Muhafazakar kesimin düzeysizliğinin göstergeleri

Nisan 24, 2019

Kılıçdaroğlu’nu yumruklayan kişi için 800 avukat savunma yapacak.

Ak Partililer bu kişiyi övmek, elini öpmek için sıraya giriyor:

Bu adamın eli öpülecek nesi var?

Türkiye’yi ileri götürecek bir marifeti mi var?

Bilimsel bir buluş mu yaptı, ekonomik atılıma mı öncülük etti?

Hayır, yalnızca lanetlenmesi gereken bir vahşiliğe imza attı.

Vahşiliğe övgü bu kesimin genlerinde var.

Benzer bir durumu on yıllar önce de gördük.

Ahmet Emin Yalman’ı vuran Hüseyin Üzmez muhafazakar kesimde hep kabul gördü, beğenildi.

Üzmez hapisten çıkışını şöyle anlatıyor: “Yüzlerce üniversite talabesi gençler. Ellerinde çiçeklerle beni karşıladılar.”

Üzmez hapisten çıktıktan sonra da devlet katında hep itibar gördü, önemli makamlara getirildi, muhafazakar yayın organlarında sürekli yazılar yazabildi.

Bakalım muhafazakar kesim ne zaman adam olacak.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

http://muratyildirimoglu.com/makaleler/islamicinayetler.htm

Reklamlar

Ekrem İmamoğlu’nun her yaptığını alkışlayarak kötülük yapıyoruz.

Nisan 20, 2019

İmamoğlu belediyenin veritabanlarını kopyalatmak istemiş.

Akıl dışı bir istek.

İstanbul belediyesi devasa bir yapı: onmilyarlarca liralık bütçesi var, onlarca bağlı bölümü ve şirketi var.

Bu bölümlerin ve şirketlerin kendi bilgisayar uygulamaları ve veritabanları var. Bu veritabanı sistemleri Microsoft SQL Server, Oracle, MySQL başta olmak üzere onlarca değişik firmadan olabilir. Her birinin kendi çalışma şekli ve yedeklenme usulü var. Ek olarak, bunlar onyıllardır faaliyette olduğu için veritabanlarının çok büyük olması da söz konusu. Dolayısıyla, bunları yapıla geldiğinden bağımsız bir şekilde yedeklemeyi istemek tam anlamıyla çıkmaz yol.

Ayrıca böyle bir işlem gerekli de değil.

Alacak verecek işleri yalnızca bilgisayar ortamında tutulmuyor ki. Bu işlemlerin faturaları, ödeme belgeleri, bankalarda ve vergi dairelerinde kayıtları var.

Bir bilgi veritabanından silinse dahi bu türlü ortamlardan kayıp bilgi tekrar elde edilebilir.

İmamoğlu ne yaptığını bilmez gibi görünüyor. Bizim de ona sen yapıyorsun deyip onu doğru ve anlamlı işlere çekmemiz gerekiyor.

Powershell hash tablolarını Hadi, Oyna Kazan ve Eleq gibi yarışmalarda kullanmak

Nisan 16, 2019

Son zamanların modası canlı bilgi yarışmaları. Bu yarışmalara aynı anda yüz binlerce kişi katılıyor ve çeşitli soruları yanıtlıyor.

Soruların bir bölümü çok kolayken bir bölümü çok zor.

Zor sorular çeşitli resimlerin ressamlarına, verilen fotoğrafların hangi ülkedeki yapıları gösterdiğine ya da çeşitli bilimsel bilgilere ilişkin.

“Cihannüma” kitabının yazarı kimdir?” ya da “Arda Turan birinci ligde kaç gol atmıştır?” gibi sorular da çok çıkıyor ve eleyici oluyor.

Resim ve fotoğraf gibi sorular için değil ama “Cihannüma” kitabının yazarı kimdir?” ya da “Arda Turan birinci ligde kaç gol atmıştır?” gibi sorular için bir Powershell çözümü geliştirebiliriz.

Bu türdeki bilgileri özel bir metin dosyasına yerleştirip bu bilgileri bir Powershell hash tablosuna aktarabiliriz. Sonra da hash tablosu içindeki bilgileri kolayca ve hızlıca sorgulayabiliriz.

Önce hash tablolarının ne olduğunu görelim.

Hash Tablolarına İlişkin Bilgi

Hash özet demek.

Powershell’de hash tablosu diziye (array) benzeyen bir veri yapısı anlamına geliyor. Bu tabloda isim/değer şeklinde veriler tutuluyor.

Hash tablosu “@” ile başlıyor ve isim/değer ikilileri “{}” karakterleri arasında yer alıyor.

Aşağıdaki komut $mevsimler adında bir hash tablosu oluşturur:

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”}

Sonra da “$mevsimler” komutunu verirseniz $mevsimler değişkeninin içeriği bir tablo şeklinde görüntülenir:

Name Value

Sonbahar Yağmurlu

Kışlar Kar Yağışlı

Yazlar Kurak

Ilkbahar Yağmurlu

Hash tablosunun içindeki bir isme karşılık gelen değerin ne olduğunu kolayca öğrenebiliriz.

Örneğin, $mevsimler tablosunda “Yazlar” ismindeki değişkenin değerini döndürmek için vermemiz gereken komut şu şekildedir:

$mevsimler[“yazlar”]

Bu komuta karşılık olarak, tabloda “yazlar” ismiyle eşleşen değer olan “Kurak” ifadesi döndürülecektir.

Tablo içindeki değerleri döndürmek için dizi (array) formatını kullandığımıza dikkat edin. Hash tablolar da bir dizi gibi düşünülebilir. Tablo içindeki isimler dizideki sıra numarasına benzer.

Hash tablosunun içindeki bir ismi kullanarak onunla eşleşen değeri bulmak için yukarıdaki gibi dizi mantığını kullanmak zorunda değiliz.

İsimleri tablonun bir özelliği (property) gibi kullanıp o özelliğin değerini getirebiliriz. Örneğin, $mevsimler.yazlar komutu tabloda “Yazlar” ismine karşılık gelen “Kurak” ifadesini döndürecektir.

Hash tablosundaki isimleri (bunlara “key” deniyor) tablonun “keys” özelliğiyle öğrenebiliriz. $mevsimler için vermemiz gereken komut $mevsimler.keys olacak. Benzer şekilde “values” özelliğiyle de tablodaki değerleri görebiliriz; komutumuz $mevsimler.values şeklinde olacak.

Bu yapıya neden kısaca tablo ya da dizi değil de “hash” tablosu dendiğini merak edebilirsiniz. Bunun nedenini görmek için $mevsimler değişkenini aşağıdaki gibi tanımlamak istediğimizi varsayalım:

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”;Yazlar=”Kurak”}

Gördüğünüz gibi, Yazlar=”Kurak” değerini iki kez yazıyoruz.

Enter’a bastığımız anda bir hata mesajı alacağız:

Hatada birbirinin aynı (duplicate) isimlerin hash tablosunda olamayacağı belirtiliyor.

Bu da hash tablosunun önemli bir özelliğini gösteriyor: Hash tablosu normal bir tablo değil, işlemden geçirilen bir tablo. Yapılan işlem de, hash tablosu içindeki isim değerinin (“Yazlar” gibi) özet değerini (hash) bulmak ve tabloyu buna göre sıralamak. Bu sıralama (index) sayesinde tablo içindeki satırlara doğrudan ulaşılabiliyor. Bunu sağlayabilmek için de tablo satırlarındaki isimlerin eşsiz (unique) olması gerekiyor. İsimler eşsiz olurken değerler aynı olabilir. Örneğin, $mevsimler’i

$Mevsimler=@{Yazlar=”Kurak”;Kışlar=”Kar Yağışlı”;Ilkbahar=”Yağmurlu”;Sonbahar=”Yağmurlu”;aradonemler=”Kurak”} şeklinde tanımlarsak sorun çıkmaz.

Bilgi Yarışması Çözümü

Öncelikle bilgi yarışmasında kullanacağımız bilgileri Powershell’in veri formatlarından bir tanesine sahip olan .psd1 uzantılı bir dosyaya yerleştireceğiz.

Aşağıda örnek bir veri içeriği görülüyor:

@{

“gülben ergen çocuk 1″=”atlas”

“dünya yüksek seyir terası”=”şangay”

“dünya yüksek bina”=”burç el halife”

“sodyum”=”na”

“gülben ergen çocuk 3″=”güney”

“demir”=”fe”

“türkiye yüksek bina”=”safir”

“yaban yazar”=”yakup kadri karaosmanoğlu”

“azra akın çocuk”=”demir”

“blaundus”=”uşak”

“gülben ergen çocuk 2″=”ares”

“kalsiyum”=”ca”

“daenerys dragon 1″=”drogon”

“daenerys dragon 2″=”rhaegal”

“daenerys dragon 3″=”viserion”

“dünya uzun nehir”=”nil”

“dünya yüksek dağ”=”everest”

“dünya sıcak yer şimdiki”=”ölüm vadisi kaliforniya”

“dünya sıcak yer önceki”=”el aziziye libya”

“dünya soğuk şehir”=”yakutsk rusya”

“dünya soğuk yer”=”antarktika”

“arda turan şimdiki”=”başakşehir”

“arda turan”=”galatasaray”

“arda turan galatasaray forma”=”190 kez”

“arda turan galatasaray gol”=”44”

“arda turan ilk”=”altıntepsi makelspor”

“arda turan avrupa ilk”=”atletico madrid”

“arda turan atletico madrid”=”4 sezon”

“arda turan avrupa ikinci”=”barcelona”

“arda turan ilk milli maç kimle”=”lüksemburg”

“arda turan ilk milli gol”=”uruguay”

“arda turan ilk milli maç yaş”=”19″

}

Bu dosyayı Notepad benzeri bir programla oluşturup istediğimiz gibi ekleme ve düzenleme yapabiliriz. Aklınıza gelen bilgileri belli bir sıra göz etmeden dosyaya alt alta yazabilirsiniz.

Sıranın önemli olmadığını göstermek için gülben ergen’in çocuklarına ilişkin bilgiyi farklı satırlara yerleştirdim.

Ama ne eklediğimizi bilmek bakımından, yine yukarıda Arda Turan’a ilişkin bilgilerde olduğu gibi, ilişkili bilgileri bir yerde tutmak yararlı olabilir.

Bu dosyanın adı önemli değil ama uzantısı .psd1 olmalı.

.psd1 uzantılı dosyalardaki verileri import-powershelldatafile komutuyla bir değişkene aktarabiliriz. Aşağıdaki komuta bakalım:

$icerik=import-powershelldatafile f:denemebilgiler.psd1

Bu komut, bilgiler.psd1 dosyasının içeriğini $icerik adındaki bir değişkene aktarıyor. Bu değişken verileri bir hash tablosu şeklinde içerecek.

Sonra da kullanıcıdan bir soru ifadesi isteyip girilen ifadeyi hash tablosunun hem isim hem de değer kısmında aratacak bir kod yazmalıyız.

Aşağıda kodun tamamını görebilirsiniz:

$icerik=import-powershelldatafile f:denemebilgiler.psd1

while($true){

$soru=” ”

$yanit=” ”

$soru=read-host -prompt “soruyu giriniz”

$soru=”*”+$soru+”*”

$yanit=$icerik.GetEnumerator() | where {$_.name -like $soru}

write-output $yanit

$yanit=$icerik.GetEnumerator() | where {$_.value -like $soru}

write-output $yanit

}

Bu Powershell betiğini çalıştırıp soru için çeşitli ifadeler girersek sonuçların çok hızlı bir şekilde getirildiğini görürüz:

Veri dosyasına bilgilerin küçük ya da büyük harf olarak girilmesi önemli değil. Yukarıdaki resimde hem “gülben” hem de “GÜlbEn” ifadelerinin girilmesi sonucu değiştirmiyor, aynı bilgiler döndürülebiliyor.

Bilgileri girerken ayrıntılı girsek de sorarken küçük ve ayırt edici bir ifade girmemiz yeterli. Kodun 7. satırında kullanıcının girdiği ifadenin önüne ve arkasına * joker karakteri eklediğimiz için ifadenin geçtiği satırlar başarıyla döndürülecektir.

Bu çözümde en büyük sorun veri dosyasına verilerin girilmesi. Veri dosyasına ne kadar çok veri girilirse o kadar yararlı olacaktır.

Bu kısım da bana değil sana düşüyor ey yarışmacı:))

PowerShell kitabım:

http://www.kitapyurdu.com/kitap/powershell/459531.html&manufacturer_id=5084

Ak Parti örgütü sandıklara sahip çıkamamış olabilir mi?

Nisan 12, 2019

Büyükçekmece ve diğer ilçelerdeki seçim sonuçlarını şaibeli olarak niteleyen Erdoğan şöyle demiş: "Teşkilatımızın içerisinde sandıklara tam manasıyla hakimiyette, eksiklikler, kusurlar olmuş olabilir"

Her şey olur, Ak Parti örgütünün sandıklara sahip olmaması diye bir şey olmaz.

1994 yılında PC Günlüğü adında bir bilgisayar dergisi çıkarıyorduk. Yerel seçimler yaklaşırken partilerin seçimlere ilişkin bilgisayar altyapısını araştırıp dergide yayınlamaya karar verdik.

Bu amaçla CHP’nin Kadıköy ve Refah Partisi’nin Şişli ilçe ve İstanbul il merkezlerini ziyaret etmiştim.

CHP’nin Kadıköy ilçesinde işler feci denilecek kadar kötüydü. Partinin bir girişimi yoktu, yalnızca bilgisayardan anlayan iki fedakar kişi kendi başlarına bir sistem geliştirmişti.

Bu sisteme Kadıköy’ün 450 bin seçmenini kaydedip incelemeyi planlıyorlardı.

Ama seçime birkaç ay kalmışken yalnızca 150 bin kadar seçmeni kaydedebilmişlerdi.

Refah Partisi’nin Şişli ilçesi ve İstanbul il merkezi tamamen farklıydı.

Bir bilgisayar firmasına özel bir program yazdırmışlar, her ilçeye bu programı çalıştıracak bilgisayar sistemini kurmuşlar ve tüm seçmenleri kaydetmişlerdi.

Her ilçenin kaydettiği veriler sonra il merkezindeki veritabanında bir araya getiriliyordu.

Refah Partisi elindeki bu bilgilerle YSK’nın verilerini karşılaştırıp 10 bin kadar mükerrer kayıt saptamış ve bunları bildirip iptal ettirmişti.

Bu sistemin babası Erdoğan’dı.

O zamandan beri Refah Partisi, sonra Ak Parti hep sandıklara sahip çıktılar.

İstanbul’un her sokağını birilerine zimmetleyip oradaki seçmenleri tanımaya ve onlarla ilişkiye geçmeye çalıştılar.

17 yıl süren başarılarının önemli nedenlerinden birisi bu sistem.

CHP 1994 yılındaki zavallı halinden sonra biraz akıllandı denilebilir.

Ama 2015 yılındaki seçimlerde CHP’nin seçim sistemindeki sunucuları yönetirken aynı zamanda bu konudaki saçmalıkların sürdüğünü de gördüm.

Ak Parti’nin seçmenle kurduğu ilişkiyi taklit etmeye çalışan birileri Sandık Çevresi Sorumlusu adında bir çözüm geliştirmeye çalıştı.

Her seçim sandığı için bir CHP sorumlusu belirlenecek ve o sandıktaki seçmenlerden bu kişi sorumlu olacaktı.

Yalnız bu çözüm önerisi baştan sakattı çünkü sandık içerikleri, sandığa kayıtlı seçmenler sabit değildi!

YSK hemen her seçimde farklı sandık sayıları belirliyor ve seçmenleri bu sandıklara dağıtıyordu. Bu yüzden bir seçmen şu seçimde şu sandıktayken bu seçimde bu sandıkta oluyordu.

Bunun nedeni de YSK’nın insanların kafasını karıştırmaya çalışması değildi.

YSK’da son derece bilimsel hesaplar yapılıyordu.

Her seçim öncesinde YSK’da, o seçimin karakterine göre, oy verme süresi içinde bir sandıkta kaç kişi oy kullanabilir sorusuna yanıt vermek için denemeler yapılıyordu.

Bunun sonucunda basit seçimlerde sandık sayısı azalırken karmaşık seçimlerde sandık sayısı artıyordu.

Örneğin, yerle seçimler için daha çok sandık tanımlanırken cumhurbaşkanlığı seçiminde daha az sandık oluyordu.

Tekrar Ak Parti’ye dönersek, Ak Parti örgütü uzun zamandır Erdoğan’ın demir yumruğuyla yönetiliyor.

Bu örgütün sandıklara, seçmen kayıtlarına sahip çıkmadığını düşünmek tamamen yanlış olur.

Eskişehirde kırsal kalkınma mı helikopter parçası üretimi mi?

Nisan 10, 2019

Yılmaz Büyükerşen’in paylaşımlarında kırsal kalkınma kavramı büyük yer kaplıyor.

Paylaşımlarda onu hep tarımın öneminden söz ederken, çiftçilere fide hediye ederken görüyoruz.

Büyükerşen’i ne yaparken görmüyoruz?

Teknoloji ve yüksek teknolojiyi konu ederken, bu alanlara desteğini açıklarken görmüyoruz.

Eskişehir’de Skorsky helikopterleri için parça üreten Alp Havacılık var.

Alp Havacılık’ın fabrikasında kullanılan CNC tezgahlarının içine insan girebiliyor.

Eskişehir’de Arçelik’in buzdolabı fabrikası ve bu fabrikaya parça üreten fabrikalar var.

Eskişehir’de Türkiye’nin en büyük tekstil markalarından birisi olan Sarar’ın fabrikası var.

Eti bisküvilerinin merkezi Eskişehir.

Ama Büyükerşen’i bunlarda hiç görmüyoruz.

Büyükerşen bu tür fabrikaların sayısını arttıralım demiyor.

Bu tür fabrikalar gelsin her türlü desteği veririm demiyor.

Varsa yoksa domates, dut, üzüm, vb.

Artık tarım ve hayvancılık muhabbetini azaltıp teknolojik muhabbete geçsek iyi olmaz mı?

Şunları okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2019/03/13/tarim-ve-hayvanciligin-orantisiz-yeri/

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2017/09/30/findik-uzum-dusuk-urun-fiyatlari-yok-edilen-bitirilen-tarim/

İki Büyük Ölüm

Nisan 7, 2019

Bizim coğrafyada kişiler halen çok önemli. Tapılan kişiler var. İnsanların bir bölümü akıllarını, vicdanlarını, duygularını bu kişilere teslim etmiş durumdalar.

Bu da o kişilerin ölümünü önemli kılıyor.

Kendisine tapınılan kişiler kendilerinin ne kadar önemli olduğunu biliyor. Onlara göre bir kendileri var, bir de hiçbir zaman yeterince beğenmedikleri diğerleri.

Kendilerinin ölümsüz olduğunu düşünürcesine kendilerinden sonrası için çok plan yapmıyorlar, yerlerine görülür bir aday bırakmıyorlar.

Yerlerine geçecek kişiyi belirleseler dahi örgütlerinin yapısı gereğince veliaht kendisini çok rahat hissedemeyecek.

Veliahtların her yaptığı büyük önderle karşılaştırılacak ve birileri o büyük öndere kendilerinin daha sadık hareket ettiğini düşünüp baş kaldıracak.

Türkiye için bu durumda iki önemli ve yaşlı kişi var: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.

Abdullah Öcalan neredeyse 20 yıldır hapiste ama o kadar önemli ki bir bölük insan yalnızca onun tecrit durumunun kaldırılması için intihar ediyor.

Öcalan’ın gölgesi hem PKK hem de HDP üzerinde geziyor.

Öcalan öldüğünde ortalığın karışacağını tahmin etmek zor değil.

Dünyada en çok kendisini beğendiği için altında yer alan kişileri kendi başına harekete edemeyen zayıf kişilerden seçiyor.

Bu da Öcalan’ın ölümünden sonra hem PKK’nın hem de HDP’nin parçalanacağı anlamına geliyor.

Fethullah Gülen de benzer şekilde kendisini olağanüstü beğeniyor. Gülen’e göre 50 yılda ilmek ilmek dokuyarak oluşturduğu yapı tarihte eşi benzeri görülmemiş bir yapı.

Bu düşüncesi doğru da; tarihteki gizli-kapaklı örgütlerin hiçbiri liderlerinin sağlığında bu kadar yaygınlaşıp güç kazanamamıştır herhalde.

Ama Gülen de Öcalan gibi altındaki adamları zayıf kişilerden seçiyor.

Gülen öldüğünde bu zayıf kişiler Gülen’e en çok kendilerinin yakın olduğunu iddia edip liderlik savaşına girişecekler.

Bu iki ölüm uzun dönemde Türkiye için hayırlı olsa da ilk başlarda kendisini göstermek isteyen kliklerin şiddet eylemleri nedeniyle toplumu sarsacakları kesin.

Bir Teknik Destek Deneyimi: Windows’un Kurulu Olduğu Yer

Nisan 6, 2019

Teknisyenlik ve mühendislik, bildiklerimizi sürekli yenilemeyi ve çokça deneme yapmayı gerektirir.

Ben çevremde bu ikisinin hep eksik olduğunu görüyorum. Bir bilgisayar değişimi işlemi bu düşüncemi tekrar doğruladı.

Durum neydi?

Oğlumun bilgisayarını yenileyeceğiz. Ona yeni bir bilgisayar alırken onun bilgisayarı da bana geçecek.

Bilgisayarların durumu şöyle:

Üç bilgisayarda da Windows 10 yüklü.

Normalde yapacağım işlem şu olurdu: Oğlumun eski bilgisayarındaki diskleri olduğu gibi yeni bilgisayara takıp Windows’un kendisini yeni bilgisayara göre yapılandırmasını beklemek.

Ama yeni bilgisayarda SSD arabiriminin SATA olmaması nedeniyle bu şansım yok.

Aklıma ilk gelen SATA SSD’nin kasasını söküp içindeki SSD devresini yeni bilgisayardaki M2 arabirimine takmaktı.

Ama çabucak öğrendim ki SATA kasasından çıkan SSD eski nesilmiş ve M2 yuvasına uymazmış.

Bu arada SATA SSD diskin vidalarını bile çıkartamadık zaten. Bu özel vidaları çıkartacak tornavida benim alet takımlarımda olmadığı gibi sorduğumuz ona yakın yerde de yoktu:

İlk çözüm seçeneği ortadan kalktığına göre yeni bir çözüm önerisi düşündüm: 240 GB’lık yeni bir M2 arabirimli SSD disk almak ve eski SATA SSD diski buna görüntü (image) yedeği ile bire bir aktarmak.

Hem SATA hem de M2 arabirimi için dönüştürücüler bende olmadığı için bunu ilgili bir serviste yapmak istedim.

Bu amaçla bana önerilen bir bilgisayarcıya gittim. Yeni M2 SSD fiyatı için anlaştık; 280 TL. İmaj yedeği için işçilik parası istedi, onda da anlaştık; 200 TL.

Böyle bir işlem için 200 TL fazla gelebilir ama sonuçta adam özel bir iş yapacak, bunun için alet-edavatı satın almış, o zaman hak ediyor diye düşündüm.

Biraz sonra bir rapor geldi; SATA SSD üzerinde Windows kuruluymuş; doğru, Windows SSD üzerine kurulur ki hızlı açılsın, kapansın. Üzerinde Windows kurulu olduğu için birebir kopyalansa bile takıldığı bilgisayar farklı olduğu için çalışmazmış, bu işlemi yapamazlarmış.

İlk anda idrak edemedim söyleneni. Böyle bir bilgi nasıl oluşmuş olabilir bu insanlarda diye düşündüm. 2007 yılında çıkan Windows Vista’dan bu yana, Windows kurulduğu bilgisayarın donanımından büyük ölçüde bağımsız. Bir bilgisayardaki bir diski bambaşka bir bilgisayara taktığınızda ya da sistem görüntü yedeğini bambaşka bir bilgisayara döndüğünüzde, Windows açılırken donanım farklılığını saptar ve uygun sürücüleri olabildiğince yükler, sonra da çalışır. Tabii bu durum yüzde yüz başarılı değildir; çok az bilgisayarda donanım farklılığı nedeniyle Windows çalışmayabilir. Ben Intel’in çeşitli işlemcileri arasında bu durumu sayısız kez denediğim gibi Intel ve AMD işlemcileri arasında da çok denedim. İlk başlarda başarı oranı yüzde seksendi denemelerimde. Son birkaç yıldaysa yüzde yüz diyebilirim.

Peki, bu servisteki arkadaşlar bunu bilmiyorlar mı? Yapamam dediklerine göre bilmiyorlar. Bilgileri ve deneyimleri 2007 öncesini yansıtıyor.

İşin acı yanı, denemeye bile kalkışmamaları. Halbuki en iyi denemeler kaybedecek bir şey olmadığında yapılır. SATA SSD diski M2 SSD diske aktarsalar ve çalışıp çalışmadığını deneseler kaybedecekleri bir şey yoktu; en kötüsü takıldığı bilgisayarda çalışmazdı. Ama para kazanabilecekleri bir şansı hiç deneme yapmadan kaçırdılar.

O zaman iş başa düştü. Denemeli-yanılmalı bir işlemler dizisine başladım.

Öncelikle oğlumun SATA SSD diskindeki Windows’u sistem görüntü (system image) yedeğiyle yedekledim. Sonra 240 GB’lık bir SSD disk alıp bunu oğlumun yeni bilgisayarına taktım. Sonra da elimdeki yedekten sistem görüntüsünü bu yeni diske dönmeyi denedim.

Başaramadım.

Çünkü sistem görüntü yedeğinden dönerken sistem kurtarma CD’si gerekiyor. Elimde bu CD var ama oğlumun yeni bilgisayarında CD-DVD sürücü yok!

CD sürücü yoksa CD içeriğini bir USB diske aktarıp, yeni bilgisayarı ondan açıp dönüşü ondan yaparım dedim. Bu seçeneğin çalışması gerekiyordu ama sistem USBden açılıp sistem görüntüsünden dönmeye çalışılınca bu işlem için CD gerekiyor uyarısıyla karşılaştım. Bunu aşmak için birkaç deneme yaptım ama bunlar da başarılı olmadı, ben de yeni bilgisayarda dönüş işinden vazgeçtim, dönüş işini eski bilgisayarda yapıp sonra diski yeni bilgisayara takmaya karar verdim.

Ama eski bilgisayarda da M2 arabirimi yok! 150 TL’ye M2 arabirimini SATA’ya çeviren bir dönüştürücü aldım:

240 GBlık yeni SSD diski bu dönüştürücü yardımıyla eski bilgisayara taktım, bilgisayarı sistem kurtarma (system recovery) CD’si ile açtım, eski bilgisayardan aldığım yedeği bu diske döndüm.

Sonra eski bilgisayardaki SATA diski ve yeni M2 SSD diski oğlumun yeni bilgisayarına taktım, bilgisayarı çalıştırdım. Tabii ki beklediğim gibi Windows çalıştı. Yeni donanımların algılanmasından sonra sistem sorunsuz çalıştı. Tek bir sorun çıktı; yeni bilgisayarda CD-DVD sürücü bulunmadığı için sürücü harfleri kaymıştı. Bu da Steam’in yüklü oyunları bulamamasına neden oldu. Bunun çaresi de basit oldu; Bilgisayar Yönetimi, Disk Yönetimi’nden sürücü harflerini eski bilgisayardakine uyacak şekilde değiştirdim, o sorun da çözüldü.

Benim eski bilgisayardaki tek diski oğlumun eski bilgisayarına aktardım, sistemi açtım, bu bilgisayar da sorunsuz çalıştı.

Anlayacağınız, gittiğim teknik serviste söylenenler külliyen yanlış oldu. Yanlış olduğu gibi benden alacakları 200 TL’den de oldular.

Sonuç olarak, bilgi eksikliği ve deneme yapmaya yönelik isteksizlik kaybettirir diyebiliriz.

Kürk Mantolu Madonna mı Beyaz Geceler mi?

Nisan 3, 2019

Dostoyevski’nin Beyaz Geceler öyküsünü yeni okudum.

Okuyunca Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna adlı romanının esin kaynağını buldum.

Kürk Mantolu Madonna’yı sevmemiştim. Can sıkıcı, bayıcı bir roman olduğunu düşünüyorum.

Beyaz Geceler’iyse sevdim.

Beyaz Geceler de bu tarza alışık olmayanlar için can sıkıcı ve bayıcı gelebilir.

O zaman Beyaz Geceler’i farklı yapan nedir?

Kürk Mantolu Madonna’yı okurken gerçekçi kısımlarını fark ediyorsunuz; zengin bir adamın oğlunu Avrupa’ya okumaya gönderişi, oğlun orada pek bir şey yapamaması, döndüğünde kendisine miras kalan malı-mülkü değerlendiremeyişi ama bunun için kardeşlerini suçlaması, kötü sayılacak bir evlilik yapıp değerinin bilinmediği bir işte maaşlı çalışması.

Ama bir yandan da romanda insana hafakanlar bastıran kısımlar var; romanın kahramanının resimdeki kadına tutuluşu ve her gün saatlerce gözünü ayırmadan resmi izlemesi, ressamla yaşanılan ve yarım kalan ilişki, ressamın hiç gerçekçi görünmeyen öyküsü vb.

Beyaz Geceler’de kahramanın aşık olduğu kızsa ayakları yere basan birisi. Büyükannesiyle ilişkisi, kiracılarına aşık olması ve başından beri kahramana yalnızca bir dost şeklinde yaklaşması öyküyü baygınlıktan uzaklaştırıyor.

Öykünün sonu ise verilen ipuçlarına karşın biraz beklenmedik oluyor ve öyküye asıl tadını katıyor.

Önceki sanat yapıtlarından esinlenmek normal karşılanabilir. Ama esinlenilen yapıttan daha kötü iş çıkartmak bağışlanır şey değil.

Bu yüzden Kürk Mantolu Madonna’nın kötü bir roman olduğunu düşünüyorum.

It’s the economy, stupid

Nisan 1, 2019

1992 başkanlık seçimlerinde Clinton taraftarlarının öne çıkan sloganı olmuştu bu ifade: “Sen ekonomiye bak aptal herif”

1992’da baba Bush’a karşı Clinton yarışıyordu.

Baba Bush ideal bir devlet adamının tanımı gibiydi; çok deneyimliydi, sağ duyuluydu, bilgeydi.

Daha bir yıl önce Irak’ı Kuveyt’ten çıkarmış herkesin gözünde kahraman olmuştu.

Ama ekonomi tekliyordu.

Amerikan halkı kahraman da olsa ekonomiyi iyi yönetemeyen bir adamdan hoşnut değildi.

Clinton da bu sloganın gösterdiği gibi, ekonomik durumun iyi olmamasını sonuna kadar kullandı ve başkan seçildi.

Aslında hemen her yerde bu slogan ya da ilke geçerli. Ekonomiyi iyi yönetemiyorsan seçimlerde yenilgiyi tadarsın.

Türkiye’de de böyle oldu.

Erdoğan bu yerel seçimler öncesinde canını dişine taktı. Her ili, neredeyse her ilçeyi gezdi, miting yaptı, hediyeler dağıttı, esti-püstü.

Ama ekonomi iyi değildi.

Bu yüzden de acı bir yenilgiyi tattı.

Herkesin ama en başta da muhalefetin bu durumdan ders çıkarması gerek.

Muhalefetin yolunda gitmeyen ekonomi için aklı başında, ayağı yere basan reformlar, planlar, projeler üretmesi gerek.

Sonra da bu projelerle halkın karşısına çıkması gerek.

Ak Parti’den yerelde olduğu gibi genelde de kurtulmanın yolu bu.

Önce hasta ediyorlar, sonra aşısını-ilacını satıyorlar

Mart 22, 2019

Sağlık konusu Türkiye’de en fazla komplo teorisine konu olan alanlardan birisidir.

Büyük ilaç firmaları hemen şeytanlaştırılır; bu firmaların kanserin ilacını buldukları halde gizleyip ellerindeki pahalı ilaçları satmaya çalıştıkları iddia edilir.

Yine aynı firmaların kelle-paça çorbası benzeri yiyeceklerin, doğal çözümlerin yerine bol kimyasallı ürünleri pazarladıkları, ilaçlarını satmak için yeni hastalıklar uydurdukları iddia edilir.

Grip benzeri salgın hastalıkları abartıp ürettikleri aşıları satmaya çalıştıkları iddia edilir.

Bu iddiaların hemen hiçbirinin aslı astarı yoktur ama insanımız hele de eğitimli insanımız bayılır bu iddiaları pompalamaya.

Halbuki ilaç sektörü tüm devletler tarafından en fazla denetlenen sektörlerden birisidir.

İlaçta bu türlü komploları haklı çıkaracak gerçek olaylar yoktur.

Aynı zamanda ilaç sektörü en zor alanlardan birisidir:

Bir hastalığa yönelik bir ilacı (bir molekülü) bulmanız gerekir.

Sonra bu molekülün hastalığa karşı gerçekten etkili olduğunu gösterecek çalışmalar yapmanız gerekir.

Çalışmalar önce deney hayvanlarında sonra insanlar üzerinde yapılır.

Bırakın insan üzerindeki çalışmaları, hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalar bile sıkı şekilde denetlenir.

Zavallı hayvanların keyfi bir şekilde değil kurallara uygun ve en az zarar gelecek şekilde etkilenmesine özen gösterilir.

Bu özenin onlarca katı insan çalışmalarında gösterilir.

Bir molekülün ilaç durumuna gelip piyasaya çıkması (o da çıkabilirse eğer) 15-20 yılı bulabilir ve en az birkaç milyar dolara mal olur.

Çok zaman ve para harcanan bir molekülün aslında etkili olmadığı görülüp o molekül çöpe de atılabilir.

Bunun can yakıcı bir örneğini dün gördük.

Biogen adındaki firma Alzheimer hastalığı için geliştirdiği, büyük yatırımlar yapıp büyük umutlar bağladığı bir ilacın piyasa çıkma öncesindeki son çalışmasını durdurma kararı aldı. Durdurma kararının nedeniyse, çalışmayı inceleyen bağımsız kuruluşun ilacın anlamlı bir etkiye sahip olmadığını açıklamasıydı.

Bu karar ilacın çöpe atılması anlamına geliyor.

Bu karar sonrasında Biogen’in piyasa değeri üçte bir oranında düştü.

Mal varlığınızın, paranızın bir anda üçte bir oranında düştüğünü düşünün. Etki buna eşit.

Her alanda olduğu gibi ilaç alanında da komplo teorilerini bir kenara bırakmalıyız, gerçekliği olduğu gibi anlamaya çalışmalıyız.