Partilerin İcraatlarına ve Vaatlerine Mühendislik Yaklaşımı

Siyasilerin icraatlarının, vaatlerinin çoğunluğu tekniktir; bir bölgeye baraj yapılması, iki şehrin yollarla birbirine bağlanması, köprü yapımı vb.

Bu teknik içerikli icraatların ve vaatlerin mühendis gözüyle, teknik olarak incelenmesi, değerlendirilmesi gerekir.

Pratikteyse böyle olmaz; teknik konular birden bire siyasi çekişmelerin konusu olur. Bir taraf teknik bir öneriyi ölümüne savunurken diğeri de aynı şiddette karşı çıkabilir.

Teknik konuların siyasetten, sosyolojiden, psikolojiden ayrı olmadığı savunulabilir; demiryolu yerine kara yolunu savunmak, metro yerine alt ve üst geçitler yapmak belli dünya görüşlerinin sonucu olabilir.

Ama gelişmiş ülkelerde bu konuların siyasetle ilgisinin olmadığı çok çabuk görülür. Örneğin, otomobilin yaratıcısı ve en büyük tüketicisi olarak görülebilecek ABD’de, hemen her kentte gelişmiş bir metro ağı vardır. New York’ta milyarderlerin metro kullandığına sık sık tanık olunur.

O zaman bizim de teknik konuları yine teknik kaygılarla, mühendis gözüyle ele alıp incelememizde yarar vardır.

Peki, mühendislik nedir? Mühendis ne yapar?

Ege Cansen’in aktardığı güzle bir mühendislik tanımı vardır; Mühendislik, teknik sorunlara ekonomik çözümler bulma işidir.

Mühendisler dinsel, cinsel, sosyal, psikolojik sorunlarla değil teknik sorunlarla ilgilenir. Buldukları çözümler de ekonomik olmak zorundadır.

Şimdi bu düşüncelerin ışığında Türkiye’nin popüler teknik konularını ele alalım.

İstanbul Kanalı

Ak Parti’nin kanal projesine göre, İstanbul’un Trakya tarafında, Marmara Denizi’ni Karadeniz’e bağlayacak bir kanal yapılacak. Boğazı geçmek için sıra bekleyen, geçişleri sırasında da tehlike yaratan gemiler bu kanaldan geçecek.

Kanalın maliyet hesabı değişik; 5 milyar dolardan 200 milyar dolara kadar çıkıyor. Ama Ak Parti bu kanaldan yılda 5 milyar dolar kazanılabileceğini iddia ediyor. Bu rakam gerçekçi mi bakalım.

2012 yılında İstanbul boğazından geçen gemilerin sayısı 28 bin. Yıllar içinde bu rakam yukarıya çıkabilir, 30 bin ya da 50 bin olabilir. İyimser tahminler yapabilmek için bu rakamı 50 bin alalım.

Boğazlarla ilgili uluslar arası antlaşmalara göre ticari gemilerin boğazlardan geçişi serbesttir ve ücretsizdir. Bu gemilerden yalnızca kıyılardaki radar ve fenerler gibi tesisler için hizmet ücreti alınır. Bu da 2012 yılında 20 milyon dolar civarındadır. Yani, gemi başına yaklaşık 700 dolar alınmaktadır.

İstanbul Kanalı yapıldığında tüm gemileri bu kanaldan geçmeye zorlamak mümkün olmayacaktır. Ama iyimserliğimizi devam ettirelim ve tüm gemilerin (50 bin adet) bu kanaldan geçeceğini varsayalım. Bu durumda, Ak Parti’nin 5 milyar dolarlık cirosunu tutturmak için her gemiden yaklaşık 100 bin dolar almak gerekir! İyimserliğimizi biraz bozup gemilerin yalnızca yarısının bu kanaldan geçeceğini varsayarsak bu sefer gemilerin ödeyeceği bedel 200 bin dolar olur! Her iki rakam da fazlasıyla yüksek ve 700 dolarlık Boğaz geçişiyle rekabet edebilir rakamlar değil.

Bu nedenle, İstanbul Kanalı Projesi, ekonomik hesaplar bakımından bir mühendislik faciasıdır!

İstanbul Boğazı’na Üçüncü Köprü

İstanbul’a üçüncü hatta dördüncü köprü şart gibi.

Ama yine de şu an inşa edilen köprüde yanlışlık var: Köprü, boğazın kuzey ucunda yer alıyor; bu da köprüden geçmek isteyen araçların diğer iki köprüye göre fazladan yol alması demek oluyor. Anadolu yakasından gelen bir kamyon diğer köprülere göre fazladan 20 km yapıp kuzeye çıkacak, bu köprüden geçecek sonra da yine fazladan 20 km yapıp güneye inecek ve Rumeli’deki otoyola bağlanacak. Toplamda fazladan 40 km yol demek bu. Akıllıca değil.

Peki, ne yapılabilirdi?

Güzel bir öneri, ünlü mimar Ahmet Vefik Alp’den gelmişti: Var olan iki köprünün yanına “ikiz” köprüler yapmak. Var olan köprülerin yanında yer alacak bu köprülerin maliyeti düşük olacak; çok az miktarda kamulaştırma gerekecek. Yeni köprülerden geçecek araçların fazladan yol alması da gerekmeyecek.

İstanbul’a Üçüncü Havalimanı

İstanbul’un var olan havalimanları yetersiz kalıyor. Bu nedenle Ak Parti hükümeti yeni bir havalimanı inşaa ediyor.

Yeni havalimanı İstanbul’un Trakya yakasında ve kuzeyde yer alıyor.

Üçüncü Köprü’nün sorunları burada da söz konusu: Yeni havalimanı var olan yerleşim alanlarına çok uzak. İstanbul’un ünlü trafiğinde yeni havalimanına ulaşmak büyük sorun olacak.

Var olan havalimanlarından Atatürk Havalimanı’na metroyla ulaşılabiliyor. Sabiha Gökçen Havalimanı’na metro hattı da kısa zamanda bitirilecek.

Yeni havalimanına giden metro yok. En az 10-20 km’lik yeni metro hattının yapılması gerekecek. Bu da büyük para demek.

Peki, havalimanı sıkıntısını çözmek için ne yapılabilirdi?

Mühendislik bakımından doğru olanı Atatürk Havalimanı’nı ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nı büyütmek olurdu. Sabiha Gökçen Havalimanı zaten genişlemeye uygun. Atatürk Havalimanı’nda sorun var; büyüme alanı sınırlı. Ama kısıtlı miktarda kamulaştırmayla Atatürk Havalimanı da büyütülebilirdi.

Çiftçinin Kullanacağı Mazotun 1.5 TL Olması ve Aile Sigortası

CHP tarafından yapılan bu iki vaat de mühendislik bakımından yanlış. İlk bakışta, bu vaatlerin mühendislikle ilişkisi yok gibi görünüyor. Mühendislikle ilgisi şu: Mühendislikte iş yapmayan, çözüm olmayan alternatifler terk edilir ve yeni alternatif yaklaşımlar denenir.

Mazotun 1.5 olması ve Aile Sigortası, CHP tarafından halka hizmetin yanı sıra partinin halk nezdindeki tıkanıklığının aşılması için ortaya atıldı. Her seçimde bu vaatler yapıldı ama ne çiftçiler ne de Aile Sigortası’nın hedefi olan kitleler CHP’ye oy vermedi. İş görmeyen, amacına ulaşmayan bu vaatlerin artık terk edilmesinin zamanı geldi de geçiyor. Mühendislik bakımından yeni vaatlerin zamanıdır.

Tarım konusunda ne vaat edilebilir?

Tarımın ana sorunu verimliliktir. Tarım bakımından gelişmiş ülkelere göre çok verimsiziz. Üstelik bu durum yeni değildir. Asaf Savaş Akat, 1983 yılında yayınlanan “Alternatif Büyüme Stratejisi” adlı kitabında da tarımdaki verimsizliğe işaret ediyordu. O zaman yapılacak şey tarımda verimliliği arttıracak yöntemlerdir. Bunlar ne olabilir? Bunu yanıtını da ziraat mühendisleri verebilir.

Anadolunun Ortasında Bir Lojistik Kenti

CHP’nin bu vaati mühendislik bakımından yerinde.

Şu anda nüfusumuz İstanbul, Ankara ve İzmir’e yoğunlaşmış durumda. Bu da, büyük kentlerde yapılabilecekleri sınırlıyor ve pahalı hale getiriyor. Örneğin, İstanbul’un başına kim gelirse gelsin, trafik, su, deniz temizliği sorunlarını çözmesi kolay görünmüyor. Çözüm için üretilenler ise (üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, İstanbul Kanalı) yukarıda gördüğümüz gibi, mühendislik açısından felaket. O zaman dikkati büyük kentlere vermek yerine, Anadolu’nun daha az yoğun yerlerine çevirmek ve nüfusu buralara kaydırmak gerekli. Örneğin, Konya-Karaman bölgesi bu bakımdan ideal. Bu bölgede uçsuz bucaksız alanlar var. Arazinin önemli bölümü Hazine’ye ait. Bu da yapılabileceklerin maliyetini düşürüyor. Aynı zamanda bu bölge düz; insanlar çok rahat şekilde bisiklet, motosiklet gibi araçları kullanabilir. Ayrıca pahalı metro yerine ucuz hızlı tramvaylarla toplu taşıma yapılabilir. Yine bu bölge Antalya ve Mersin’e yakın; üretilen ürünler hızlı bir şekilde Akdeniz limanlarına ulaştırılabilir. Buralara yerleşen insanların tatil bölgelerine hızlı bir şekilde ulaşabilmesi de bölgeyi çekici yapabilir.

Suriyeli Göçmenler

Ülkemizde 3 milyona yakın Suriyeli göçmen var. Ak Parti’nin yanlış politikaları sonucunda bu insanlar Türkiye’nin her yerine dağılmış durumdalar. Ak Partili yetkililerin açıklamalarına göre, şimdiye kadar göçmenlere harcanan para 14 milyar TL civarında. Üstelik bu para yetmiyor ve göçmenlerin çoğu yaşamlarını dilenci olarak sürdürüyor.

Açık ki bu durum sürdürülemez. Göçmenleri savaşın ve terörün hüküm sürdüğü yerlere geri göndermek de insani görünmüyor.

O zaman ne yapılabilir?

Ülkemizdeki Suriyelileri geri göndermiyorsak hem onların hem de Türkiye’nin bu durumdan yararlanmasını sağlayabiliriz.

CHP’nin Anadolu’nun ortasındaki lojistik merkez önerisi ilk olarak Suriyelilere uygulanabilir.

Suriyeliler, örneğin Konya-Karaman bölgesinde kendilerine ayrılan bir yere yerleştirilir. Bu bölgeye yapılacak yatırımlar vergiden muaf tutulur. Hem Türklerin hem de yabancıların bu bölgeye yatırım yapması teşvik edilir. Örneğin Hollanda firmaları bu topraklarda tarım yapabilir. İleri teknoloji firmaları da bu bölgede yatırım yapmaya çağrılabilir. Örneğin, HP firması Çerkezköy’de bir bilgisayar üretim tesisine sahip. Bu türlü tesislerin benzerleri Konya-Karaman civarına kurulabilir. Bu şekilde, göçmenlerin yarattığı yükü azaltmış oluruz, onlara dilenmek dışında insan onuruna uygun bir seçenek sunmuş oluruz, toplamda da Türkiye’nin ekonomisini büyütmüş oluruz.

Suriyeliler için böyle bir projenin olumlu sonuçlanması dünyanın diğer ülkelerine de örnek olabilir. Örneğin, Avrupa ülkeleri mültecilere kapıları kapamak yerine onları Kıbrıs, Rodos, Girit, Midilli, Sicilya, Korsika gibi nüfus yoğunluğu düşük adalara yerleştirebilir. Bu adalara yatırımlar çekilebilir. Bu şekilde, hem mültecilere hem de Avrupa’ya yarayan bir çözüm bulunabilir.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: