini hesaplamışlar.

İnsanın ortalama ömrü 38 çıkmış. Ama biz bundan çok fazla yaşıyoruz. Ortalama ömür 80 yılı buldu.

Bu da modern tıp, modern tarım-hayvancılık teknolojileri sayesinde oldu.

Demem o ki modern tıptan, GDO’dan şikayeti bırakın, kimyasal lafını da zehirle bir tutmaktan vazgeçin.

38 yıldan fazla yaşıyor olmanın tadını çıkarın.

Parti Değerlendirme Tablosu

Aralık 28, 2019

Yeni Siyasi Partiler

Türkiye’nin çok sorunu var. Bu sorunları çözmeye aday olan çok sayıda da parti. Yeni partiler de kuruluyor.

Eski partileri bile tam bilmiyorken yenileri birbirinden nasıl ayırt edeceğiz?

Bu konuda yardımcı olması için bir Excel tablosu hazırladım.

Beğendiğimiz ve beğenmediğimiz partilere tablodaki soruları soralım, ne yapacaklarını öğrenip tabloyu dolduralım. Kafalarımızı netleştirelim.

Tabloda görmek istediğiniz soruları ya da konuları da iletirseniz tabloyu güncelleştirebilirim.

Tabloyu indirmek için aşağıdaki adresi ziyaret edebilirsiniz:

http://muratyildirimoglu.com/partidegerlendirme.xlsx

Üçüncü Yol Gerekiyor

Aralık 15, 2019

Resimdeki kadın Shamima Begum:

Derisi beyaz değil, Müslüman, başı da kapalı.

Bu resimdekiyse Aaron Campbell:

Derisi beyaz, saç stili havalı. Tam bir İngiliz.

Shamima Begum İngiltere’de doğmuş ve İngiliz vatandaşı. Vatandaşıydı demek daha doğru.

Aaron Campbell da İngiltere’de doğmuş ve İngiliz vatandaşı. Halen vatandaş.

Shamima Begum artık İngiliz vatandaşı değil. Çünkü 15 yaşındayken dini inanış olarak fanatikleşti, DAEŞ’e katıldı, DAEŞ milatanlarıyla evlendi, üç de çocuk yaptı (üç çocuğu da 1 yaşına gelmeden öldü). DAEŞ’in yenilmesiyle birlikte de tekrar İngiltere’ye dönmek istedi. İsteği kabul edilmediği gibi vatandaşlıktan da çıkarıldı.

Aaron Campbell, 6 yaşındaki bir kız çocuğunu evinden kaçırdı, tecavüz etti ve öldürdü. Yargılandı, hapse atıldı.

Hiç kimsenin aklına yaptığı eyleme bakarak Aaron Campbell’ı vatandaşlıktan çıkarmak gelmedi. En iğrenç eylemi de yapsa saf İngilizdi kendisi. Shamima Begum ise istediği kadar İngiltere’de doğsun, İngiltere vatandaşı olsun, İngilizceyi aksansız konuşsun, bir İngiliz olamazdı. Tek bir kişiyi yaralamadığı, öldürmediği halde kitlesel bir histerinin sonucu olarak vatandaşlıktan çıkarıldı.

Bu işleme karşı çıkanlar İşçi Partisi ve onun lideri Jeremy Corbin oldu. İşçi Partisi yalnızca bu konuda değil, her konuda insana umut verecek şekilde azınlıkların haklarını koruyor. Bu yüzden İngiltere’deki Türklerin, Müslümanların çoğunluğu İşçi Partisi’ne oy veriyor.

İşçi Partisi Kuzey İrlanda örneğinde olduğu gibi, uzlaşmazlıkları barışçı yollardan halletme yolunda da güzel bir tarihe sahip.

Buna karşın İşçi Partisi’nin ekonomi politikası yerlerde sürünüyor. Jeremy Corbin’in başkanlığında, İşçi Partisi’nin ekonomik politikası enerji, ulaşım, bankacılık gibi konularda devletleştirme, özel okulların kapatılması gibi geleneksel sol icraatlardan başka bir şey değil. Bu politikaların dünyanın hiçbir yerinde işe yaramadığı görüldüğü halde İşçi partisi bu modası geçmiş politikalara bel bağlıyor. Son seçimde halk da bu vaatleri benimsemediğini gösterdi ve İşçi Partisi’ne tarihindeki en ağır yenilgilerden birisini yaşattı.

Öte yandaysa Muhafazakar Parti var. Shamima Begum’ü vatandaşlıktan atanlar onlar. Diğer konularda da çoğulculuk yerine dar kapsamlılığı savunuyorlar. Ama ekonomi politikaları neredeyse kusursuz: Serbest piyasaya inanıyorlar, devlet girişimlerini değil özel firmaların ağırlığını savunuyorlar. Ekonomi onların yönetimindeyken daha sağlıklı durumda oluyor ve daha iyi büyüyor.

Burada insanın aklına şu geliyor: Neden bir üçüncü yol yok? Neden İşçi Partisi’nin, Jeremy Corbin’in insancıllığıyla, evrenselliğiyle Muhafakar Parti’nin piyasa temelli ekonomik politikaları birleştirilemiyor?

İngiltere’de (ve her yerde) insanların bu iki seçenek dışında bir sentez seçenek için düşünmesinde, kafa yormasında yarar var.

İngiltere’de İşçi Partisi-Muhahazakar Parti, Türkiye’de DP-AP-Anavatan-Ak Parti ve CHP ikiliğinin dışına çıkabilmeyi başarmak gerekiyor.

Ak Parti Türkiye’ye köstek oluıyor

Aralık 12, 2019

Ak Parti döneminde teknolojiye erişimimiz kısıtlanıyor.

Wikipedia, Paypal, Uber, Booking.com gibi sitelere ve uygulamalara erişemediğimiz gibi hızlı İnternet bağlantısında da sınıfta kalıyoruz.

Ak Parti, ileri gitmek isteyen Türkiye’nin ayağına dolanıyor.

Sanatçı mı Militan mı?

Aralık 9, 2019

Bugün Cumhuriyet’in Web sitesinde iki haber var.Birincisi Genco Erkal’ın 60. Sanat Yılı’nı konu alıyor. Haberin başlığı “Yılmadı, Yorulmadı, Yolundan Dönmedi” şeklinde.

“Yılmadı”yı anladık, “Yorulmadı”yı da anladık peki “Yolundan dönmedi” ne anlama geliyor? Genco Erkal’ın yolu neydi ki?

Bu başlık ve haber içindeki Genco Erkal’ın yorumları bu yolun ne olduğunu açıklıyor:

“Özellikle bizim gibi aydınlanma devrimini tamamlamamış, eğitim düzeyi düşük, sanatla kültürle bağlantısı çok iyi olmayan, uygarlık açısından da gelişime ihtiyacı olan toplumlarda, sanatçının görevi aydınlanma hareketinin içinde bulunmak ve insanları ileriye götürecek çalışmalar yapmaktır. Tiyatronun da görevi var. O yüzden politik tiyatro yapıyoruz.”

Genco Erkal düşüncelerini biraz utangaç şekilde, çok tepki çekmeyecek şekilde belirtmiş. Aslında temsil ettiği sanat anlayışı, sanat yalnızca toplumu siyasi olarak dönüştürmek için yapılır şeklinde.

Kültür ve sanatta sorunumuz uzun zamandır bu. Bir sol kanat var sanatta, bir de sağ kanat. İkisi de sanat dedikleri şeyi davaları için, “yol”ları için bir araç olarak kullanıyorlar. Genco Erkal gibileri solda Emine Yüksel Şenler gibileri de sağda bunu yaptılar hep.

Sanat tabii ki yalnızca sanat için değildir. Sanatın içinde her şey ele alınır; aşk, savaş, barış, doğa, toplumsal sorunlar, mücadeleler, kişisel hesaplaşmalar… Ama sanat bunlardan tek birine indirgenemez. Sanata amaçlar, davalar bağlamak, sanatçılara da yol çizmek doğru değildir.

Bunu yaparsak ne olur? Sanatçı ile dava adamı-militan birbirine karışır. İkinci haberdeki gibi bir olayı duyduğumuzda kişinin sanatçı mı militan mı yoksa ikisinin karışığı bir şey mi olduğunu anlayamayız.

 

CHP Ne Yapacak?

Kasım 25, 2019

Aralık ayının başlarında İngiltere’de seçim var. Yapılan yoklamalarda bizdeki CHP’ye karşılık gelen İşçi Partisi ağır bir yenilgiye uğrayacak gibi görünüyor.

İşçi Partisi yenilgiye uğrar, uğramaz, belli olmaz.
Ama belli olan bir şey var, o da İşçi Partisi başa gelirse yapacakları: Demiryollarını, posta idaresini, su ve enerji sektörünü devletleştirecek, özel okulları kapatacak, yıllık 80 bin pounddan fazla kazananların vergisini arttıracak, sağlık sistemine, eğitim sistemine ve sosyal konut yapımına para ayıracak.

Peki, iktidara gelirse CHP’nin ne yapacağını biz biliyor muyuz?
1) Ak Parti’nin özelleştirdiği işletmeleri kabullenecek mi yoksa yeniden devletleştirecek mi?
2) Ak Parti’nin garanti verdiği işletmeler için (havaalanları, otoyollar, hastaneler vb) ne gibi bir politika uygulayacak?
3) Zorunlu din dersi, İmam Hatip okulları, İlahiyat fakülteleri konusunda ne yapacak?
4) YÖK devam edecek mi ortadan kaldırılacak mı?

Sorular arttırılabilir.

Bu sorulara net yanıtlar verilmeden CHP’nin iktidara gelmesi felaketle sonuçlanabilir.