Bayrampaşa saldırısı neyin sonucu?

Bugün DHKC’li iki genç kız Bayrampaşa’da bir polis otobüsünü taradı.

Bu eylemde iki polis yaralandı.

Bu polisler nasıl kişilerdi, iyiler miydi yoksa kötüler miydi?

Geçmişlerinde kötü eylemleri var mıydı?

Polisler kimin oğlu, kardeşi, kocasıydı?

Saldırganlar bu soruların yanıtlarını bilmiyordu.

Bilmek gereğini bile duymuyorlardı.

Onlara göre tüm polisler kötüydü, yerleşik düzenin koruyucularıydı, ölmeleri gerekiyordu.

Tanıdığım hiç kimse bugünkü eylemleri desteklemedi.

Peki, nasıl oldu da bu genç kızlar büyük çoğunluğun onaylamayacağı bir eyleme kalkıştı?

Bu gençleri nasıl bir ortam üretti?

Bu sorunun yanıtını bulmak için 45 yıl öncesine dönmek, benzer bir eyleme bakmak gerekli.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları 29 Aralık 1970’de, sabaha karşı saat 04.00 sularında, otomobille ABD sefareti önüne geldiler ve buradaki polis kulübesinde nöbet tutmakta olan polis memurları Nuri Selçuk ve Vahap Çınar’ı silahla taradılar.

Şans eseri polisler bu eylemden yaralı olarak kurtuldu.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları da aynen bugünkü eylemciler gibi, ateş ettikleri polisleri tanımıyordu.

Onlara yalnızca polis oldukları ve ABD elçiliği önünde nöbet tuttukları için saldırdılar.

Deniz Gezmiş ve arkadaşları, büyük ölçüde aileden aldıkları eğitim sonucunda, Türkiye’nin kurtarılması gereken bir durumda olduğuna inanıyorlardı.

Onlara göre Türkiye Amerika’nın sömürgesi durumuna gelmişti.

Onlara göre Türkiye, Amerika’nın güdümündeydi hatta Amerika’nın işgali altındaydı.

Onlara göre politikacılar ve güvenlik görevlileri bu durumu sürdürmeye yarayan kötü unsurlardı.

Bu düşüncelerin doğal sonucu olarak, sömürüyü ve işgali sona erdirmek için silahlı mücadelenin gerekli olduğuna inanıyorlardı.

Bu inançla Türkiye’ye büyük acılar çektirdiler.

Bu arada kendileri de genç yaşta öldüler.

Tıpkı bugün polislere saldıran ve ölen genç kızlar gibi.

O zaman yapılacak şey belli:

En başta, silahlı mücadeleden başkasına inanmayan Deniz Gezmiş gibilerini bir aziz gibi görmekten vaz geçmeliyiz ve onların anlayışlarını reddetmeliyiz.

Yalnızca demokratik mücadeleye inanmalıyız.

Türkiye’nin durumunu doğru değerlendirmeliyiz.

Türkiye bir sömürge değildir, işgal altında da değildir.

Türkiye arzu ettiğimiz bir durumda da değildir.

Ama arzu ettiğimiz duruma getirmenin yolu demokrasiyi güçlendirmek, bilim ve teknolojiye önem vermekten geçer.

Aşağıdaki resim ve mesaj çok güzel:

Çocuklarına yoğun bir şekilde din eğitimi verenler çocuklarının Aziz Sancar olmasını değil, IŞİD’e katılmasını bekleyebilir ancak.

Benzer şekilde, çocuklarına Türkiye’nin sömürüldüğü, işgal altında olduğunu öğretenler de, çocuklarının bugünkü gibi eylemlere katılması durumunda şaşırmamalılar.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: