İngiltere’nin Kısa Bir Tarihi-Yeni e-kitabım

Ağustos 8, 2018

İngiltere’nin ilginç bir tarihi var. Aşağıdaki e-kitabımda bu tarihi anlatıyorum:

https://play.google.com/store/books/details/Murat_Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1mo%C4%9Flu_%C4%B0ngiltere_nin_K%C4%B1sa_Bir_Tarihi?id=WWZnDwAAQBAJ

Reklamlar

Okullarda eğitimi canlandırmak

Ağustos 2, 2018

Matematik alanında Nobel ödülü yok. Ama matematiğin Nobel’i sayılan bir ödül var: Fields Medal.

Bu ödül dört yılda bir veriliyor. Her yıl verilen Nobel’e göre elde edilmesi daha zor.

Bu yıl Fields Medal’a hak kazananlardan birisi, İran’dan İngiltere’ye göçen bir Kürt: Caucher Birkar

Birkar, İran’dan çıkıp İngiltere’ye göçerek kendisi için ve matematik için iyi bir şey yapmış.

Ama Birkar’ın İran yılları da çok önemli. Çok küçük yaşlardan itibaren matematiğe ilgisi varmış. Abisinin kitaplarını bile okuduğu gibi okulun kütüphanesindeki kitapları da alıyormuş.

Daha sonra Tahran Üniversitesi’ne girmiş. Üniversitede matematik kulübüne katılmış. Kulüpteki Fields Medal sahiplerinin fotoğraflarına bakıp bir gün onlarla tanışabilir miyim diye düşünüyormuş.

Onlarla tanışmaktan iyisini yapıp onlardan birisi olmuş!

Bizde acaba hangi üniversite öncesi okulun kütüphanesinde doyurucu matematik kitapları var?

Hangi üniversitenin matematik kulübünde insanlarda istek uyandıracak fotoğraflar var?

Bilim ve teknikte başarı insanlardaki bilim aşkını söndürmemek, tam tersine ateşlemek ve en yetenekliler için de yüksek çıtalar koymaktan geçiyor.

Eğitimimizi, okullarımızı buna göre düzenlemekte yarar var.

Herkesin haklı olduğu ama herkesin kaybettiği bir olay. Aşmamız gereken bir anlayışın simgesi.

Temmuz 31, 2018

Giresun’da 82 yaşında bir adam polisin müdahalesi sonucu öldü.

Yaşlı adamın derdi evdeki yatalak karısı için rapor ve ilaç almaktı.

Sağlık merkezindeki genç kadın doktor adamın isteğini geri çevirdi çünkü yönetmeliklere aykırıydı; hastayı görmeden rapor ve ilaç yazması mümkün değildi.

Yaşlı adam kızdı, tehditler savurdu, doktor paniğe kapılıp polis çağırdı, polis adama kelepçe takıp biber gazı sıktı.

Yaşlı adam öldü.

Yaşlı adam haklı mı? Haklı. Yatalak karısı merkeze gelemiyor ve kendisi çaresiz kalmış.

Doktor haklı mı? Haklı çünkü insanların çok kolay şiddete başvurabildiği Karadeniz bölgesinde tek başına mücadele veriyor, kendisini güvende hissedemiyor.

Polis haklı mı? Haklı. Sağlık çalışanlarına karşı uygulanan şiddete yanıt vermeleri konusunda talimat almışlar ve karşılarında bağırıp-çağıran, bastonunu savuran birisi var.

Herkes haklı ama yaşlı amca öldü.

Peki ne yapılabilirdi?

Yaşlı amca daha sakin olabilirdi. Ama onun yaşlı ve Karadenizli olduğunu unutmayalım. Huylar ve tavırlar kolay değişmez.

Yapılabilecekler daha çok doktorda ve poliste yoğunlaşıyor.

Doktor amcaya kendisini evinde ziyaret edeceğini ve karısını göreceğiniz söyleyebilirdi.

Bunu yapsa yaşlı adam ona yalnızca minnettar olurdu.

Doktor bunu yapmadı.

Polisler yaşlı amcayı yatıştırmaya çalışabilirdi.

Hatta doktor ona gitmiyorsa yaşlı kadını biz getirelim diyebilirlerdi.

Bunlar yapılmayınca yasal olarak herkesin haklı olduğu ama yaşlı bir adamın öldüğü bir durumla karşılaştık.

Bu arada doktor açığa alındı. Büyük olasılıkla polisler de soruşturma geçiriyor.

Açığa almalardan ve soruşturmalardan bir şey çıkmayabilir: Doktor ve polisler haklı çünkü.

Ama yaşlı adamın ölüşünün sorumluluğunu hep duyacaklar içlerinde bir yerde.

Türkiye’de hemen her şey bu örnekte olduğu gibi acıtıcı, sonuçsuz tartışma ve kavgalara dönüşüyor.

Yapmamız gereken şey haklı olmak ve haklı çıkmaya çalışmaktan çok, anlaşmazlıkları sakin sakin ve herkesin kazanacağı şekilde çözmeye çalışmak.

Devlette Tasarruf

Temmuz 24, 2018

Habertürk’ten Esra Nehir’in haberi: 2018 yılı Merkezi Yönetim Bütçesinden Orman ve Su İşleri Bakanlığı’na 20.8 milyar, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ise 21.7 milyar lira ödenek ayrılmıştı. İki bakanlığın birleşmesi ile bütçeleri de birleşerek toplam bütçe büyüklüğü 42.5 milyar liraya ulaştı. Edinilen bilgiye göre, Bakanlık söz konusu bütçeyi daha verimli kullanabilmek, harcamaları frenlemek ve tasarruf edebilmek için bir çalışma başlattı. Henüz taslak aşamasındaki çalışmaya göre, toplam 42.5 milyar lirayı bulan bütçeden 100 gün içinde 100 milyon lira tasarruf sağlanacak. Strateji Geliştirme Başkanlığı’nın koordinesinde yürütülen çalışma tamamlandığında, Bakan Bekir Pakdemirli’ye sunulacak.

İki bakanlık birleşiyor, toplam bütçe 42,5 milyar lira, 100 günde gerçekleştirilecek çalışmayla elde edilecek tasarruf 100 milyon TL!

Yapılacak tasarruf çerez misali bir tasarruf. Yok gibi bir şey.

Devletle biraz çalışan herkes büyük bir tasarruf potansiyelinin olduğunu bilir.

En büyük tasarruf personelden yapılabilir.

Devlette inanılmaz sayıda insan çalışıyor. Bu kadar insana gerek yok.

İnsan çok olunca diğer harcama kalemleri de çoğalıyor. Örneğin, yeni binalar, yeni mobilyalar, yeni taşıt araçları, yeni bilgisayarlar gerekiyor.

Bilgisayar deyince, bu konuda büyük tasarruflar yapılabilir.

Yıllar önce Hazine ve Gümrük Müsteşarlığı’na destek veriyordum. Müsteşarlığın bine yakın çalışanı ve yirmiye yakın bilgisayarcısı vardı.

Sonra bu müsteşarlık ikiye ayrıldı; Hazine ve Gümrük adlarında iki ayrı müsteşarlık kuruldu.

Hemen bu müsteşarlıkların bilgi işlemleri ayrıldı.

Aynı binada, aynı katta bulunmalarına karşın aralarına duvar çekildi neredeyse.

Bilgi işlem harcamaları iki kat arttı.

Bilgi işlem personeli iki kat arttı.

Halbuki bilgi işlemin müşterisi durumundaki insanların sayısı artmamıştı. Onların aldığı hizmet de değişmemişti.

Bir yanlış karar en azından bilgi işlemde masrafların iki kat artmasına neden oldu.

Bilgi işlemdeki yanlışlıklar kurumların ayrılması, bilgi işlem bölümlerinin ayrılmasıyla sınırlı değil.

Bilgi işlem bölümleri düzenli olarak 4-5 yılda bir ihaleye çıkıp tüm sunucularını yeniliyor. Neden? Var olan sunucuların garantisi bitiyor da ondan.

Garantisi bitmiş ama şıkır şıkır çalışan makinelerin bakımını, desteğini ucuza yaptırmak için çabalayacaklarına hemen ihaleye çıkmak yöneticilerin ve çalışanların işine geliyor.

Halbuki neredeyse 5-10 yıl yeni sunucu almasalar idare edebilirler.

Bilgi işlem bölümlerindeki bir diğer israf alanı teknolojiyi günü gününe izleme telaşından kaynaklanıyor.

Satıcı firmalar hep kurumları geride kaldıkları yönünde gaza getiriyorlar.

Kurumlar neredeyse moda diye ellerindeki çalışan sistemleri yeniliyorlar.

Devlette anlamlı tasarruflar yapılabilir. Yeter ki buna ciddi şekilde niyet edilsin.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2015/04/28/kamuda-bilisimin-sorunlari/

Muharrem İnce ve Kılıçdaroğlu arasındaki bir fark

Temmuz 24, 2018

Bugün Merkez Bankası toplandı ve faizi arttırmama kararı aldı.

Erdoğan faiz artarsa enflasyon artar şeklinde ekonomi bilimi dışı bir anlayışa sahip ve Merkez Bankası da bu anlayışa teslim oldu.

Erdoğan’ın ve Merkez Bankası’nın kararı dışında önemli bir konu Kılıçdaroğlu’nun ve İnce’nin konuya yaklaşımı.

Kılıçdaroğlu, aynen Erdoğan gibi, faiz arttırmanın rantiyeye yarayacağını iddia ediyor ve toplantı öncesinde şöyle diyor:

“Bugün Merkez Bankası toplanacak. Ben de büyük bir dikkatle izliyorum. Faizleri artıracak mı, artırmayacak mı? Bastırıyorlar artır diye. O da diyor ki artırmayacağım. Arttırmazsan seni kutlayacağım. Bunların elinde bir kadeh viski faiz artır diyorlar. 16 yıldır bu ülkeyi tefeciler yönetiyor, sen yönettiğini sanıyorsun. “

İnce ise faizin arttırılmaması kararı üzerine şunları söyledi:

Merkez Bankası , seçimden ve yeni damat bakanın atanmasından sonraki ilk toplantısında faizi arttırmadı, aslında artıramadı. Bu karar bankanın bağımsızlık fonksiyonunun rafa kaldırıldığını da göstermiş oldu" diyen İnce, "Enflasyonu ve faizi kontrol edip, kurları dengelemek, günlük manipülasyonlarla, yalanlarla değil, iyi yönetimle olur. Türkiye maalesef kötü yönetimin ağır maliyetlerini ödemeye devam edecek"

Kılıçdaroğlu akıl dışılıkta Erdoğan’a benziyor.

İnce ise faizlerin neden değil sonuç olduğunu, önemli olanın faizi devlet eliyle arttırmamak ya da düşürmek değil ekonomiyi iyi yönetmek ve bunun sonucunda faizleri düşürmek olduğunu söylüyor.

Yalnızca bu açıklamalar için bile:

Gitsin Kılıçdaroğlu, Gelsin İnce.

Safiye İnci

Temmuz 22, 2018

Safiye İnci adında genç bir kız Atatürk’e hakaret etmiş.

İnci tek de değil; dinciysen, Erdoğan’a hayransan Atatürk’e hakaret etmek zorundasın.

Peki, bu gibi kişilere nasıl yanıt vereceğiz?

Onları asalım, keselim mi diyelim? Biz de onların yaptığı gibi, onların sevdiği kişilere hakaret mi edelim?

Yoksa Atatürk’ün yaptıklarını, kazandırdıklarını mı vurgulayalım? Tabii önce kendimiz öğrenmek şartıyla.

Geriliğe karşı mücadele sabırlı olmayı gerektiriyor, bilgili olmayı gerektiriyor, çalışkan olmayı gerektiriyor.

Ne durumda olduğumuzu iyi bilip daha iyi olmak için neler yapılabilir diye düşünmeyi gerektiriyor.

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2011/11/10/ataturk-ile-cahillesen-toplum/

Türkiye’de en ucuz şeyler

Temmuz 2, 2018

1) Her çocuk tecavüzü vakasında "İdam" diye bağırmak.

2) Sebze-meyvenin her pahalanışında "Üretici kazanmıyor, aracı kazanıyor" demek.

3) Suriyeli sığınmacılara saydırmak.

4) Olumsuzlukları yabancı güçlere bağlamak.

5) Olumsuz gördüğümüz insanların aslen Türk-Müslüman olmadığını iddia etmek.

Alıcısı her zaman olur bunların.

CHP’nin Adil Seçim Sistemi’nin Çöküşü

Haziran 27, 2018

CHP’nin Bilişim ve İletişim Teknolojileri bölümünün başında en genç milletvekillerinden birisi var: Onursal Adıgüzel.

Adıgüzel son seçimler için de iddialı açıklamalarda bulunmuştu:

Adıgüzel yepyeni bir bilişim çözümü oluşturduklarını ifade ediyordu. Bu çözümde, CHP dışındaki örgütlerle de işbirliği yapılacaktı.

Vatandaşlar bile telefonlarına indirdikleri uygulamalar yardımıyla, tutanakları CHP’ye gönderecek, CHP’deki OCR yazılımı taranmış tutanakları veriye dönüştürüp işleyecekti.

Sistem uçacaktı, kaçacaktı, YSK bile sonuçları CHP’den öğrenecekti.

Sonuç hiç de böyle olmadı.

İşler planlandığı gibi gitmedi.

Seçim gecesi çok sayıda aksaklık yaşandığı anlaşılıyor.

Adıgüzel yaşananları inkar edip aksaklıklar için binbir türlü mazaret sıraladı.

Ama Adil Seçim Platformu Adıgüzel’den daha sağduyulu davranıp yaptığı bir açıklamayla özür diledi:

Peki, bu sorunlar neden yaşanmış olabilir?

2015’te 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde CHP’nin seçim sistemindeki sunucuları yapılandırıp yöneten birisi olarak tahminlerim şu şekilde:

1) 2015’te kendisini kanıtlamış ve Adıgüzel’e kadar diğer seçimlerde de kullanılan sistem radikal şekilde değiştirilmiş. Olabilir. Herkes yoğurdu ayrı bir şekilde yemek isteyebilir. Ama radikal değişiklikler yapıyorsanız ne yaptığınızı iyi bilmeniz gerekir. CHP’deki yeni sistem ne yaptığını bilmeyen kişiler tarafından tasarlanmış gibi.

2) Yeni bir sistem yeterince test edilmelidir. 2015’te kurduğumuz sistem, seçimlerden önce beş kez test edilmişti. Bu seçimde yeterli testlerin yapılmadığı anlaşılıyor. Özellikle platformun bileşenlerinden veri akışının iyi test edilmesi gerekirdi. Testler konusunda YSK çok iyi çalışıyor. Seçimlerden önce partilere test verileri gönderiliyor. Bu önemli çünkü hemen her seçimde yenilikler yaşanıyor. Örneğin, bu seçimde çok önemli bir değişiklik olan seçim ittifakı kavramı vardı. Bu da YSK’dan gelen verilerin biçiminin değişmesi demek. Çözümün bu verilere göre test edilmesi gerek. Büyük olasılıkla YSK tarafında sorun da yaşanmamıştır. CHP’lilerin en çok suçladığı devlet kurumlarından birisi olan YSK son derece özenli şekilde çalışmaktadır diyebiliriz. Sorun diğer taraflardan gelen bilgilerin test edilmemiş olması diye de ekleyebiliriz.

3) YSK sandık tutanaklarını tarayıp partilere gönderiyor. Bu tutanaklar vatandaşlar tarafından da taranıp gönderilebilir. Bu veriler “resim”dir. Gelen verileri teyit etmek için kullanılır. Ama yeni sistemde bu resimler OCR yazılımları yardımıyla karakter verilerine dönüştürülmeye çalışılmış. OCR (Optical Character Recognition) yazılımlarının başarı oranı yüzde elli dolaylarında. Hele bunu da onbinlerce tutanak için kısa bir zamanda yapmak isterseniz iyice başarısız olmanız mümkün. Başarı oranı yüzde elliden fazla olduğunda bile bu verilerle seçim gibi hassas konularda sonuca gidilemez. Kısacası yanlış olmanın yanı sıra aptalca bir girişimdir bu. Aptallığın da limiti ne yazık ki yoktur. 2015’teki seçimlerde de böyle bir öneriyle gelen olmuştu ama öneriyi kibar bir şekilde (o kadar kibar olmamış da olabilirim) reddetmiştik.

Seçim sisteminde de, aynen diğer sistemlerde olduğu gibi, yalın bir çözüm üretip üretilen çözümü çok kez test etmek gerekir.

2015’teki çözümümü şu linkten okuyabilirsiniz:

http://muratyildirimoglu.com/makaleler/YalinBilgiislemOrnegiOlarakCHPSecimSistemi.htm

Mehmet Ali Çelebi’nin Anlamsız Projesi

Haziran 24, 2018

CHP’nin seçim izleme sistemi var mı? Var.

Oy ve Ötesi var mı var? Başka partilerin izleme sistemi var mı? O da var.

O zaman, Mehmet Ali Çelebi’nin alternatif Sandık Gücü projesine gerek var mı? Yok.

Amaç Çelebi’nin iş yapıyormuş gibi görünmesi.

Muhalefetin Yeni Bir Türkiye Tasavvuru Yok

Haziran 22, 2018

Atatürk’ün kafasında yepyeni bir Türkiye düşüncesi vardı.

O Türkiye’de kadınlar erkekleri görünce yüzlerini kapatıp yere çömelmeyecek, mirastan eşit hak alabilecek, seçme-seçilme hakkına sahip olacaktı.

Dinin devlet katındaki ve toplumdaki yeri azalacaktı.

Türklerin alfabesi, takvimi, giyimi-kuşamı değişecekti.

Türkler iyi eğitim alıp gelişmiş ülkeleri yakalayacaktı.

Gelişmiş bir ekonomi olacaktı.

Türkler iyi sanat yapacaktı.

Erdoğan’ın kafasında da bir yeni Türkiye düşüncesi vardı.

Dinin devlet ve toplumdaki yeri artacaktı.

Ekonomi ne pahasına olsun büyüyecekti. İnsanımız daha zengin olacaktı.

Sağlık sistemi iyileştirilecekti.

Erdoğan kafasındaki Türkiye’ye büyük ölçüde de ulaştı.

Bu sırada yargı bağımsızlığını yok etti. Merkez Bankası örneğinde olduğu gibi, bağımsız kuruluş kalmadı.

Askeriye bile göbeğinden ona bağlı şimdi.

Bağımsız medyayı büyük ölçüde yok etti.

Çevresini “Evet efendim”cilerle doldurdu.

Çok sayıda yanlış projeye imza attı.

İnsanları keskin şekilde kamplaştırdı.

Bu olumsuzlukları nedeniyle oy verilmeyi hak etmiyor.

Ama bu durum yalnızca onun bir Türkiye tasavvuruna sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Erdoğan’ın karşısındaki kişiler çoğunlukla acınası bir durumda: Yalnızca karşılar.

Kafalarında yepyeni bir Türkiye tasavvuru yok.

Onlara göre Erdoğan öncesine dönülse her şey düzelecek.

Bu düşünce bir parça doğru da olabilir:

Erdoğan tüm kurumları öyle yıprattı ki yalnızca Erdoğan’ın gidişi bile ülkeye iyi gelebilir.

Ama bu durum yine de muhalefetin kısır, tasavvursuz olduğu gerçeğini değiştiremez.

Muhalefetin seçim kazanmaya değil acilen yeni, yepyeni bir Türkiye tasavvuruna gereksinimi var.