Kapitalizmi kötülemek niye?

Şu anda dünya üzerinde iki ekonomik düzen var: Kapitalizm ve komünizm.

Komünizm yalnızca Kuzey Kore ve Küba’da uygulanıyor.

Kuzey Kore daha halkını açlık düzeyinden yukarı çıkaramadı. Küba hakkında ise yakınlarda yayınlanan bir kitap oranın bir açıkhava genelevine dönüştüğü şeklinde.

Dünyanın geri kalanında ise demokratik ya da otoriter rejimler aslında kapitalizm uygulanıyor. Genel olarak kapitalizm ve demokrasi ikilisi insanlara en yüksek refah düzeyini sağlıyor. Çin gibi otoriter rejimlerde bile kapitalizm kesinlikle komünizm dönemine göre daha iyi sonuçlar alınmasını sağlıyor.

Dolayısıyla kapitalizme kızmak, onu lanetlemek, kötülemek doğru değil.

Kapitalizm, özellikle de şu anki uygulandığı şekliyle, “sürtünmesiz” kapitalizm, insanların ürettiği en iyi ekonomik sistem.

Reklamlar

7 Yanıt to “Kapitalizmi kötülemek niye?”

  1. Barkın Says:

    🙂
    Dünya kapitalistler sayesinde bitti.Hala bu savunma niye kar amacı güden şizofren yapıdaki tüzel kişilikler başka hiç bir şey düşünmez kar etmekten başka.
    Komünist ülkelerin ekonomisini eleştirirken onların kapitalizme alet olmamak ve aynı zamanda ambargo altında mücadele vermek gibi durumlarınıda göz önününe almak gerekmezmi.

  2. Barkın Arın Says:

    komünizme alet olmamak ilk defa duydum.

    • muratyildirimoglu Says:

      Bu cümle sana saçma geldi değil mi? Doğru saçmaydı. Ama senin komünizm için söylediğinin tam tersiydi. Peki, bu cümle kapitalizm için söylendiğinde saçma oluyor da komünizm için söylendiğinde niye bu kadar mantıklı oluyor?

  3. Günay Says:

    İzin verirseniz ben cevap vereyim buna, çünkü bir mantık hatası yaptığınızı düşünüyorum: Çünkü egemen sistem kapitalizm, çoğunlukta olanların azınlığı tehdit etmesi daha mümkündür. Neyse, ben zaten kapitalizmin kötü bir sistem olduğunu düşünenlerden değilim; ama aklımı kurcalayan bir sorun var: Lüks tüketim. Konuyla doğrudan alakalı değilse de, bilgili olduğunuzu gördüğümden bu konudaki merakımı bu başlık altında gidermeye çalışmayı uygun gördüm.
    Lüks tüketim sizce de büyük bir adaletsizlik değil midir? İnsanların temel işlevlerinin maliyetinin kat kat üstünde, örneğin altın telefon ya da 700 bin dolarlık saati satışa çıkarmasına devlet eliyle engel olmak, kapitalist sistemin işleyişini bozar mı, bozsa bile haklı bir müdahale olarak görülemez mi? İnsanlara sorduğumda genelde şöyle bir cevap alıyorum. “Adam kazanıyor, alıyor; hakkıdır.” Ben insanın anlamsız açgözlülüğünü insanın içinden söküp atmanın mümkün olmadığını biliyorum; ama birey olarak sağlayamadığımız güvenliği ve dayanışmayı (ve belki birkaç şeyi daha) sağlamak üzere oluşturduğumuz devletin insanların manasız harcamalar yaptığı ürünlerin üretilmesine engel olmaması özgürlük kavramıyla açıklanabilir mi? Adalet bile değil, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayabilmesi; yani açların karınlarını doyurabilmesi özgürlükten daha değerli bir amaç değil midir. Kontrolün zorluğundan ve maliyetinden bahsedilebilir. Bunlar zaten sonra ele alınması gereken konular. Öncelikli sorumu tekrar edeyim; lüks tüketimi engellemek kapitalist sistemin işleyişinde benim göremediğim bir aksamaya sebep olarak ekonomik sistemin tümden çökmesine neden olur mu? Eğer böyle bir ihtimal yoksa lüksün karşısında olmamak için de hiçbir sebep yok gibi görünüyor. Lüks tüketim yüksek miktarlarda paranın sürekli aynı zengin grubu içinde dönmesine neden oluyormuş gibime geliyor. Dediğim gibi sizin bilginize güveniyorum ben ekonomi konusunda cahilim, sadece gözleme dayanıyorum. Teşekkürler, umarım, her ne kadar yazı yayınlanalı epeyi olmuşsa da cevap alırım, sayfayı takip edeceğim.

    • muratyildirimoglu Says:

      Günay, kapitalizmde servetin az sayıda elde toplanması hep eleştirilen noktalardan birisidir. Lüks tüketim ya da reklamlara harcanan paralar da eleştirilir. Ne yapalım ki sistemin doğal özellikleridir bunlar. Perakende almak mümkün değil; kapitalizmin dinamizmini isterim ama reklam harcaması yapılmasın ya da lüks tüketim olmasın diyemiyoruz. Batının uygarlığının alınmasına benziyor bu. Hep denir ya batının bilimini-teknolojisini alalım, yaşam tarzını almayalım diye. Böyle bir şey mümkün değildir halbuki. O bilim, o teknoloji ancak o yaşam tarzıyla mümkündür çünkü.
      Kapitalizm bu konularda eleştirilirken diğer sistemlerde durumun ne olduğuna da bakılabilir. Örneğin, komünist yönetimlerde lüks tüketimin olmadığını, servetin bazı ellerde toplanmadığını iddia etmek de güç. Örneğin, Arnavutluk’ta komünist idare kuran Enver Hoca zamanında halka hep tutumluluk, azla yetinmek vaz ediliyordu. Ama Enver Hoca’nın ölümünden sonra nasıl yaşadığı açığa çıktı; evinde (sarayında) elliden fazla televizyon vardı örneğin. Stalin zamanında halkı Amerikan filmleri izleyemezken Stalin’in evinde bu filmler rahatça izleniyordu. Hatta Stalin bir kovboy filmini izledikten sonra öldü (belki de filmin kötülüğüne dayanamadı:). Mao’nun da lüks tüketime ve kadınlara meraklı olduğu söylenir. Kuzey Kore’nin şu anki başkanı lüks tüketime düşkünlüğüyle bilinir. Bazı yemeklere özellikle etli yemeklere düşkünlüğü yüzünden şu anda yürüyemiyor bile.
      Kapitalizm ile komünizm arasında böyle bir fark var: Kapitalizmde her şey göz önünde yaşanıyor. Komünizmde ise yöneticiler yoksulluğu, tutumluluğu överken halktan gizli olarak benzer yaşamlar sürüyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: