Askerlerin Amerika Şaşkınlığı

Askerler toplumun saygı duyulan bir kesimidir. Bu saygı yersiz ve temelsiz de değildir. Askerler iyi yetişmiş, vakur, mantıklı, çağdaş insanlardır.

Öte yandan, askerlik yapan hemen herkes, silahlı kuvvetlerde yolunda gitmeyen şeylere tanık da olmuştur: İç işleyiş hantaldır.

Eğitim yeterli sayılmaz (çoğu kişi doğru düzgün askeri eğitim almaz). Askeri eğitim yoksa yararlı işler yapılıyor da denilemez.

Askerlik çoğu zaman, insanın en değerli zamanlarının boşa harcanması şeklindedir.

Çoğu şey göstermeliktir; özellikle denetleme zamanlarında, göz boyama türünden işlere yaygın olarak başvurulur.

Sivillerin gördüğü aksaklıkları nedense subaylar görmez. Görüyorlarsa da değiştirmek için bir şeyler yapmazlar.

Askerler kendilerini değiştirmekte isteksiz olunca da, siviller kafa göz yararak onları şekillendirmeye çalışır. Doğrusuysa askerlerin sürekli olarak kurumlarını dönüştürmeye çalışması olmalıydı.

Askerler çeşitli nedenlerle yurt dışında bulunurlar ve oradaki askeri düzenleri görürler. Bu deneyimlerin onları geliştirmesi beklenir ama genelde bu da olmaz.

Askerlerin anılarını okuduğumuzda, diğer ülkelerdeki işleyişi görüp şaşırdıklarını okuruz.

Ama ülkeye döndüklerinde bu deneyimlerinden yararlanıp yeni uygulamaları hayata geçirmeye de çalışmazlar. Bu da askerlerin en büyük kusurlarından birisidir.

Hava Kuvvetleri Komutanlığı’na kadar yükselen Muhsin Batur, “Anılar ve Görüşler” adlı kitabında, Amerika’da geçirdiği bir yılın sonunda yaşadığı olayı anlatıyor:

“Birinci yıl sonunda Albay Russel beni çağırttı, masasının önündeki sandalyede yer gösterdi… kahve ikram etti ve önüme bir evrak sürdü. “Sicilini yazdım, oku, düşünce ve varsa itirazlarını söyle” dedi. Şok oldum…bizde siciller çift aylı gizlilik içindedir., ancak Askeri Şura’da siclleri görebilirsiniz… tabii kendimizinki hariç. Yazdığı sicili okudum. Çok iyi, iyi ve geliştirilmesi istenilen taraflarımı çok objektif olarak değerlendirmişti.”

Muhsin Batur’un yukarıda anlattığı şeyi özelikle yabancı şirketler yoğun olarak uyguluyor.

Bu değerlendirmeler tek yanlı, üstten bakan bir şekilde hazırlanmıyor.

Üstler astları hakkında yaptıkları değerlendirmeyi astlarıyla tartışıyorlar.

Astlar bu değerlendirmelere itiraz edebiliyor ya da hak veriyor.

Bu değerlendirmeler astları gizlice fişlemek için değil onları geliştirmek için yapılıyor.

Peki, Batur bu çok beğendiği uygulamayı döndüğünde Türkiye’de uygulamaya çalışıyor mu?

Hayır.

Kitapta böyle bir isteğe bile rastlanmıyor. Büyük olasılıkla “Bu uygulamaz bize gitmez” deyip kafasında konuyu kapatmıştır.

Nevzat Bölügiray da “Geçmişten Geleceğe” adlı kitabında şunları anlatıyor:

“Korgeneral’in bizi beklediği bildirildi…dönüp odaya girdik. Odada en çok hayret ettiğimiz şey, Türk Ordusu’nda ancak bir takım komutanının odası büyüklüğünde ve o denli yalın döşenmiş bir odayla karşılaşmamız olmuştu. Masanın karşısında koltuk yerine beş tane tahta sandalye duruyordu ve biz onlara oturduk. Dünyanın en zengin ülkesinin en büyük ordusunun, en büyük karargahı olan Pentagon’da, Komutan ve yardımcılarından sonra gelen böyle bir makamda görev yapan bir korgeneralin odasıydı burası. Gezi sırasında her yerde aynı gösterişsiz durumla karşılaşacaktık… Kışlalardaki çok büyük lokantalarda kadın garsonlar hizmet ediyor, erinden generaline dek herkes kuyruğa giriyor, parasını ödeyip tepsi içine konulan yemeği dört kişilik madeni masa ve sandalyelere rastgele oturup yiyordu. Generalin masasını diğerlerinden ayıran tek şey rütbesini gösteren küçük bir flamaydı… Bizim askeri terbiye ve disiplin anlayışımıza çok ters gelen bir konu da, ast-üst ilişkileriydi. Bindiğimiz askeri araçların şoförleri, araca girer girmez şapkalarını çıkarıyor, sigara içiyor, çiklet çiğniyor ve yanındakiyle car car konuşuyordu sürekli olarak. Çalışma saatleri dışında, ceketinin önünü açarak, şapkasını çıkararak gezebiliyor, üstlerinin ve amirlerinin karşısında ayak ayak üstüne atarak ya da yayılıp uzatarak oturuyorlar, bağıra bağıra konuşup gülüşüyorlardı.”

Muhsin Batur, Amerika’da sicillerle ilgili güzel bir uygulamayı takdir ediyordu ama Türkiye’ye döndüğünde uygulamayı aklına bile getirmiyordu.

Bölügiray ise rastladığı şeyleri dehşetle anlattığı için “Türkiye’de niye uygulamadın bunları?” diye soramıyoruz bile.

Halbuki gördüğü şeyler son derece normal ve Türkiye’de de olması gereken şeyler.

Askerlerin kendi kurumlarını daha fazla değiştirmeye çalışması gerekir.

Türkiye her şey için yeterince olgundur.

Hiçbir konuda “Türk toplumu/ordusu buna hazır değil!” dememelidirler.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: