İngiliz İşçi Partisi’nin Gelişimi CHP’ye Örnek Olabilir mi?

CHP uzun zamandır halkın çoğunluğunun desteğini alamıyor, güvenini sağlayamıyor.

CHP uzun zamandır iktidar olamıyor.

Bu arada, Ak Parti de 2002 yılından bu yana kesintisiz iktidarını sürdürüyor.

Benzer bir dönem İngiltere’de de yaşandı.

Muhafazakar Parti 1979 yılındaki seçimleri kazanıp iktidara gelince İşçi Partisi 1997’ye kadar iktidar yüzü görmedi.

Ama İşçi Partisi 1997 seçimlerini kazanınca da bu sefer 2010 yılına kadar iktidarda kaldı.

Muhazafakar Parti’nin 18 yıl iktidarda kalmasının nedeni neydi?

Sonrasında İşçi Partisi nasıl 13 yıl iktidarda kalabildi?

Bu soruların yanıtları CHP için de aydınlatıcı olabilir.

İngiliz İşçi Partisi 1893 yılında sosyalist-komünist köklerden doğdu.

İşçi Partisi kapitalizmin ilk olarak yeşerdiği bir ülkede kapitalizm karşıtı politikaları savunuyordu.

Parti programının 4. maddesi üretim, dağıtım ve finans araçlarının devletleştirilmesi gerektiğini söylüyordu.

İşçi Partisi İkinci Dünya Savaşı’nın sonundaki seçimlerde iktidara geldiğinde, bu program uyarınca devletleştirmeler yaptı; madenler, fabrikalar, bankalar, çeşitli hizmetler devletleştirildi.

Bundan sonrası karışık: İşçi Partisi’nden sonra iktidara gelen Muhafazakar Parti tekrar özelleştirme yaptı, İşçi Partisi seçimleri kazanınca yine devletleştirme yaptı, böyle sürdü gitti.

Bu gidiş 1970’lerin başında dünya çapında yaşanan sorunlarla birlikte, ülkeyi neredeyse umutsuz bir duruma sürükledi.

Ülke elektrik kesintileriyle, bitmek bilmeyen grevlerle, toplumsal huzursuzluklarla sarsılıyordu.

Kuzey İrlanda’nın İngiltere’den ayrılmasını savunan IRA örgütünün silahlı eylemleri durumu daha da karmaşıklaştırıyordu.

Enflasyon yüzde 25’i buldu, işsizlik arttı.

Bu durum 1979 yılında Thatcher önderliğindeki Muhafazakar Parti’nin iktidara gelişine kadar sürdü.

Thatcher piyasaya ve özel sektöre inanıyordu.

Radikal şekilde özelleştirmeler yaptı. Hemen her devlet işletmesini sattı.

Verimsiz kömür madenlerini kapattı; kömürleri Güney Afrika’dan getirtmek daha ucuza mal oluyordu.

Enflasyonu düşürmek için faizleri yüzde 17’ye kadar yükseltti.

Özelleştirmeler ve madenlerin kapatılması gibi nedenlerle işsizlik biraz daha arttı.

Yine bu önlemler nedeniyle ekonomi 1980 ve 1981 yıllarında art arda küçüldü.

Muhafazakar Parti içinde bile Thatcher’ın politikalarının yanlış olabileceği tartışılmaya başlandı.

Ama Thatcher “Demir Lady” idi. Bildiğinden şaşmadı.

Thatcher’ın uygulamaları olumlu sonuç vermeye başladı. 1981’den sonra ekonomi düzenli olarak büyümeye başladı.

Büyüme %6 rakamına bile ulaştı! Sanayileşmesini tamamlamış ülkeler için büyük bir rakam bu.

Yüzde 17’ye çıkarttığı faizler yüzde 6’ya kadar düştü.

Herkes memnundu.

Bu dönemde İşçi Partisi büyük bir bunalımda.

Muhafazakar Parti’ye alternatif olamıyorlar.

Kuruluşlarından beri parti tüzüğünde yer alan devletleştirmeyi savunmayı sürdürüyorlar.

Bu da halk nezdinde kabul görmüyor.

Ama iyi bir şey yapıyorlar; her yenilgide partinin başındaki kişi istifa edip yeni insanlara, yeni programlara yer açıyor.

Tony Blair adındaki genç politikacı bu dalganın sonucunda 1994’te partinin başına geçecek ve 1997 seçimlerinde partinin makus talihini yenecek.

Blair pragmatik birisi; özelleştirilen işletmelerin iyi gittiğini herkes gibi kendisi de görüyor ve devletleştirme yapmayacağını söylüyor.

Partisini de bu yönde dönüştürüyor; parti tüzüğünün dördüncü maddesinden devletleştirmeyle ilgili kısımları çıkartıyor.

1997’de seçimleri Tony Blair liderliğindeki İşçi Partisi kazanıyor.

İşçi Partisi’nin Tony Blair liderliğinde devletleştirme politikasını terk ettiğini söylemiştik.

Blair genel olarak ekonomiye dokunmuyor; ekonomi Thatcher’ın çizdiği yolda, serbest piyasa ve özel sektör ağırlıklı olarak yoluna devam ediyor.

Bu sayede, devletin bütçe açığı giderek azalıyor, enflasyon düşüyor, işsizlik azalıyor.

Peki, sol ağırlıklı bir iktidar ekonomiye dokunmuyorsa ne yapacak?

Yapacak çok iş var.

1998’de Tony Blair’in en görkemli işlerinden birisi olarak IRA ile anlaşma yapılıyor.

Yıllardır süren ve binlerce kişinin ölümüne neden olan terör bitiyor.

Bilgi Edinme Hakkı yasasıyla devletin elindeki bilgilere erişimi sağlıyor.

Hukuk alanında değişiklikler yapıyor; önemli uluslararası anlaşmalar iç hukukun bir parçası haline geliyor, yeni bir yüksek mahkeme kuruluyor.

Eşcinsel birlikteliklerin evlilik benzeri haklara sahip olması sağlanıyor.

Eğitime ve sağlık sistemine büyük yatırımlar yapıyor.

Asgari ücret yasasını çıkartıyor; ondan önce asgari ücret diye bir kavram yok İngiltere’de.

Ayrıca yerel yönetimleri güçlendiriyor. İskoçya ve Galler’de yerel parlamentolar kuruluyor ve bu bölgeler birçok politikalarını yerel olarak belirleyebiliyor.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi iki taraflı bıçak: İyi ve kötü yönleri var.

Güçlü, özerk yönetimler kendi yörelerindeki insanlara nefes alma olanağı verir ve hizmetlerin yerelden daha iyi verilmesini sağlarken ayrılık isteklerini de kuvvetlendirebiliyor.

İskoçya’nın bir çeşit özerkliğe kavuşmasından sonra bunu yeterli görmeyip bağımsızlık isteğinde bulunanların sayısı artıyor örneğin.

Bu istekler henüz genele yayılmıyor; yapılan referandumlarda İskoç halkı bağımsızlık aleyhinde oy kullanıyor.

Ama İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkma kararında bu bölgelerde çoğunlukla kalma yönünde karar veriliyor.

Bu da İskoçların ve Gallerin yerel yöneticilerinin, İngiltere’nin genel politikası dışında, Avrupa Birliği’nde bir şekilde kalmayı istemelerine neden oluyor, işler daha çok karmaşıklaşıyor.

İşçi Partisi’nin bu tarihinden CHP’nin çıkaracağı çok ders var.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: