Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal” kitabı

Yılmaz Özdil sevilen bir yazar.

Özdil gazeteci olduğunu iddia ediyor ama değil.

Gazetecilik adına bir şey yaptığı söylenemez.

Son kitabı “Mustafa Kemal” onun biyografi yazarlığını da beceremediğine bir kanıt.

Dahası, anlatılmayan Atatürk’ü anlatmak amacıyla yola çıktığını söylüyor ama Atatürk’ü hiç anlamamış gibi.

Kitabın başları sayılacak kısımlarında Atatürk’ün Sofya günleri ve Çanakkale Savaşı yer yer alıyor.

Yer alıyor ama anlamsız bir şekilde.

Örneğin, Atatürk’ün Sofya’dayken operalara gittiğini söylüyor.

Bu kadar.

Ama opera hakkında bir arkadaşına söylediği bir söz var, o söz onun Sofya günlerinden ne kazandığını çok güzel gösterir:

“Operayı görünce Bulgarların Balkan Savaşı’nda bizi neden yendiklerini anladım. Böyle bir organizasyonu yapabilenler savaşta da başarılı olur.”

Bu bilgi Özdil’in kitabında yok.

Halbuki Atatürk Türkiye’de batı müziğini sevdirmeye, yaygınlaştırmaya çalışırken yapmaya çalıştığı şeylerden birisi, müziğin yanı sıra bu organizasyon bilincini de insanlarımıza kazandırmaktı.

Geleneksel Türk müziği halen güzel sesli birisinin söylediği şarkı-türküleri dinlemek şeklinde.

Hatta bu yüzden gittiği yerlerdeki müziği tanımak isteyen, oralardan şarkı toplayan müzik adamı Bela Bartok bizim için “Topluca şarkı söylemeyi bilmeyen insanlar” diyecekti.

Böyle olması geleneksel müziğimizin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca geleneksel müziğin yeni yorumlarına ve geleneksel müzikle ilgisi olmayan batılı müziğe de önem vermek gerekiyor. Çünkü batılı müzik bize müzik dışında da şeyler kazandırıyor.

Atatürk böyle düşünüyordu ve bu düşüncesinin bir bölümü Sofya’da ateşe militer olarak göreve yaparken oluştu.

Özdil yine Sofya günleri için özensiz ifadeler de kullanıyor. Şöyle diyor:

“Miti’ye aşık olmuştu. Kavuşmaları imkansızdı. Bavullarını topladı. Kırık bir kalple Sofya’dan ayrıldı.”

Miti kim? Yok. Aşk ne zaman başladı, nasıl gelişti. Yok. Çalakalem yaz, bunu da anlatılmayan Atatürk’ü anlatmak olarak pazarla.

Hemen sonra da Atatürk’ün Çanakkale Boğazı’na atandığını söylüyor ve onun Çanakkale Savaşı’ndaki günlerini anlatmaya geçiyor.

Daha doğrusu anlatmamaya geçiyor.

Atatürk Çanakkale’ye nasıl gitti? Orada nasıl bir fark yarattı? Bu bilgiler yok. Anlamsız bir laf kalabalığı var.

Özdil Atatürk’ün 1915’te Çanakkale’ye atandığını söylüyor. Aslında oraya gitmek için kendisi başvuruyor; çünkü o Sofya’da rahat rahat zaman geçirmek istemiyor.

Tarihin yazıldığı bir yerde, tarihi yazmak istiyor Atatürk.

Şu anda Türkiye’de, Kemalistlerin çoğu da dahil olmak üzere, insanların önemli bir kısmı işlerinde ya da siyasette elini taşın altına sokmadan yaşayıp gitme peşinde.

Atatürk seyirci değildi, aksiyonerdi.

Savaşa en ön saflarda katılıp hem ordusuna ve ülkesine yarar göstermek hem de bu yolla öne çıkmak istiyordu, tanınmak istiyordu.

Çok şeyler yapmak istiyordu ve bunları yapabilmek için başarıya, zafere gereksinimi vardı.

Atatürk’ün Çanakkale’de ne yaptığı da Özdil’in kitabında belirsiz.

Atatürk ne yaptı da Çanakkale kahramanı oldu?

Atatürk’ün komutanı Liman Von Sanders kendi anılarını yazdığı kitabında Atatürk’ün katkısı için Çanakkale Savaşı’nın dönüm noktası tanımı yapıyor.

O kadar önemli bir hamleydi Atatürk’ün hamlesi.

Atatürk Çanakkale’ye tayin edilmişti ama yalnızca yedek birliklerin başına verilmişti.

Liman Von Sanders de başta Atatürk olmak üzere alttaki komutanlarını dinlemeyip savunmayı kendi tahmini doğrultusunda kurmuştu.

İtilaf devletleri Liman Von Sanders’in tahmini doğrultusunda yarımadanın ucuna büyük bir çıkartma yaptılar.

Ama bir o kadar büyük başka bir çıkartmayı da Atatürk’ün tahmin ettiği yere, Türk birliklerinin arkasına doğru yaptılar.

Atatürk yedek birliklerin başında bir şey yapamamaktan dolayı üzüntü içindeyken bu ikinci çıkartmayı haber alıp üstlerine danışmadan, askerlerini harekete geçirdi ve 4 saat bir yürüyüş sonunda düşmanın önüne dikti.

Düşman karaya çıktığı yerden çok uzaklaşmadan bu hamleyle olduğu yere çakılı kaldı.

Böylece de diğer Türk birliklerini, ana kuvvetleri çembere alınmaktan kurtardı.

Tüm savaşın talihi orada Atatürk’ün üstün öngörüsü ve inisiyatifiyle döndü.

Çanakkale Savaşı ve Atatürk’ün katkısı o kadar önemliydi ki bu bilgi Enver Paşa tarafından bastırılmaya çalışılsa da diğer tüm Türk subayları öğrenip her yerde Atatürk’ü takdir ettiler.

Kazım Karabekir paşa İstanbul yönetimi tarafından görevden alındığı duyurulan Atatürk’e “Emrindeyiz paşam” derken en başta Çanakkale Savaşı dolayısıyla bunu diyordu.

Ama Özdil bu kısımları hiç anlamadığı için kitabında bunları anlatmıyor.

Anlattığı şeyler çoğunlukla bildik şeyler.

Anlatılmayan Atatürk’ü anlamak için okumak gerek. Ama okunması gerekenler arasında Özdil’in bu kitabı yok.

Çanakkale Savaşı’nı anlamak için şu videoyu izleyebilirsiniz:

Şunları okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/01/26/yilmaz-ozdil-dolayisiyla/

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2014/03/20/saskin-yilmaz-ozdil/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: