Bir Dahi Nasıl Yetiştirilir?

Bill Gates annesinin cenaze töreninde kısa ama çok etkili bir konuşma yapmıştı. Kendisi üzerinde annesinin etkisinden söz etmiş ve çok az erkeğin annesine kendisinin duyduğu sevgi ve saygıya sahip olabileceğini açıklamıştı.

Bill Gates’in annesi bu sözleri hak edecek ne yapmıştı acaba?

Bill Gates’in babası çok başarılı bir avukatken annesi bir ev kadınıydı. Ama yalnızca ev kadını değildi, umutsuz ev kadınlarından birisi hiç değildi. Okul aile birliklerinde ve çeşitli hayır kuruluşlarında en üst rollerde bulunuyordu, sürekli olarak sosyal faaliyetler içerisindeydi. Bill Gates ve en yakın arkadaşı olan Paul Allen’ın (daha sonra Microsoft’u kuracak olan ikili) bilgisayar tutkularını tatmin etmek için o zamanlarda görülmedik bir şey yapıp okullarına bilgisayar alınmasını sağlayan oydu.

Annesi Bill Gates’in teknik konularla olduğu kadar başka şeylerle ilgilenmesi için de elinden geleni yaptı. Onu spora ve diğer faaliyetlere yönlendirmeye çalıştı. Odasının, giysilerinin temiz ve düzenli olmasını sağlamaya çalıştı. Gerçi bu yönlendirmelerin hemen hepsi başarısız oldu; Bill Gates bilgisayar, bilim ve teknik dışında hiçbir şeye tutkuyla yaklaşmıyordu. Odası da o kadar dağınıktı ki annesi pes etti ondan hiç değilse odasının kapatmasını istedi. Ama annesinin en azından Bill Gates’in tutkularının berraklaşmasını sağladığı söylenebilir.

Kızanları ve nefret edenleri çoktur ama hemen herkes Bill Gates’in bir dahi olduğunda hemfikirdir. Onun dehasında annesinin rolü çok büyüktür.

Genel olarak tüm dahilerde annelerin rolü büyüktür. Bu şekildeki dahilere başka bir örnek olarak ünlü bilim adamı Carl Sagan’ı verebiliriz.

Carl Sagan’ın babası bir giysi fabrikasında makasçı olarak çalışıyordu. Ama daha beş yaşındayken (1939 yılı) ona sıfırın aritmetikteki yerini, en büyük rakam diye bir şey olmadığını ve büyük rakamların adlarını öğretiyordu. Küçük Carl coşkuyla 1’den 1000’e kadarki tüm sayıları yazmak istediğinde kağıt olmadığı için ona ambalaj kağıdı bulup getiren de oydu. Yine aynı yıl anne ve babası onu New York Dünya Fuarı’na götürmüştü. Sagan o fuarı şöyle anlatıyor: “Orada gördüğüm şeyler, bilim ve yüksek teknolojinin ürünü olacak mükemmel bir geleceğin habercisi gibiydi benim için”. Sagan anne ve babasını şöyle anlatıyor: “Ne annem ne de babam bilim adamıydı. Bilim hakkında hemen hiçbir şey bilmiyorlardı. Ancak, beni aynı anda hem kuşkuculuğa hem de meraka teşvik ederken, bilimsel yöntemin birbiriyle zor geçinen iki temel düşünce kalıbını öğrettiler. Ailem yoksulluğun ancak bir adım ötesinde yaşıyordu. Ama onlara gökbilimci olmak istediğimi söylediğimde, bana değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek denli büyük destek verdiler. Üstelik bir gökbilimcinin ne yaptığına ilişkin bilgileri neredeyse sıfırdı. Her şeyi etraflıca düşündükten sonra bile, doktor ya da avukat olmamın daha iyi olacağı yolunda bir fikir aşılamaya da çalışmadılar. Geriye dönüp baktığımda, en temel bilgileri lise, hatta üniversite öğretmenlerinden değil, bilim hakkında hiçbir şey bilmeyen ailemden, o çok uzaktaki 1939 yılında almış olduğumu görüyorum.( Carl Sagan, Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığında”, Tübitak Yayınları.).

Bir başka örnek Alexander Graham Bell: Belle, iletken kablolar üzerinden, sesin elektrik sinyalleri olarak taşınabileceğini yani, telefonu buldu. Küçüklüğünden beri sesle yakından ilgiliydi. Ailesi de onu hep destekledi. Piyanoya yetenekli olduğu ortaya çıktığında annesi ona Edinburgh’taki en iyi piyano öğretmenini tuttu. (Alexander Graham Bell, Tübitak Yayınları)

Son örneğimiz Kepler. Annesi, olağanüstü bir olay olarak algılanan bir kuyruklu yıldız belirdiğinde, bu yıldızı izlemesi için Kepler’i yakındaki bir köye götürdü. Kepler bu olayı bütün yaşamı boyunca tatlı bir anı olarak anımsayacaktı. Gök cisimlerinin hareketlerine duyduğu ilgi belki de böyle başladı. (Kepler, Tübitak Yayınları)

Google’un kurucuları da dahilere güzel bir örnek. Kuruculardan Sergey Brin Moskova’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Sergey 6 yaşındayken ailecek Amerika’ya kaçmışlar. Babası matematikçi ve halen Maryland Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yapıyor. Annesi bir matematikçi ve inşaat mühendisi. O da NASA’da çalışıyor. Sergey eğitimin bir bölümünü evinde tamamlamış (Amerika’da 1 milyon kadar öğrenci halen okula gitmek yerine evinde eğitim görüyor). Anne ve babası Sergey’in hem matematiğe ilgi duymasını, hem de Rusça’yı unutmamasını sağlamak istemişler. Sergey bunların yanı sıra bilgisayarlarla da çok yakından ilgiliymiş. Dokuzuncu yaşgününde doğum günü hediyesi olarak aldığı bir Commodore 64 bilgisayar bu ilgisini perçinlemiş.

Diğer kurucu Larry Page’in anne ve babası da bilgisayar mühendisi. Her ikisi de Michigan Devlet Üniversitesi’nde ders veriyor. Page çocukluğunu şöyle anımsıyor: “Evimiz genelde çöplük gibiydi; her tarafta bilgisayarlar ve Popular Science dergileri vardı.” Page bilgisayarlarla ilgilenmeye altı yaşında başlamış. İlkokulda ev ödevini bilgisayarda hazırlayan ilk çocuk olmuş. Büyük kardeşiyle birlikte evdeki çoğu cihazı kırıp dökmüşler, nasıl çalıştığını anlamaya çalışmışlar. Page küçük yaşlarından itibaren birşeyler icat etmek istemiş. 12 yaşındayken ileride bir firma kuracağını düşünüyormuş.

Her ikisinin ortak bir yanları daha var. Eğitimlerinin başında, Montesorri yöntemlerini uygulayan okullarda okumuşlar. Montesorri yöntemi adını bir İtalyan eğitimciden alıyor ve okul öncesi eğitim ile ilköğretim alanında geleneksel eğitime alternatif, devrimci özellikler içeriyor. Bu yöntemin ayırt edici özelliklerinin başında çocukların herbirinin ayrı bir birey olarak el alınması, onların öğrenme süreçlerinin büyüklerden farklı olduğunun kabul edilmesi, öğrencilerin kendi eğitimlerine aktif olarak katılması geliyor.

Tüm dahiler böyle yetişmiyor. Ters yönde bir örnek olarak Newton’ı verebiliriz.

Newton’ın babası okuması yazması olmayan ama hali vakti yerinde bir çiftçiydi ve Newton daha doğmadan ölmüştü. Newton üç yaşındayken annesi başka birisiyle evlendi ve Newton’ı anneannesine bıraktı. 8 yıl sonra Newton’ın üvey babası ölünce annesi zengin bir kadın olarak tekrar onun yanına döndü. Annesi oğlunun cahil yetişmesini istemediği için onu iyi bir okula yazdırdı. Newton 15 yaşına kadar orada iyi zaman geçirdi. Ama annesi onun saygın bir çiftçi beyefendi olmasını istediği için onbeşinde onu okuldan aldı. Annesi Newton’ı koyun gütmek ya da buğday ekmek gibi işlere yöneltti ama Newton bu işlerin hiçbirinden hoşlanmıyordu ve savsaklıyordu. Eski okulunun müdürü Newton’ın üniversiteye gitmesini istiyordu ve bunun için annesiyle çok tartıştı. Annesi sonunda ikna olup onu üniversiteye yazdırdı. (Gale E. Christianson, “Isaac Newton”, Tübitak Yayınları)

Daha ters bir örnek olarak yine günümüzden Jeremy Hammond’ı verebiliriz.

Bilim ve Teknik’in 2012 Kasım ayı sayısında Jeremy Hammond’ın öyküsü var. Jerry Hammond şu anda tutuklu olarak yargılanıyor. Suçu çeşitli kuruluşlara siber saldırı düzenlemek. Hammond’ın zeka katsayısı 168. Doğumundan itibaren o ve ikiz kardeşi, babaları tarafından entelektüel olarak beslenmiş; onlara sürekli kitap okumuş, hatta bebekler beşiklerinde uyurken çarpım tablosunu dinletmiş. Hammond, 8 yaşında bilgisayarda basit oyunlar yazmaya başlamış. Ama sonuç başarılı bir bilim adamı ya da iş adamı yerine bir suçlu olmuş.

Yukarıda anlatılanlar toplumumuzda hiç göremediğimiz şeyler. Bizler anne-babalar olarak çocuklarımızı çok seviyoruz: Onları güzel okullara gönderiyoruz, özel dersler aldırıyoruz, dershanelere gitmelerini sağlıyoruz. Bu amaçla çok zaman ve para harcıyoruz. Çocuklarımızın geleceği konusunda çokca kaygılanıyoruz. Çocuklarımızı da gelecek konusunda kaygılanmaya zorluyoruz. Çocuklar geceleri kabusla uyanıyor, gündüzleri karınlarına ağrılar giriyor. Okullarda, dershanelerde çocuklar hergün yüzlerce soru çözmeye yönlendiriliyor. Her sınavda muhakkak yüz sorudan yüzünü, ikiyüz sorudan ikiyüzünü yapan çocuklarımız, gençlerimiz oluyor. Bu gençler iyi üniversitelere gidiyor. Mezun olduklarında iyi işlerde çalışıyorlar, iyi paralar kazanıyorlar. Onlardan iyi doktor, iyi mühendis, iyi yönetici çıkıyor. Ama içlerinden dahi çıkıyor mu acaba?

Mesut Yılmaz bir röportajında başbakan olmayı çok küçük yaşlarda kafasına koyduğunu söylemişti. Bir başka politkacımız Mehmet Ağar’ın annesiyse Ağar’ın göbek bağını Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nün bahçesine gömmüş; oğlu ileride büyük adam, Cumhurbaşkanı olsun diye. Annelerimiz bizi hep böyle yetiştirmiyor mu? Çalıştığımız yerde müdür olalım, Türkiye çapında milletvekili, bakan, başbakan, cumhurbaşkanı olalım istemiyorlar mı? Bu aşamayı geçip dahi yetiştirmeye çalışsak nasıl olur? Belki çabalarımız boşuna gidecek: Çocuklarımızın çoğu dahi olmayacak. Ama onları dahi yapmaya çalışırken hem bizler hem de çocuklarımız şimdikinden daha iyi bir zaman geçirmez miyiz acaba? Daha az garantili, daha çok tutkulu, daha maceralı, azıcık arızalı bir hayatta, şimdikinden daha çok öğrenip daha çok öğreterek daha keyifli bir hayat süremez miyiz? Yaşadığımız dünyaya daha çok katkıda bulunamaz mıyız?

İlgili Yazı: YGS, LYS ve TEOG Sınavlarında Başarı Nasıl Elde Edilir?

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/10/27/ygs-lys-ve-teog-gibi-sinavlarda-basari-nasil-elde-edilir/

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: