CHP İçin Politika Önerileri

2002 Seçimlerinden bu yana Ak Parti seçim kaybetmedi.

CHP de o tarihten itibaren seçim kazanamadı.

CHP’liler bu duruma iki açıklama getiriyor:

1) Seçimlerde hile yapılıyor.

2) Halkımız aptal, Ak Parti’nin yalanlarına kanıyor.

Ak Parti’nin verdiği kömüre, patatese kanıp oyunu satıyor.

İki açıklama da gerçekçi değil.

İlk olarak, Türkiye’de en iyi, en düzgün işleyen şeylerden birisi seçimler.

Seçimlerde kayda değer bir hile yapılmıyor.

Seçimlere ilişkin değerlendirmeyi Ek’te bulabilirsiniz.

İkinci olarak, halkımız aptal değil.

Onursuz da değil.

Çıkar uğruna oyunu değiştiren, yaltaklanan kişiler var ama bunlar da sonucu değiştirecek sayılarda değil.

Eski seçimlere bakmak bile halkın çoğunluğunun ne kadar bilinçli biçimde oy verdiğini bize gösterir.

1973 seçimlerinde CHP %33 oy oranıyla birinci parti oldu.

CHP 1977’de oy oranını %41’e çıkarttı.

1989’da yapılan yerel seçimlerde Sosyal Demokrat Halkçı Parti %29, Demokratik Sol Parti %9 oranında oy aldılar.

Yani, toplamda neredeyse 1977 oranını yakaladılar. Ankara, İstanbul, İzmir, Kayseri başta olmak üzere çok sayıda belediye sol partilere geçti.

1999’da yapılan genel seçimlerde Demokratik Sol Parti %22 oy oranıyla birinci oldu. CHP de %9’a yakın oy aldı.

Ak Parti’nin oylarının 2015 7 Haziran seçimlerinde %40’a inip, 1 Kasım seçimlerinde %49’a çıkması da halkın iradesinin ve akıllılığının başka bir göstergesi.

Demek ki sorun halkta değil.

Halkın oyu kimsenin torbasında keklik değil.

Eğer inanırlarsa, güvenirlerse sol partileri iktidar yapabiliyorlar.

Ak Parti’nin yanlış yaptığını düşündüklerinde de onu cezalandırıyorlar.

O zaman, önce CHP’nin, sonra da diğer tüm karşıt görüşlülerin yukarıda yer alan iki gerçek dışı açıklamadan uzaklaşması gerek.

Ak Parti bir ekonomik kriz sonrası iktidara geldi.

Birçokları da benzer bir krizin Ak Parti’yi iktidardan edeceğini düşünüyor.

Haklı olabilirler.

Ama bu düşünce bizi tembelliğe de itiyor: Biz bir şey yapmayalım, ekonomi bozulsun, Ak Parti iktidardan düşsün.

Bu tutum bize yakışmaz.

Bizlerin bir şeyler yapması gerekir.

Ne yapmalı?

Öncelikle Ak Parti’yi doğru tanımlamalıyız:

1) Ak Parti dış kaynaklı, hain, satılık bir grubun partisi değildir.

Bu türlü iddialarda bulunmak doğru değildir.

Ak Parti, bu ülkenin, bu toplumun bir partisidir.

Onaylamadığımız politikaları olması Ak Parti’lileri vatan haini, satılık, düşman şeklinde nitelendirmemize neden olmamalıdır.

2) Ak Parti her işi yanlış yapan bir parti de değildir. Çok sayıda doğru iş yapmıştır. Bunları takdir etmek gerekir.

Ama Ak Parti’nin işlerinde çok sayıda yanlış da vardır.

Bunların sergilenmesi de, iktidara gelindiğinde bu yanlışların düzeltilmesi gerekir.

Ak Parti’nin doğrularını kabul edip yanlışlarını sergilemek yetmez.

Bunlara ek olarak Ak Parti’nin aklının ucundan bile geçmeyecek yeni projeleri, uygulamaları da yaratmak gerekir.

Ak Parti’nin Doğru İcraatları

Ak Parti’nin doğru icraatlarını şöyle sıralayabiliriz:

1) Ekonomi: Ak Parti hükümetinin ekonomik uygulamaları genel olarak doğrudur.

Bu politikaların sonucu olarak, dünyada büyük etkisi olan 2008-2009 krizi kesinlikle Türkiye’yi daha az etkilemiştir.

2) Kürt Açılımı, Çözüm Süreci: Bu kapsamda yapılan az sayıda şey, örneğin, TRT’nin Kürtçe TV kanalı açması bile olumlu sonuçlar vermiştir. Yani, bu açılım doğrudur.

3) Ermeni Açılımı: Ermenistan’la ilişkilerimizin daha iyi hale getirilmeye çalışılması doğrudur.

4) Alevi Açılımı: Bu kapsamda hemen hiçbir şey yapılmasa da böyle bir açılımın adı bile doğrudur.

5) Roman Açılımı: Toplumda her zaman aşağılanan, buçuk millet tabir edilen Romanlara karşı yapılan az şey bile doğrudur.

6) Kıbrıs Açılımı: Kıbrıs’ta Annan Planı desteklenerek Türkler uluslar arası hukuk ve kamu oyu önünde ilk defa öne geçmiştir.

7) Özelleştirme: Günümüzde özelleştirme yapmayan ülke kalmamış gibidir. Türkiye’de özelleştirmeyi en iyi Ak Parti hükümetleri yapmıştır.

8) Sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesi: Dünyanın hemen her yerinde sosyal güvenlik hizmetleri tek bir kurum tarafından sağlanmaktayken Türkiye’de birbirinden ayrı üç kurum bulunuyordu.

Ak Parti’nin en iyi faaliyetlerinden birisi bu kurumları birleştirmek olmuştur.

9) Ulaştırma ve Sivil Havacılık: Bu alandaki uygulamalar ile sivil havacılık büyük atılım yapmıştır.

Daha önce uçağa binmemiş milyonlarca kişi uçağa binebilmiştir.

Hemen tüm şehirler arasında bölünmüş yollar ya da otoyollar vardır ve bu yollarda oldukça konforlu yolculuklar yapılabilmektedir.

Karayollarının yanı sıra Ankara-İstanbul, Ankara-Konya arasındaki hızlı trenler doğru uygulamalardır.

10) Sağlık: Sağlık politikaları ile toplumun büyük kesimi sağlık hizmetlerine çok daha kolay ve ucuz ulaşır hale gelmiştir.

11) Vergi: Ak Parti hükümeti döneminde vergiler azaltılmıştır.

Örneğin, kurumlar vergisi yüzde 30’dan yüzde 20’ye düşürülmüştür.

Ak Parti’nin Uygulamalarındaki Yanlışlıklar

Ak Parti karşıtı hareketin, iyi uygulamaları takdir ederken uygulamalardaki hataları açığa çıkartıp vurgulaması ve doğruları, daha iyisini önermesi gerekir.

Ak Parti’nin yukarıda saydığımız iyi uygulamalarına ilişkin olarak şu eleştirileri getirebiliriz:

1) Ak Parti’nin ekonomi politikası genel olarak doğrudur ama yetersizdir.

Ak Parti döneminde ekonomi ortalama %4 büyümüştür ki bu oran, Ak Parti’lilerin sıklıkla eleştirdiği koalisyon dönemleriyle aynıdır.

Ak Parti ekonomiyi daha fazla büyütememektedir.

Kendileri de orta gelir tuzağı denilen bir tuzağa düştüğümüzü kabul etmektedir.

Kaldı ki ekonomi politikası Ak Parti’nin özgün bir politikası değildir.

Bu politikanın temelini 2001 yılında bir sosyal demokrat olan Kemal Derviş atmıştır. Ak Parti’nin en iyi yaptığı şey bu politikadan genel olarak sapmamaktır.

Ne yazık ki Kemal Derviş’i en önce sosyal demokratlar görmemezlikten gelmeye çalışmaktadır.

Dahası, Derviş bu çevrelerde ABD ajanı olarak bile suçlanmaktadır.

Derviş’in sahiplenilmesi ve ekonomik politikaların oluşturulmasında kendisinden yararlanılması gerekir.

Bunun kadar önemli olan başka bir şey de tabana bu politikaları benimsetmek olmalıdır.

2) Ak Parti’nin bir zamanlar en güçlü yanı olan dış politika, en zayıf yeri durumuna gelmiştir.

Şu anda, hemen tüm komşularımızla sorun yaşanmaktadır.

Ak Parti komşularla sıfır sorun sloganıyla işe başlamış ama hiç sorun yaşamadığımız, bölgenin tek demokratik ülkesi olan İsrail ile ilişkilerimiz de bozulmuştur.

Hükümet bunun nedeni olarak İsrail ve Suriye arasında arabuluculuk yaparken İsrail’in Gazze Operasyonu’nda çok sayıda sivili öldürmesini göstermektedir.

Halbuki bu operasyonun nedeni Gazze’deki Hamas yönetiminin İsrail’e ve özellikle sivillere yönelik saldırılarıydı.

Ak Parti bu saldırıları kınamadı, karşı çıkmadı.

Ayrıca, Filistinlilerin saldırıları ve İsrail’in karşı saldırıları hükümetin arabuluculuğa kalkışmasından önce de vardı ve bu saldırılar arabuluculuğun başlatılmasına engel olmamıştı.

Mavi Marmara olayı ile birlikte de tüm diyalog kanalları kapandı ve İsrail ile Araplar arasında arabuluculuk olanağı kalmadı.

Ak Parti karşıtı hareketin, hükümetin komşularla sıfır sorun politikasını benimsemesi, İsrail için de düşmanlığı körüklemek yerine ilişkileri eski haline getirmeye çalışması gerekir.

3) Ak Parti, Açılım ya da Çözüm Süreci’yle doğru bir hareketi başlatmıştır.

Kürtçe televizyon kanalı başta olmak üzere Kürtlere zaten hak ettikleri çok sayıda hak verilmiştir.

Ama aynı zamanda, Ak Parti terör örgütünün bu süre içinde çok sayıda kişiyi öldürmesine, kentlere, kasabalara silah ve mühimmat yığmasına seyirci kalmıştır.

Terör örgütü istediği zaman da bu süreci sonlandırıp terörü arttırmış ve yeniden binlerce kişinin ölümüne neden olmuştur.

CHP’nin bu konuda yapacağı çok şey vardır.

CHP iki şey yapmalıdır:

1-Yeni bir Çözüm Süreci başlatmak.

2- Yeni Çözüm Sürecinde tek bir terör eylemine bile göz yummamak.

Terör örgütü bir daha böyle bir süreci derlenip toparlanma, silah yığma, hazırlık yapma şeklinde değerlendirememeli.

Çözüm Sürecinde neler yapılabilir?

Sosyal demokrat hareket her zaman Kürtlere yakın bir politika izlerken özellikle Baykal zamanında Kürt düşmanı bir hale gelmiştir.

Bu tutum değişmeli, Kürt sorununa ilişkin olarak Ak Parti’den de kapsamlı uygulamalar savunulmalıdır.

Örneğin, özel radyo ve televizyonların saat sınırı olmaksızın Kürtçe yayın yapmasını önermek gerekir.

Kürtçe eğitim de (ilköğretim dahil olmak üzere) savunulmalıdır.

Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı yerlerde kamu hizmetlerinin Kürtçe verilebilmesine olanak sağlanmalıdır.

4) Ak Parti’nin Ermeni Açılımı tıkanmıştır. Bu tıkanmayı Türkleri kırmadan, incitmeden aşmak gerekir.

Sosyal demokrat hareket içinde çok değerli dış politika uzmanları bulunmaktadır. Bu kişilerin bu politika üzerine kafa yorması doğru olacaktır.

Örneğin, Azerbaycan’ı kırmadan Ermenistan sınırını açmak ilişkileri geliştirmenin yanı sıra bölge ekonomisini canlandırmada da yararlı olacaktır.

Yeni petrol ve doğalgaz hatlarının Ermenistan üzerinden geçirilmesi de hem maliyeti düşürür, hem de ilişkileri sıklaştırır.

Ermenistan’la ilişkileri sıklaştırdıkça Ermenistan’ın Azerbaycan’a karşı saldırganlığı da azalır.

5) Alevi Açılımı da tıkanmış durumdadır.

Cem evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi başta gelmek üzere bu konuda Alevilerin haklarını genişletici politikalar izlenmelidir.

6) Roman Açılımı’nda ne yapıldığı belli değildir.

Romanların özgün kültürlerini korurken yaşam koşullarının iyileştirilmesi için gereken politikaları Ak Parti karşıtları üretmelidir.

7) Kıbrıs Açılımı da tıkanan konulardan birisidir.

Tıkanmanın başlıca nedeninin Rumlar ve Avrupa Birliği olduğu doğrudur ama halen Türkiye’nin yapabileceği çok şey vardır.

Örneğin, Türk birliklerinin tamamı adadan çekilebilir.

Türkiye, Kıbrıs’a her zaman Yunanistan’dan daha yakındır ve olası bir tehlikede her zaman kısa bir zamanda müdahale edebilir.

Adada Türk askerlerinin kalmasının uzun zamandan beri mantıklı bir nedeni yoktur. Bu çekilmeyi sosyal demokratlar gerçekleştirebilir.

Bu hareket ordumuzu da maddi ve manevi olarak rahatlatacaktır.

8) Özelleştirme konusunda Ak Parti çok yol almıştır ama yapılacak daha çok şey de bulunmaktadır.

Örneğin, THY ısrarla özelleştirilmemektedir.

Sosyal demokratlar bunu savunmalıdır.

Milli Saraylar devlet için mali bir yüktür ve bulundukları durum da içler acısıdır. Örneğin, hemen her yıl Beylerbeyi Sarayı’nda bir tadilat görülebilir.

Bu sarayların hem gelir getirici hem de adlarına yaraşır hale gelmesi için özelleştirilmesi yerinde olacaktır.

Yapılacak anlaşmalarla sarayların bazı bölümleri her zaman halka açık olabilir.

Ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri’nin elindeki çok sayıda üretim tesisi de özelleştirilmeli ya da kapatılmalıdır.

TSK’nın giysi ya da ilaç üretimi yapmasının gereği kalmamıştır.

Ak Parti bir yandan özelleştirme yaparken bir yandan da milli araba gibi devletçi ve saçma projelerin peşinde koşmaktadır.

Yine Ak Parti, özelleştirmeyi savunurken özellikle İstanbul Belediyesi eliyle çok sayıda devletleştirme yapmıştır.

Belediyenin elinde çok sayıda üretim ve işletme tesisi vardır.

İstanbul Belediyesi başta olmak üzere belediyelerin elindeki bu türlü tesislerin özelleştirilmesi gerekir.

9) Ulaştırma alanında Ak Parti’nin yanlışları vurgulanmalıdır.

Örneğin, İstanbul Boğazı’ndaki üçüncü köprünün yeri yanlıştır.

Boğazın Karadeniz ucuna yapılan bu köprü, genişliği 2 Km’yi bulmayan bir boğazı geçmek için fazladan 50-60 Km yapılmasını gerektirecektir.

Aynı şekilde, İstanbul’a yapılmakta olan üçüncü havaalanının yeri de yanlıştır.

Uçakla seyahat edenlerin en büyük zorluğu, havaalanından kentin içine ulaşmanın güç olmasıdır.

Yeni havaalanı bu bakımdan olağanüstü kötü olacaktır.

Ayrıca bu havaalanına yapılacak metro ve kara yolları da maliyeti arttırmaktadır.

Halbuki Atatürk Havalimanı kent içinde kalmıştır ve metroyla ulaşılabilmektedir.

Sabiha Gökçen havalimanına da metro ulaşmak üzeredir.

Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanlarının genişletilmesi, hava limanı sorununu çok daha kolay ve ucuza çözebilirdi.

Ayrıca bu konularda Ak Parti’nin bariz beceriksizliklerine dikkat çekmek de gerekir:

Demirel, iktidarının 8. Yılında ilk köprüyü yapmıştı. Özal, iktidarının 6. yılında Fatih Sultan Mehmet köprüsünü dikebilmişti.

Ak Parti ise ancak başa geçişinden 14 yıl sonra üçüncü köprüyü yapmış olacak.

Bir başka yanlış hızlı trenlerin başlangıcında yapılmıştır.

Hızlı trenler iyidir, şu anda hızlı tren için yeni demiryolları yapılmaktadır.

Ama şu anki hızlı trenden önceki hızlandırılmış tren, var olan demiryolunu kullanıyordu ve uygulaması 41 kişinin öldüğü feci bir kazayla sonuçlandı.

Bu ilk uygulamayı törenle Recep Tayyip Erdoğan başlatmıştı.

Facianın sorumluluğu iki makinistin üzerine yıkıldı.

Halbuki batı ülkelerinde (ya da bir doğu ülkesi olan Japonya’da) bu tür bir facia başbakanın bile istifasıyla ve yargılanmasıyla sonuçlanırdı.

Ak Parti karşıtı hareket bu ilk uygulamadaki yanlışlığı hiçbir zaman yeterince vurgulayamadı.

İletişim alanında 3G’ye ve 4G’ye geçiş de çok geç gerçekleşmiştir.

4G’nin adının 4.5G yapılması ise yalnızca komikliktir.

Ak Parti karşıtı hareketin burada yapabileceği çok şey görünmektedir.

İnternet bağlantıları ucuzlamalı ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

10) Ak Parti’nin sağlık alanındaki doğru politikalarının sonucunda devletin sağlık giderleri aşırı derece arttı.

Bunun sonucunda devlet bazı faşizan uygulamalara gitti:

Yeni hastanelerin açılışının izne bağlanması, özel hastanelerin alacağı doktorların Sağlık Bakanlığı’nın denetiminden geçmesi, hastaların kontrollerinin ve ilaçlarının mantıksız ve işi zorlaştırıcı kurallara bağlanması gibi.

Bu noktaların halka iyi anlatılması gerekir.

Aynı zamanda, sağlık maliyetinin düşürülmesiyle ilgili çalışmalara da kafa yormak, politikalar geliştirmek gerekir.

Çünkü insanlara verilen hizmetin bir bedeli vardır ve bu bedel Ak Parti karşıtları iktidara geldiğinde de ödenecektir.

Sağlık alanında yapılan bir başka yanlışlık Şehir Hastaneleri projesidir.

Bu projeye göre, her şehre devasa bir hastane kompleksi yapılacaktır ve tüm sağlık hizmetleri buradan verilecektir.

Kanser hastaları ile grip olan hastaların, doğum yapacak olanların aynı konuma yığılmak istenmesi mantıklı değildir.

Şimdiki durum daha doğrudur: Şehirlerin içine yayılmış, özel amaçlı hastaneler.

11) Ak Parti, vergileri düşürmek gibi iyi bir iş yaparken çok sayıda sektöre ve ürüne farklı katma değer vergisi oranının uygulanması nedeniyle vergi sistemini karmaşıklaştırdı.

Vergi sisteminin basitleştirilmesi gerekir.

CHP’nin bir zamanlar yaptığı basit ve düz bir vergi oranı şeklindeki önerisi doğrudur ve geliştirilmesi, iyi anlatılması gerekir.

Ak Parti, vergi sistemini ve denetimini muhalifler üzerinde baskı unsuru olarak kullandı.

Bu tür faşizan uygulamaların da sürekli olarak vurgulanması gerekir.

12) Ak Parti, sosyal güvenlik kurumlarını birleştirmiştir ama birleşme genel olarak yalnızca ad üzerinde kalmıştır.

Eski dönemin Emekli Sandığı, SSK, Bağkur düzenlemeleri 4A, 4B ve 4C şeklinde sürmektedir.

İnsanların çalışmaları, emekli olmaları, aldıkları hizmetler farklılık göstermektedir.

Örneğin, 4A çalışanlarının emeklilik için ödemeleri gereken prim-gün sayısı 6000 civarındayken 4B çalışanları için bu sayı 9000’dir.

Bu türlü farklılıkların giderilmesi gereklidir ve Ak Parti karşıtı hareketin projelerinden birisi olmalıdır.

13) Ak Parti’nin en kötü olduğu alan eğitimdir.

Eğitim berbat bir duruma getirilmiştir. Bu durumun en iyi göstergesi, Ak Parti dönemi boyunca, öğrencilerin sınavlarda çözebildiği soruların sayısının düzenli olarak düşmesidir.

Eğitimin sorunları Fatih Projesi gibi projelerle aşılmaya çalışılmaktadır.

Bu türlü projeler anlamsız bir para israfıdır.

Fatih Projesi sınıflarda akıllı tahta, öğrencilere tablet bilgisayar gibi yüksek teknolojili çözümler demektir.

Halbuki eğitimin sorunu teknoloji eksikliği değildir.

Eğitimde sorun öncelikle nitelikli öğretmen istihdamı sorunudur.

Öğretmenlerimizin kalitesi ne yazık ki düşüktür ve sayıları da yetersizdir.

2016 itibarıyla halen 60 bin civarında öğretmen açığı vardır ve bu büyük bir ayıptır.

CHP Tarafından Önerilebilecek Yeni İşler

Yukarıdakiler Ak Parti’nin sürdürmekte olduğu politikalara ilişkindi.

Ak Parti karşıtı muhalefetin bunun ötesine geçip Ak Parti’nin aklına bile gelmeyen şeyleri önermesi, savunması gerekir.

Bunlara örnek olarak aşağıdakiler verilebilir:

1) Din politikası: Şu anda Sünni Müslümanların dinsel masraflarının önemli bölümü devlet tarafından karşılanıyor.

Camileri inşa ediliyor, din görevlilerinin maaşı ödeniyor.

Alevi Müslümanlarsa cem evlerini ve din görevlilerini kendileri finanse ediyor.

Aleviler devletin kendi masraflarını da karşılamasını istiyor.

Ama doğru olan bu değil.

Doğru olan, her cemaatin kendi ibadethanesini ve din görevlilerini kendisinin finanse etmesi.

Bu amaçla, Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalı.

İnananlar kendi ibadethanelerini ve din görevlilerini finanse etmeli.

Bunun yanı sıra, İmam Hatip okulları ile devlet üniversitelerindeki İlahiyat Fakülteleri de kapatılmalı.

Devlet okullarında din eğitimine son verilmeli.

Din eğitimi ailelere ve sivil kuruluşlara devredilmeli.

Din eğitimi veren kuruluşlar nefret söylemine karşı ve küçüklerin korunması amacıyla denetlenmeli.

Bunun dışında bir kısıtlama olmamalı.

Bunu sağlamak için cumhuriyetimizin kuruluşunda gerek duyulan ama şu anda işlevsiz kalmış bulunan Tevhidi Tedrisat Kanunu’yla Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına İlişkin Kanun iptal edilmeli.

Devlet binalarında mescit-camii bulunmamalı.

İsteyen çalışanlar, izinlerinden kullanmak şartıyla, bina dışındaki ibadethanelerde istediği gibi ibadet edebilmeli.

Ceset yakma tesisleri kurulmalı, isteyenlerin cesedinin yakılmasına olanak sağlanmalı.

2) Eğitim Politikası: Öncelikle öğretmen açığı giderilmeli.

İkinci olarak, öğretmenlerin performansları izlenmeli ve düzeltilmeli.

Her düzeydeki okulda, öğrencilerin ve velilerin öğretmenlerin performansını değerlendirebilmesi sağlanmalı.

Öğretmenlerin terfileri ve maaşları bu değerlendirmelere bağlı olmalı.

Performansı kötü olan öğretmenlerin işine son verilmeli.

Çünkü onların performans kötülüğü gelecek nesillerde kötü izler bırakmakta.

Üçüncü olarak, Fatih Projesi gibi para israfı projeler iptal edilmeli.

Üniversiteler de dahil olmak üzere, öğrencilere besin takviyesi yapılmalı.

Devlet, özel okullarda okuyan öğrencilerin her biri için, koşulsuz olarak yardımda bulunmalı, bu şekilde, devlet okullarının üzerindeki yükü azaltmalıdır.

3) Sağlık Politikası: Ak Parti’nin getirdiği, özel hastane açılmasına, özel hastanelere doktor ve ekipman alımına ilişkin kısıtlamalar kaldırılmalı.

ABD ve AB ülkelerinde ruhsatı alınmış ilaçların Türkiye’de ayrıca bir ruhsat alımına gerek kalmadan doğrudan satışı yapılabilmeli.

Türkiye’nin sağlık giderlerini azaltmaya katkıda bulunacak klinik araştırma sektörünün önü açılmalı.

Tıp fakültelerindeki eğitimin düzeyi yükseltilmeli.

4) Ticaret ve Sanayi Politikası: Bu alandaki kısıtlamaların çoğu kaldırılmalı.

Örneğin, kullanılmış makinelerin, bilgisayarların, telefonların vb. cihazların ithalatı şu anda yasaktır.

Çünkü bu yasağı koyan memurlar, ithalata izin verilirse insanların kandırılacağını ve hurda makinelere büyük para döküleceğine inanmaktadır.

Halbuki insanlar kendi çıkarlarını memurlardan daha iyi düşünebilir.

Ak Parti, ithal kumaşlara ve ayakkabılara yüksek gümrük vergisi uygulamak gibi popülist ve yanlış uygulamalara gitmektedir.

Bu tür ayrıcalıklar kaldırılmalı.

Ticaret ve üretim yapmak, ithalat ve ihracat yapmak basitleştirilmeli ve ucuzlamalı.

Örneğin, devlete büyük bir katkısı olmayan ama özel sektör için bıktırıcı bir nitelik taşıyan harç ve resimler kaldırılmalı.

İşletmelerin kullandığı elektrik, su ve doğalgazın daha pahalı olması önlenmeli.

Ayrıca, ticaret ve sanayi işiyle uğraşanların mesleki örgütlere zorunlu olarak üye olmaları uygulaması kaldırılmalı.

Bu örgütler şu anda yalnızca yöneticilerinin daha da zengin olmasına ve siyasi güç elde etmesine yarıyor.

İşe giriş-çıkış işlemleri basitleştirilmeli.

Örneğin, ev işlerine yardımcı olanların sigortalanması olağanüstü bürokratik bir işlem.

Bunu yapmak istediğinizde evinizi bir işyeri olarak tanımlamanız gerekiyor.

Yani, evinize iş yeri açıyorsunuz.

Asgari ücret konusunda bölgesel uygulamaya gidilmeli.

İstanbul’daki yaşam koşullarıyla Yozgat’taki yaşam koşulları aynı değil.

Dolayısıyla asgari ücretlerin de farklı olması gerekir.

Başka ülkelerde de buna benzer uygulamalar var.

Örneğin Filipinler’de asgari ücret 16 bölge için ayrı ayrı belirlenmektedir.

Internet Cafe’ler, oteller ve araba kiralama firmaları üzerindeki kısıtlamalar kaldırılmalı.

Otellerin ve araba kiralama firmalarının müşterilerini günlük olarak Emniyet Müdürlüklerine bildirmesi gibi faşizan uygulamalar kaldırılmalı.

Arabalarda yapılan modifikasyonlara daha fazla izin verilmelidir.

Örneğin, fabrika çıkışında camları boyalı olan arabalara izin varken bir arabanın camını sonradan boyatamamak haksızlıktır.

Taşıtların 10 numara yağ da dahil olmak üzere farklı yakıtlar kullanabilmesi sağlanmalıdır.

5) Güvenlik Kurumları: Askerliğin bütünüyle profesyonel olması hedeflenmeli.

Bu hedefe ulaşana kadar da asker sayısı azaltılmalı, askerlik süresi kısaltılmalı.

Askerlerin milyarlarca doları bulan projeleri (1 milyar dolarlık helikopter gemisi projesi gibi) iptal edilmeli.

Bu türlü silahlardan gerçekleştirilmiş bulunanlar da satılmalı.

Güvenlik kurumlarında kadınlara daha fazla yer açılmalı.

Astsubayların ve düz polis memurlarının ilerleyebilmesi, rütbe alması kolaylaştırılmalı.

Polislerin mesleki güvenceleri sağlanmalı, atanmaları siyasilerin inisiyatifinden çıkarılmalı.

6) Tarım ve Hayvancılık Politikası: Fiskobirlik, Tigem ve TMO gibi devlete ait tüm işletmeler ve birlikler tasfiye edilmeli.

Tarım ithalat ve ihracatında denetlemeci olmaktan çok engellemeci olan Şeker Kurulu gibi kurullar da kaldırılmalı.

Halkımız et ürünlerini çok pahalıya tüketmektedir.

Halbuki ABD ve AB ülkelerinde et-süt ürünleri ucuzdur.

Bu nedenle, et-süt ürünleri üzerindeki ithalat yasakları kaldırılmalı.

Ancak bu şekilde, et-süt üretimimiz de kendisine çeki düzen verebilir.

Yanlış bir karar olan GDO’lu tarım yasağı kaldırılmalı, tarımsal üretimde verimliliği arttırmak için GDO’lu tarım yapılmasına izin verilmeli.

Ülkemizde halen normal zamanlarda ekmek, Ramazan geldiğinde de pide fiyatları devlet tarafından belirleniyor.

Bu durumun perde arkasında, fiyatlar serbest bırakılırsa bu ürünlerin fiyatının aşırı artacağı gibi serbest piyasa mantığına hiç uymayan bir düşünce var.

Ekonomimizin geldiği aşama açısından saçma ve gereksiz bir durum bu.

Burada da serbest piyasa geçerli olmalı.

Aynı şekilde, belediyelerin halk ekmek fabrikaları da özelleştirilmeli.

7) İstanbul Politikası: Şu anda Ak Parti’nin İstanbul’a yönelik planları, İstanbul’un daha da büyütülmesine yöneliktir.

Doğru olansa bunun tam tersidir: İstanbul küçülmelidir.

Çünkü İstanbul bu haliyle kaldıkça, daha da kötüsü, büyüdükçe, yapılacak her şey İstanbul için yetersiz kalacaktır.

İstanbul’u küçültmek için İstanbul içindeki fabrikalar, finans kuruluşları alan olarak daha uygun ve insanlara çekici gelen bir yere taşınmalı.

Konya-Karaman bölgesi bunun için idealdir.

Kurumlara bu bölgeye taşınması için teşvik verilmeli:

Örneğin, kurumlardan 10 yıl süreyle vergi alınmayabilir.

Bu teşvik, vergi kaybına neden olacaktır ama öte yandan İstanbul’a her yıl yapılan milyarlarca liralık yatırım da yapılmayacaktır.

Konya-Karaman bölgesi Antalya, Mersin gibi Akdeniz kıyısındaki şehirlere yakındır.

Bu durum o bölgeyi insanlar için çok çekici kılacaktır.

Bu proje CHP’nin en başarılı projelerinden birisi olan Merkez Türkiye projesine benzer.

O projede yalnızca bir lojistik merkezi düşünülüyordu.

O bölgenin lojistik merkezi olmasının yanı sıra bir sanayi, ticaret ve finans merkezi olması da mümkün.

Yeni yaratılacak bölge milyonlarca kişiyi İstanbul’dan çekip alabilir.

İnsanlar trafikte saatler harcadıkları, pahalı bir şehirde yaşamaktansa, hafta sonlarında 1-2 saatlik yolculukla deniz kıyılarına ulaşabilecekleri bir yerde yaşamak isteyecektir.

8) Eşcinsellere Yönelik Politika: Güvenlik kurumları dahil olmak üzere, eşcinsellere yönelik yasaklar kalkmalı.

Eşcinseller asker, polis, futbol hakemi vb. olabilmeli.

Eşcinsel evliliklerine izin verilmeli.

9) Konut Politikası: Ak Parti, TOKİ eliyle konut yapıp satılması gibi bir politika izlemektedir.

Bu politikanın çok sayıda sakıncası vardır; konutların kalitesinin düşük olması, yaşanan yolsuzluklar vb.

Oysa, en üretken ve başarılı sosyal demokratlardan birisi olan Murat Karayalçın, devletin konut değil nitelikli arsa üretmesi gerektiğini savunur.

Bu nedenle, TOKİ’nin arsa üretmeye yönlendirilmesi gerekli.

Konut üretimi özel şirketlere bırakılmalı.

10) Bilim ve Teknoloji Politikası: Tübitak ve Kosgeb gibi kuruluşlar amaçlarından çok uzaklaşmıştır ve açıkçası baştaki amaçlarına gerek de kalmamıştır.

Kosgeb’in elinden tutup geliştirdiği küçük işletmeler yok denecek kadar azdır.

Tübitak’ın elli yıllık tarihinde ne gibi bilimsel ilerlemelere, gelişmelere imza attığı belli değildir.

Teknokentler de yalnızca vergi indirimi anlamına gelmektedir ve yararsızdır.

Bu kuruluşlar kaldırılmalı.

TPAO ve TPIC gibi kuruluşlar da kapatılmalı ve petrol-doğal gaz aramaları tümüyle özel sektöre bırakılmalı.

Buna karşılık, CERN gibi araştırma ve bilim merkezlerine tam üye olunmalı.

CERN benzeri her uluslar arası projede Türkiye de tam üye olarak yer almalı.

11) Ulaştırma Politikası: Tüm şehirlerde bisiklet yolları yapılmalı.

Metronun kullanıldığı yerlerde dolmuş-minibüs-halk otobüsü gibi taşıtlar kaldırılmalı.

12) Nükleer Enerji Politikası: Ak Parti, nükleer enerji konusunda beceriksizce davranmıştır.

Hükümetin hazırladığı Nükleer Santral ihalesine tek firma katıldığı için bu ihale iptal edilmiş ve santralların devletler arasında anlaşmalar yoluyla yapılması kararlaştırılmıştır.

Bu politika özel sektöre inanan bir hükümetin politikası değildir ve hukuken de yanlıştır.

Sosyal demokratların nükleer enerji konusundaki reddedici politikalarını değiştirip, özel sektör eliyle çok sayıda santral yapımını savunması gerekir.

13) Kamu Harcamaları Politikası: Ak Parti başa geldiğinde, kendisinden önceki koalisyon hükümetinin yaptığı Tekel Bakanlığı kulelerini bir israf göstergesi olarak niteledi ve bu kuleleri sattı.

Sonrasındaysa sürekli olarak yeni kamu binaları yapıldı.

Kamu kuruluşlarının kullandığı bina sayısı sürekli arttı.

Her kurum bulunduğu binaya sığamadığını iddia ediyor ve kendisine yeni, görkemli binalar yaptırıyor.

Bu durumun önüne geçmek gerek.

Yeni binalar yapılmamalı, var olan binalar da daha etkin kullanılmalı.

Bu konuda Yıldız Holding (Ülker Grubu) örnek alınabilir.

Yıldız Holding’de her makamdaki kişinin odasının ne büyüklükte olacağı belirlenmiş.

Benzer şekilde, kamuda da bina kullanımına ilişkin kurallar getirilmeli.

Kamudaki israf kaynaklarından birisi de bilişim yatırımları.

Devlet şu anda her yıl 3-4 milyar TL tutarında bilişim harcaması yapıyor.

Bu harcamaların önemi kısmının gereksiz olduğu söylenebilir.

İsrafın başlıca nedeni, kamu kuruluşlarının ellerindeki bilişim donanımlarının garantisi bittikçe yeni donanım almaya yönelmesi.

Halbuki bu durumda, garantisi biten donanımlar için bakım ihalelerine çıkılabilir.

Bu durum aynı zamanda bilişim firmalarının da becerilerini arttıracaktır.

Kamu içinde, özel sektörle yarışan kurumlar kapatılmalıdır.

Örneğin, son derece başarılı TV ve radyo kanallarımız varken TRT ve Anadolu Ajansı gibi kurumların olmasının anlamı yoktur.

Yine yararsız bir kurum da muhtarlık kurumudur. Ne iş yaptığı anlaşılmayan ama devletten ve vatandaştan para alan (ve hep daha fazlasını isteyen) muhtarlara gereksinimimiz yoktur. Muhtarlık kurumunun kaldırılması da önemli bir tasarruf sağlayacaktır.

Bir başka israf kaynağı TBMM’dir. TBMM’nin masrafları olağanüstü fazladır.

Çalışan sayısı bile bu durumu göstermeye yeter: 500 kadar milletvekiline karşılık 5000 kadar çalışan bulunmaktadır.

Öncelikle milletvekili sayısı düşürülmeli.

Küçük şehirlerin en az 1 milletvekili çıkarması kuralı terk edilmeli, küçük şehirlerin birkaçının tek bir milletvekili çıkarması sağlanmalı.

Sayıları azaltılan milletvekillerine hizmet verecek kişilerin sayısı da düşürülmeli.

14) Yerel Yönetimler: CHP çok sayıda şehirde ve ilçede belediye yönetiminde bulunuyor.

Bu belediyeler genel olarak iyi iş çıkarmıyorlar.

Yaptıkları iş çoğunlukla Ak Parti politikalarının kötü kopyaları:

Yoksullara yardım, cenaze benzeri organizasyonlara katılmak, büyük festivaller ve eğlenceler düzenlemek.

Yine bu belediyeler aynen Ak Parti belediyeleri gibi fazlasıyla yolsuzluk iddialarıyla çalkalanıyor.

Belediyelerde aşırı istihdam söz konusu.

Yerel yönetimler CHP’nin bir fark yaratabileceği, ülke düzeyinde de iktidarı hakkıyla yürütebileceğini gösterdiği yerler olmalı.

Bunun için her şeyden önce bütçe denkliğine dikkat etmeleri sağlanmalı.

Borçlu belediyeler Ak Parti’ye özgü kalmalı.

İkinci olarak, yolsuzluklar giderilmeli.

Yolsuzluklar için Kemal Kılıçdaroğlu’nun kesin hesap komisyonu önerisi örnek alınabilir.

Kılıçdaroğlu iktidara geldiklerinde mecliste bir kesin hesap komisyonu kuracaklarını, bu komisyonun başına muhalefet partisinden birisinin geçeceğini ve iktidarın mali uygulamalarının bu komisyonla denetleneceğini söylemişti.

Bunun aynısı yerel yönetimlerde yapılabilir.

Belediyelerde bir komisyon kurulabilir ve başına diğer partilerden birisi getirilip hesapların, yolsuzluk iddialarının araştırılması sağlanabilir.

Yerel yönetimler şu anda yaptıklarına ek olarak, daha önce yapılmamış şeyler yapabilirler.

Örneğin, her belediye bir Shakespeare tiyatrosu kurabilir ve yıl boyunca Shakespeare oyunları bu tiyatrolarda sergilenebilir.

Yine belediyeler robot programlama, mobil uygulama geliştirme kursları açıp gençleri geliştirebilir ve onları daha nitelikli hale getirebilir.

Belediyeler bilim merkezleri kurup çocuklara ve gençlere bilimi sevdirmeye çalışabilir.

Ek- Seçimlerde Hile Yapılıyor mu?

Son sözü baştan söyleyebilirim: Seçimlerde hile yapılmıyor!

Çok sayıda kişi “Seçimlerde hile yapılıyor.” derken benim hile yapılmıyor dememin nedenleri var.

Nedenlerimin yanı sıra yeterli deneyim ve birikimimin de olduğunu düşünüyorum:

30 Mart 2014 Yerel Seçimleri’nde ve 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde CHP adına sandık kurullarında bulundum.

7 Haziran 2015 ve 1 Kasım 2015 Seçimleri’nde de CHP Genel Merkezi’nde bulundum.

Seçim sistemlerinde kullanılan sunucuların sorumlusu olarak çalıştım.

Şimdi “Hile yok” dememin nedenlerini anlatayım:

1) Oy verme süreci bakımından hile yapmak teknik olarak çok mümkün değil.

Sandık başında oy verme sürecini şöyle anlatayım: Her sandık için bir sandık kurulu oluşturulur.

Sandığın bir başkanı, başkan yardımcısı ve üyeleri bulunur.

Benim sandık kurulunda olduğum seçimlerde başkan ve başkan yardımcısı devlet memurlarından seçiliyor, üyeler parti temsilcileri oluyordu.

Son iki seçimdeyse sandık kurulu başkanı da partiler tarafından öneriliyor ve kurayla seçiliyor.

Oy verme işlemi sandık kurulu tarafından yönetiliyor.

Oy verme işlemi tamamlanınca da oylar sandık kurulunun ve isteyen her vatandaşın önünde sayılıyor.

Oy sayımı tamamlanınca bir sandık tutanağı hazırlanıyor.

Bu tutanak, sandık kurulunun başkanı ve üyeleri tarafından imzalanıyor.

Tutanağın birden fazla kopyası hazırlanıp her üyeye veriliyor.

Hatta sandık kuruluna üye olmayan ama istekte bulunan vatandaşlara da veriliyor.

Sandık kurulu başkanı, tutanağı, oylar ve diğer malzemelerle birlikte ilçe seçim kuruluna götürüyor.

Orada sandık tutanağı bilgisayar sistemine (Seçsis) geçiriliyor.

Aynı zamanda, sandık tutanağı ve oy çetelesi denilen belgeler taranıyor ve resim olarak da saklanıyor.

Yüksek Seçim Kurulu, Seçsis’e girilen bilgileri, sandık tutanağı ve çetele resimleriyle birlikte, partilere İnternet üzerinden aktarıyor.

Bu işi de oldukça iyi yaptığını söyleyebilirim.

Partiler de bu arada boş durmuyor; sandık kurulundaki parti üyelerinin aldığı tutanak bilgisi hemen partilerin seçim sistemine giriliyor.

Partiler YSK’dan gelen bilgilerle kendi görevlilerinin girdiği bilgiyi karşılaştırıp eğer bir uyuşmazlık varsa araştırmaya başlıyor ve gerekirse seçim kurullarına itiraz yapıyorlar.

Süreci böyle özetleyince hile yapmanın ne kadar zor (ya da aptalca) olduğu anlaşılıyor.

Partiler sürekli olarak YSK bilgilerini ellerindeki bilgilerle karşılaştırdıkları için hile yapmak mümkün değil.

Ama aptallığın sonu yok.

30 Mart yerel seçimlerinde İstanbul Kağıthane’deki hileyi duymuş olabilirsiniz.

Tutanakların bilgisayara girilmesini sağlayan bir görevli sonuçları değiştirdi; CHP’nin oylarını azaltırken Ak Parti’nin oyunu arttırdı.

Bu yapılan işi aptallıktan başka bir şey değildi.

CHP’deki sistem ve bağımsız organizasyonlar uyuşmazlığı fark etti, itirazlar yapıldı, sahtekarlığı yapan görevli bulundu ve 4.5 yıl hapse mahkum oldu.

1) Yukarıda anlattığım süreç hile yapmanın neredeyse mümkün olmadığını, hile yapmaya çalışmanın aptallık olduğunu gösteriyor.

CHP’nin sistemi de genel olarak seçimlerde sorun olmadığını gösteriyor:

7 Haziran seçimlerinde CHP’deki sistemimiz yaklaşık 850 uyuşmazlık saptadı.

1 Kasım seçimlerindeyse uyuşmazlık sayısı 750 civarında oldu.

CHP merkezinde kurulan organizasyon ile yaklaşık 100 gönüllü bu uyuşmazlıkların peşine düştü.

Gönüllüler öncelikle ilgili sandığın görevlilerini bulmaya çalıştılar.

Bulunca da uyuşmazlığı netleştirmeye çalıştılar.

Uyuşmazlıkların çoğunun görevlilerin yanlış girişinden kaynaklandığını söyleyebilirim.

Böyle olmayan az sayıdaki olay da yine CHP merkezinde oluşturulan hukuk merkezi tarafından incelendi ve gerekli itirazlar yapıldı.

2) CHP dışında, Oy ve Ötesi, Ankara’nın Oyları gibi gruplar da bağımsız olarak seçim sürecini izlediler.

Onların bulguları da aynı şekilde, seçimlerde hile yapılmadığını gösteriyor.

Oy ve Ötesi, 4 Kasım’da gazetelerde yayınlanan raporunda şöyle diyor: “Resmi sonuçlarla karşılaştırdığımızda, Türkiye genelinde kullanılan 48 milyona yakın oydan 10 bine yakınında (yüzde 0.02), uyuşmazlık tespit ettik.

Bu uyuşmazlık oranının seçimin nihai sonucunu etkilemeyecek oranda olduğunu söyleyebileceğimiz gibi, 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde tespit ettiğimiz uyuşmazlıktan da az olduğunu belirtiriz.”

3) Son olarak kamuoyu yoklamalarını söyleyebiliriz.

Kamuoyu yoklamaları bilime dayanıyor.

Seçim çalışması yapan çok sayıda şirket var.

Bu şirketler genelde seçim sonucunu oldukça iyi tahmin ediyor.

Eğer seçimlerde hile yapılmış olsaydı sonuçlar, kamuoyu araştırma firmalarının bulduğundan çok değişik çıkardı.

Peki, olay böyleyken her seçimde bitmeyen hile iddiaları nereden çıkıyor?

Biraz siyaset arkeolojisi yaparsak bu iddiaların 1994’teki yerel seçimlerle başladığını görürüz.

1989’da yapılan yerel seçimlere sol partiler büyük başarı gösterdi.

Üç büyük il başta olmak üzere belediyelerin çoğu sol partilere geçti.

Sol partiler ellerine geçen fırsatı iyi değerlendiremediler, iyi bir yerel yönetim sergileyemediler.

Örneğin, İstanbul’un o dönemi temizlik işçilerinin grevi nedeniyle çöplerle anılır.

Aynı zamanda, yine İstanbul’da sol belediye su sıkıntısını da çözememişti.

Bu beceriksizliklere bir de İSKİ skandalı gibi yolsuzluk olayları eklenince 1994 seçimleri büyük bir hezimet oldu.

Hezimetle birlikte seçimde hile iddiaları başladı.

İddialarla birlikte oylar yakılmış ya da çöpe atılmış olarak da bulundu.

Ben o iddiaları o dönem sol partiler içinde bolca bulunan yoz kadrolara bağlıyorum.

Bu kadrolar seçim yenilgisini kabul edip bundan ders çıkarmak yerine kolay yolu seçip sahtekarca iddialar öne sürdüler.

Sol seçmenin önemli bir bölümü de ne yazık ki bu gerçekdışı söylentilere inandı.

Artık bu iddiaların sonu gelmeli.

CHP’ye oy verenler bu iddialara prim vermemeli.

Seçim yenilgisini olgunlukla kabullenip bir sonraki seçim için ne yapabileceklerine kafa yormalılar.

Seçimde hile var diye halen diretenlere de kanıt sormalılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: