Resmi Tarih Yalan Mı?

Mustafa Armağan, Zaman gazetesinde, 9 Şubat 2014 tarihli yazısında şöyle diyor:

“Liselerde konferans veriyorum zaman zaman. Salondan bir öğrenci kalkıyor ve tarih öğretmeni ve müdürünün huzurunda “Bize öğretilen tarihe inanmıyorum.” demek cesaretini gösterebiliyor. Üstelik hocasından çekinmeden, hatta onayını alarak.”

Bu duruma lise öğrencileri dışında da sık sık rastlıyoruz. Birileri, bunlar çoğunlukla okumuş kişiler oluyor, doğru olarak bilinen şeyleri inkar ediyorlar. Onlara göre bir onlara söylenenler var, buna Resmi Tarih diyorlar, bir de kendilerine söylenmeyen, saklanan, en hakiki gerçekler. Eğitim düzeyi yükseldikçe bu tavır da güçleniyor sanki. Okullar bize, okulda öğretilen şeylere inanmamak gerektiğini öğretiyor.

Bu kişilere göre, Resmi Tarih’e karşı en hafifinden ihtiyatla yaklaşmak, en kuvvetlisinden de Resmi Tarih’i bütünüyle inkar etmek gerekiyor.

Gerçekteyse Resmi Tarih karşıtları ortaya Resmi Tarih dışında pek fazla da bir şey koyamıyorlar. Verdikleri bilgiler resmi Tarih’in gizlemeye çalıştığı değil, el atmadığı ayrıntılar çoğunlukla. Tarih içinde bir ayrıntı yakalıyorlar, sonra da “Bakın gördünüz mü, bu bilgi Resmi Tarih’te yer almıyor” diyorlar. Buradan da Resmi Tarih’in inandırıcı olmadığı gibi mantıksal olarak sakat bir sonuca varıyorlar.

Mustafa Armağan’ın yazısındaki bu türden ayrıntı, Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti adında topluluk. Armağan şöyle yazıyor:

“Bakın, Sivas’ta kurulmuş ve hemen ardından diğer vilayetlere yayılmış olan Anadolu Kadınları Müdafaa-i Vatan Cemiyeti hak ettiği yeri bulabiliyor mu kitaplarımızda? Nasıl başı kapalı kadınların yakınlara kadar sadece hizmetçi olarak çalışmalarına izin veriliyor idiyse tarihe de yalnızca kağnısında mermi taşıyarak girmelerine izin verdik ve işgalcileri kınayan o mert Anadolu kadınlarını da tarihten silmeyi başardık.”

Armağan’ı okuyana kadar ben de bu topluluğu bilmiyordum. Ama topluluğu Google’a aradığımda karşıma 14400 sonuç çıktı. Topluluk üzerine ayrıntılı bilgiler bulmak mümkün. Bu bilgilerin önemli bir kısmı da “Resmi Tarih”i oluşturan yerlerde bulunuyor. Yani, Resmi Tarih’in bu topluluğu saklaması diye bir şey söz konusu değil. Yalnızca, benim gibi uzman olmayanlar bu topluluğu bilmeyebilirler, bilmeleri de gerekmez. Mustafa Armağan gibi yazarların hafta sonu yazılarının amacı da tam bu şekildeki ayrıntıları okuyucularına iletmektir diye düşünüyorum.

Resmi Tarih sözünü yukarıdaki bağlamda diline dolayan yazarlardan birisi de Ayşe Hür. Gazete yazılarında, kitaplarında sürekli olarak Resmi Tarih’i alaycı bir tarzda alıyor Ayşe Hür; ona göre Resmi Tarih çarpıtmalarla ve yanlışlarla dolu.

Ayşe Hür’ün Öteki Tarih adlı kitabının girişinde şöyle bir ifade var: “Bu yazıları bize doğru diye belletilenlerin arkasında yeni, farklı bir şey var mı diye bakmaya heves uyandırmak, kasıtlı olarak çarpıtılan, atlanan, abartılanlara dikkat çekmek amacıyla yazdım.”

Ayşe Hür böyle diyor ama kitabında Resmi Tarih’in çarpıttığı, atladığı, abarttığı çok az konu var.

Ayşe Hür’ün kitabında Resmi Tarih ve Resmi Tarihçi ifadeleri 10 kez geçiyor. Bu terimlerin geçtiği sayfalar şu şekilde :86, 108, 119, 201 250, 253, 255, 257, 260, 261. Çoğunluğunun 250. Sayfa sonrası olduğuna dikkat edin. Bu sayfa ile birlikte Ermeni katliamına ilişkin bilgileri var. Resmi Tarih iddiaları burada yoğunlaşmış. Bu kısımlarda Ayşe Hür, Ermenilerin Resmi Tarih’te belirtilenlerden daha fazla katledildiğini söylüyor. Ama verdiği rakamların büyük bölümü Resmi Tarih içinde yer alanlar. Örneğin, katliamların mimarı Talat Paşa’nın defterinde yer alan rakamlar ile gayri resmi tarihçilerin rakamları büyük ölçüde örtüşüyor.

Resmi Tarih’in alternatifinin güçlü olması gerekir, kanıtlara dayanması gerekir. Ayşe Hür’de durum pek böyle değil. Şu örneğe bakın:

“Resmi tarihçilere göre, tehcir kararı güya 1915 yılının Nisan ayında alınmıştı ama Ermenilerin “toptan imha edileceği haberlerini” çok daha önce duyanlar vardı.”

Peki, neymiş bu duyumlar? Okuyalım:

“İsveçli hastabakıcı Alma Johansson Muş’ta Kasım 1914’te bile bu tür söylentilerin dolaştığını aktarmıştı.”

Yazının devamında yine bir hastabakıcının duyumu ile Urfa’daki bir hastanenin başhekiminin yolculuk ettiği bir subaydan işittikleri var.

Bunlar Ayşe Hür’ün Resmi Tarihçileri aşağılaması için yeterli.

Kitaptaki diğer Resmi Tarih ifadeleri de benzer şekilde, zayıf bilgiler, geçersiz çıkarımlar içeriyor.

Ayşe Hür’ün kitabında görüldüğü gibi, Resmi Tarih’e inanılmaması gerektiği iddiası çoğunlukla boş bilgi ve düşüncelere dayanıyor.

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: