Ekonomiye İlişkin Yanlış Bilgiler

Ekonomi herkesi ilgilendiren bir konu. Üniversitelerden mezun olanların önemli bir bölümü de ekonomist. Ama halen ekonomiye ilişkin çok sayıda yanlış bilgiye rastlayabiliyoruz. Aşağıda bu konuların bazılarını açıklıyorum:

1) Enflasyon rakamları: Enflasyon rakamları en çok tartışılan konulardan birisidir. Türkiye’de enflasyonun arttığına herkes inanır, düştüğüne kimse inanmaz. Enflasyonun düştüğü açıklandığında herkes rakamların hükümet tarafından çarpıtıldığını düşünür. Halbuki aynı hükümet zamanında enflasyonun arttığı da açıklanabilmektedir. Enflasyon rakamlarını açıklayan kurumun bu hesabı nasıl yaptığı da hep tartılışılır. Enflasyon hesabında kullanılan ürünlerin, hizmetlerin gerçeği yansıtmadığı söylenir. Halbuki bu hesapları yapanlar çok iyi istatistikçilerdir. İşlerini iyi yaparlar ve değerlendirmeye aldıkları ürünleri, hizmetleri sürekli olarak gözden geçirirler, güncellerler. Buna karşın yine de yanılıyorlarsa bunu belirtmek bizim gibi olayı bilmeyen insanların değil başka istatistikçilerin ve profesyonel iktisaçıların işi olmalıdır.

2) 1999 Gölcük depreminde ölenlerin sayısı: Depremde ölenlerin sayısı 18.373 olarak açıklandı. Bu rakamın çok daha yüksek olduğuna, ölen sayısının az gösterildiğine inanan çok sayıda insan var. Onlara niye resmi rakamlara inanmadıklarını sorduğunuzda çoğunlukla devletin vergi ve prim gibi alacaklarını ertelememek isteği nedeniyle rakamın düşük gösterildiği yanıt veriliyor. Eğer ölü ve yaralı sayısı belirli bir rakamın üzerinde olursa vergi ve primlerin toplanmaması gerekiyormuş. Bu düşünce devletin insanlara tuzak kurup her durumda vergi almak isteyeceğini varsayıyor. Bu varsayım 1999 depremi durumunda birkaç yönden yanlışlandı: Devlet depremin etkilediği bölgede vergi ve prim alacaklarının tahsilini erteledi (alacaklara faiz de uygulanmadı) ve tahsil edilecek miktardan kat kat fazla yardım yaptı (onbinlerce ev, maddi yardım vb. sağlama şeklinde). Bu iddianın benzeri bir iddia da hava sıcaklıklarına ilişkin. Yaz aylarında devletin açıkladığı sıcaklıkların hep birkaç derece düşük olduğu, çünkü sıcaklık belli bir derecenin üzerine çıktığında işlerin tatil edilmesinin gerekeceği iddia edilir. Devlet burada yine vatandaşlarının kötülüğünü isteyen, onlara tuzak kuran kurum durumundadır. “Sıcak da olsa çalışın köleler!” diye düşünmektedir devlet. Bu iddia da ne kadar saçma olursa olsun yaz aylarında dolaşır durur.

3) Amerika’nın karşılıksız para basması: Toplumumuzda Amerika’nın karşılıksız para basarak ekonomisini ayakta tuttuğu şeklindeki bir düşünce çok yaygındır. Örneğin, eski MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç görev başındayken Amerika’nın sürekli karşılıksız para bastığını, bizim de aynısını yapmamız gerektiğini söylemişti. Muhasebecim de aynı şeyi söylemişti bana. Ben de şöyle demiştim: “Bak önünde bir bilgisayar duruyor. Bu bilgisayarın işlemcisini Intel üretiyor. Yazılımını ise Microsoft yapıyor. Intel sürekli yeni işlemciler tasarlıyor. Microsoft ise sürekli yeni programlar üretiyor. Delice çalışıyorlar. İkisi de Amerikan şirketi. Madem Amerika’nın tüm yaptığı şey para basmak, o zaman bu şirketler niye deli gibi çalışıyorlar ki?”

Benimki gibi karşı savlarla çok kolay çürütülebilecek bu iddia ne yazık ki dönüyor duruyor sürekli olarak. Bakın, Habertürk gazetesinin 9 Temmuz 2009 tarihli sayısında, Kocaeli Üniversitesi İ.İ.B.F. Endüstri İlişkileri Anabilim Dalı Başkanı olan Doç Dr. Sayım Yorgun ne yazıyor: “Ürettiğinden daha çok piyasada kazananların egemen olduğu, mal üretmek yerine para basan ABD’nin egemenliğindeki ekonomik yapının sürdürülemez olduğu ortaya çıkmış ve yeni düzen arayışı günümüzde yoğunlaşmıştır.”

Akademisyeni böyle söylerse muhasebecisi de, generali de öyle söyler.

Peki, Amerika karşılıksız para basmıyor mu? Sorunun yanıtı “Evet, basıyor” şeklindedir. Yalnızca Amerika değil dünyanın tüm ülkeleri şu anda karşılıksız para basıyor. Paranın bir maddi karşılığının olması, altınla ya da benzeri bir değerli madenle değiştirilebilir olması düşüncesi uzun zamandır terk edilmiş durumda. Şu anda paranın bu anlamda bir karşılığı yok. Ama paranın bir karşılığı olduğu halen iddia edilebilir. O karşılık da ekonominin genel durumu, sağlığı, uyandırdığı güvendir. Eğer ekonomi sağlıklıysa karşılıksız para basımı felaketle sonuçlanmaz. Ekonomi sağlıklı değilse sonuç enflasyon, hatta hiper enflasyon olur. Amerika’nın para basmasına karşın anlamlı bir enflasyon yaşamamasının nedeni ekonomisinin sağlıklı ve güçlü olmasıdır. Yukarıdaki örnekte yer alan Intel ve Microsoft firmalarının ciroları toplamı Türkiye’nin ihracatından fazladır. Bu firmalara Apple gibi Oracle gibi diğer bilgisayar firmalarını, Ford gibi araba üreticilerini, Wall Mart gibi perakende devlerini ve diğerlerini eklediğinizde Amerika’nın ekonomisini anlamaya başlayabilirsiniz. Amerika karşılıksız para basarak değil bu tür firmaları sayesinde ayakta durmaktadır.

4) Amerika’nın silah satışı ve yardımları: Amerika’nın büyük miktarlarda silah sattığı söylenir. Amerika’nın ülkeleri birbirine düşürüp onlara silah sattığı iddia edilir. Gerçekler böyle değildir. 2009 yılında Amerika’nın silah ihracatı 6.8 milyar dolardır. Amerika’nın GSMH’sinin 13.5 trilyon dolar olduğu düşünüldüğünde bu rakamın ne kadar küçük olduğu görülür. Üstelik Amerika çoğu zaman silah satışına gönülsüzdür. 1974’deki Kıbrıs harekatından sonra Amerika’nın Türkiye’ye uyguladığı silah ambargosunu anımsamak yeterlidir. Amerika’nın silah satışları abartılırken karşılıksız yardımları da hep yok sayılmaktadır. Halbuki Amerika’nın yıllık karşılık yardım tutarı 20 milyar dolar düzeyindedir. Yani, silah satışından yaklaşık üç kat fazla yardım yapmaktadır.

5) Amerika’nın Irak Savaşı: Amerika’nın Irak’a petrol için girdiği, Irak petrollerine el koyduğu hep iddia edilir. Ama Irak’ın yıllık petrol üretimi savaş öncesinde birkaç on milyarı geçmiyordu. Savaşın Amerika’ya maliyeti ise trilyon dolara çıkmış durumda. Trilyon dolar harcayıp birkaç on milyar dolar elde etmeyi amaçlamak pek mantıklı değil. Üstelik Amerika’nın Irak’ı işgalinden sonra üretilen petrolün kullanımı başlarda Birleşmiş Milletler tarafından yapılıyordu, şimdi ise Irak hükümeti tarafından yapılıyor. Yani, Amerika’nın çıkan petrolü sırtlayıp götürmesi söz konusu değil.

6) Türkiye’deki petrolü çıkartmayan yabancı firmalar: Komşularımızda petrol varken bizde petrol olmaması hep garipsenir ve Türkiye’de petrol olduğu ama yabancı firmaların bunları çıkartmadığı (hatta araştırma kuyularından petrol çıktığında üzerlerinin betonla örtüldüğü) iddia edilir. Kökten yanlış bir iddiadır bu. Bir ülkede, bir bölgede petrol bulunması onun yanı başında da petrol bulunacağı anlamına gelmez. Örneğin, Irak ve İran’da çok zengin petrol yatakları varken Türkiye dışındaki diğer bölge ülkelerinde de petrol yoktur ya da ihmal edilebilir miktarlardadır. Örneğin, Suriye, Lübnan, İsrail ve Mısır’da, hatta Ürdün’de durum böyledir. Üstelik, BP gibi, Shell gibi firmaların Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında ya da Kuzey Buz Denizi gibi bölgelerde petrol arayıp çıkartırken, Türkiye’de buldukları petrolü işletmeyeceklerini düşünmek doğru değildir.

7) Kapitalizmin çöküşü: Komünizme göre kapitalizm çökecektir. Çünkü çökmeye zorunludur. Kapitalizmin her krizinde “Yaşasın, bu defa çökecek galiba” diye düşünen çok sayıda insan olur. Bu insanların ille de komünist olması gerekmez. Sabah gazetesinin Web sitesinde 11 Mart 2009 tarihinde şöyle bir haber vardı: "İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, ev sahipliği yaptığı Ekonomik İşbirliği Örgütü (ECO) zirvesinde, kapitalizmin çökmek üzere olduğunu söyledi."

1990 yılında Sovyetler Birliği’nin çökmesinden önce, bazı Sovyet ekonomistlerin işi de kapitalizmin çöküşünü tahmin etmek idi. Marks’ın öngörüsüne göre kapitalizmin çoktan çökmesi gerekiyordu ama öngörü, dolayısıyla da Marksizm yanlış diyemedikleri için binbir analiz yapıyorlar, "aha bu zaman", "olmadı şu zaman" cinsinden öngörülerde bulunuyorlardı. Tüm öngörüleri yanlış çıktı, bu arada Sovyetler Birliği’nin kendisi çöktü. Ahmedinecad’ın öngörüsünü Türkiye’de de çok sayıda kişi paylaşıyor ama Ahmedinecad ölür, İran’daki İslami rejim yıkılır, kapitalizm yine de devam eder. Çünkü kapitalizm dışında sağlıklı bir ekonomik düzen yoktur. Şu anda da farklı türden olsa da, Küba ve Kuzey Kore dışındaki her ülkede kapitalizm vardır. Bu da kötü bir şey değildir.

8) Türkiye’nin sömürülmesi: Batılı kapitalist ülkelerin özellikle de Amerika’nın Türkiye’yi sömürdüğü hep iddia edilir. Bu iddiaların tarihi 50 yıldan fazladır. Eksik olan şeyse bu sömürüyü gösteren, kanıtlayan çalışmalardır.

1970’li yıllarda, sosyalist bir lider olan Harun Karadeniz’in oldukça basit ve bilimsellikten uzak bir-iki kitapçığında bu sömürü açıklanmaya çalışılmıştı. O zamandan sonra durum pek değişmedi. Amerika’nın Mc Donalds aracılığıyla Türkiye’yi sömürdüğü bile iddia ediliyor günümüzde.

Amerika’nın Türkiye’yi sömürdüğüne ilişkin bir çalışma yokken sömürmediğine ilişkin bir çalışma var. Asaf Savaş Akat, 1980’li yıllarda yazdığı “Alternatif Kalkınma Stratejileri” başlıklı kitabının bir bölümünde, 50 yıl boyunca Amerika ile Türkiye arasındaki ekonomik ilişkileri inceliyor. Bu incelemenin sonucunda, söz konusu dönem boyunca, Türkiye’den Amerika’ya değil, Amerika’dan Türkiye’ye net bir kaynak akışı olduğunu açıklıyor. Bu kitabın bulgularına ititaz eden, hesaplarının yanlış olduğunu iddia eden bir çalışma olmadığı için bu bilgiyi doğru kabul edebiliriz ve Amerika Türkiye’yi sömürmemiştir diyebiliriz.

9) Siyasilerin mal varlığı: Türkiye’de sevilerek tartışılan bir konudur bu. Falanca siyasetçinin mal varlığını x milyar dolar olduğu söylenir. Bir başkası x rakamının geçmişte kaldığını şimdiki mal varlığının xx milyar dolar olduğunu iddia eder. Rakamlar havada uçuşur. Bu rakamlar inandırıcı gelmez. Çünkü bir de siyasilerin verdiği mal beyanları vardır. Bu beyanlardaki rakamlar iddia edilen rakamların binde biri düzeyindedir. Ama resmi beyana güvenilmez, servetin gizlendiğine inanılır.

Serveti gizlemek zordur. Bir insanın serveti ya banka hesabında bulunur, ya taşınmaz tapuları şeklindedir ya da borsada hisse senedine yatırılmıştır. Evinde saklama durumu da olabilir ama söz konusu servet milyar dolar düzeyinde evde saklandığını iddia etmek mantıklı değildir.

Banka hesaplarını, tapu kayıtlarını ve borsa işlemlerini kolayca izleyebiliriz. Sıradan insanlar değilse muhalif siyasetçiler, gazeteciler bunu başarabilir. Eğer bu izlemeden sonuç çıkmıyorsa iddialar da yanlıştır.

Buna karşılık servetin yabancı bankalara kaçırıldığı iddia edilebilir. Bunu iddia edenlerin yine hangi bankaya, ne kadar paranın kaçırıldığını söylemeleri gerekir. Böyle bir şey söylenemiyorsa iddia yine asılsız kalacaktır.

Tapuların ya da banka hesaplarının kendi üstlerinde olmadığı, akrabalarında ya da güvendikleri arkadaşlarında olduğu da iddia edilebilir. O zaman da akrabaların ve söz konusu arkadaşların izlenmesi gerekir. Bu izleme yapılmıyorsa ya da yapılmış ve sonuç alınamamışsa yine bu türlü bir iddiayı sürdürmemek gerekir.

Reklamlar

Bir Yanıt to “Ekonomiye İlişkin Yanlış Bilgiler”

  1. Bir kitap: Gregory Mankiw’in Makroekonomi kitabı | Muratyildirimoglu's Blog Says:

    […] Şu yazıları okumakta da yarar var: https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2010/11/14/ekonomiye-iliskin-yanlis-bilgiler/ […]

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: