Kurgunun büyüklüğü

İnsanlar niye roman okur, niye film izler, tiyatroya gider?

Bir nedeni romanların, filmlerin, tiyatro yapıtlarının gerçeklerle örtüşmesi.

Hulusi Akar’ın yaveri Levent Türkkan’ın aşağıdaki ifadeleri bana bir romanı ve bir filmi anımsattı.

Roman Hayvanlar çiftliği.

Hayvanlar çiftliği’nde hayvanlar darbe yapıp çiftliğin yönetimini alırlar. Eşitlikçi bir yönetim kurarlar.

Ama domuzlar hayvanlar arasından bir şekilde kendilerini sıyırırlar ve yönetimi ele alırlar.

Ondan sonra da domuzlar arasında iç kavga başlar.

Buraya kadar bizi ilgilendiren bir şey yok gibi.

Bizi ilgilendiren kısmı şu: Hırslı bir domuz, öksüz-yetim kalmış köpek yavrularına el koyar ve onları yalnızca kendisinin ve adamlarının bildiği bir yerde yetiştirir, eğitir.

Bir diğer hırslı domuzla rekabet etmesi gerektiğinde o köpekler ortaya çıkar ve rakip domuzu kovalar.

Köpekler bebekliklerinden başlayarak iyi yetiştirilmiş ve gerektiğinde de tam köpeklik yapmıştır.

Film ise adını anımsamadığım bir film. Konusu Hasan Sabbah ve fedaileriydi.

Hasan Sabbah kendisine ölümüne sadık adamlar yetiştirir. Bu kişileri rakiplerine suikast düzenlemek için kullanır.

Suikastciler genellikle kendilerinden kuşku duyulmadan hedeflerinin çevresine yerleşir.

Onları ayırt eden, Hasan Sabbah’ın fedasi olduklarını gösteren şey, tam suikastten önce sarıklarının altında gizledikleri kırmızı başlığı sergilemeleri.

Dönemin önemli bir yöneticisine suikast tehdidi gider. Belli bir gün sona ermeden öldürülecektir.

Yönetici kendisini korunaklı saraylarına kapatır. çevresinde yalnızca en güvendiği insanlar vardır.

Saat gece yarısına yaklaşır. Yönetici dalga geçmeye başlar: “Hani beni bugün bitmeden öldürmüş olacaklardı?”

Tam o anda en güvendiği insanlardan birisi kafasındaki kavuğu sıyırır, kırmızı başlık ortaya çıkar.

Yönetici kalbine bir bıçak yer.

Şimdi aşağıdaki haberi okuyabilirsiniz:

Hulusi Akar’ın Yaveri ifadelerinde “Ben fakir bir ailenin çocuğuyum. Babam çok fakir bir çiftçiydi. Tarlamız, bağımız bahçemiz yoktu. Fethullah Gülen Cemaati ile ilk defa ortaokul döneminde tanıştım. İyi ve geleceği parlak bir öğrenciydim. Okulda matematikten 9 almışlığım yoktur.
Ortaokulda cemaatin abileriyle tanışmıştım. 5 yaşından beri Subay olmayı hayal ediyordum. Bu idealim cemaatin ekmeğine tuz biber oldu. 1989 Işıklar Askeri Lisesi’nin sınavlarına girdim. Sınavı kendi bilgilerimle kazanacağımdan emindim. Cemaatteki abilerim de emindi. Fakat yine de bana sınav olmadan önceki gece yarısı getirip soruları verdiler. Soruları Serdar Abi getirmişti. Bursa merkezde bir cemaat evinde soruları bana vermişlerdi. Askeri lise döneminde cemaatten abilerim bana herhangi bir görev vermediler. Ben de cemaat adına herhangi bir faaliyette bulunmadım. Tek göreviniz ifşa olmamak diye öğretiyorladı.”Genelkurmay’da emir subaylığı görevine getirildikten sonra cemaat adına verilen görevleri yerine getirmeye başladım.” dedi.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: