“İnanalım inanmayalım, hepimiz O’na borçluyuz”

Mustafa Ulusoy, 23 Nisan 2010 tarihli yazısında (http://zaman.com.tr/yazar.do?yazino=976106) şöyle diyor:

Ateist çalışma arkadaşım bir gün "Tüm iyi davranışlarımı babamdan aldım" demişti. Babası muttaki bir insandı. "Haram yemekten çekinir, ibadetlerini eksiksiz yerine getirir, insan ilişkilerinde hakka hukuka çok riayet ederdi." diye tarif etmişti babasını. Babası onu ve diğer çocuklarını da hakka hukuka riayet eden biri olarak yetiştirmeye çalışmıştı. "İnsanların hukukuna riayet et, yalan söyleme, dürüstlükten hep kazanırsın!" "Ateist çalışma arkadaşım iyi bir insan olmayı kime borçlu?" diye sormuştum. Kendi kendime. Babası iyi ahlakını kime borçluysa o da ona borçlu olmalıydı. "Babanız peygamberini sever miydi?" soruma "Hayatını ona göre yaşamaya çalıştığına göre, evet" diye cevap vermişti. Başkaca bir şey söylememiştim. Her şey öylesine açıktı ki. Başkaca sözler gereksiz kaçacaktı. Ateist arkadaşım iyi bir insan olmayı, insanların hakkına hukukuna riayet etmeyi babasına, babası da oğlunun inkâr ettiği "Kâinatın En Değerli Varlığı"na borçluydu.

O günden sonra, biliyordum ki, inanalım inanmayalım, hepimiz tüm iyi şeyleri O’nun nuruyla, O’nun rehberliğiyle yapıyorduk. Güneşin ışığını inananların da inanmayanların da üzerine salması gibiydi bu. Ya da yağmurun inanan inanmayan fark etmeden herkese rahmet olması gibi. O’nun nuru olmadan inanmayanların karanlığı daha karanlık olurdu. İnanmayanlar buna da inanmasa da, böyleydi. Belki de bu yüzden, O âlemlere rahmet olarak gönderilmişti.

Sözler doğru gibi görünüyor: İyi bir insan olan ateist arkadaşı, iyi bir Müslüman olan babası onu öyle yetiştirdiği için iyi bir insan. Babası ise Peyganberin izinden gittiği için iyi bir insan. O zaman ateist arkadaşı farkına varmasa da Hz. Muhammed’in izinden gidiyor; iyi insan oluşunu ona borçlu. Ama şu da var: Babasının kendisini iyi bir insan, iyi bir Müslüman olarak yetiştirmesine karşın, ateist olmasından sonra da iyi bir insan kalmaya devam edebilmiş. Demek ki iyi insan olmak için iyi bir dindar olmaya gerek yok. Tersinden söylersek, ateist olmak da insanı kötü, ahlaksız yapmıyor.

Peki, iyi bir insan olduğu su götürmez olan Hz. Muhammed’i kim yetiştirdi? Hz. Muhammed, çok tanrılı, düpedüz putperest olan bir ortama doğdu ve böyle bir ortamda büyüdü. Tüm akrabaları putperestti. Hatta ona en çok yardımcı olan amcası hiçbir zaman Müslüman olmadı.

Ama bu insanlar Hz. Muhammed’i iyi bir insan olarak yetiştirmeyi becerdiler. Demek ki iyi bir insan yetiştirmek için de dindar olmak gerekmiyor.

Dahası da var: Putperest olan bu insanlar iyiliğe, erdeme, ahlaka değer veriyorlardı. Örneğin, Hz. Muhammed’i takdir ediyorlar ve onu “El Emin” olarak çağırıyorlardı. Yani, putperestlerden oluşan ortam ille de ahlaksız, kötü, takdir bilmez bir ortam değildi.

Hz. Muhammed gençliğinde Erdemliler Birliği adında bir örgüte üye olmuştu. Bu örgütün tüm üyeleri de yine o zamanının putperestlerinden oluşuyordu. Putperestler toplumda iyiliği, ahlakı egemen kılmak için bir araya gelebiliyordu.

İyi olan yalnızca Hz. Muhammed de değildi. Sonradan Hz. Muhammed’i kabul edip Müslüman olanların hemen hepsi (Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Hamza, vb.) toplumda hep iyi olmalarıyla, dürüst olmarıyla, ahlaklı olmalarıyla öne çıkan insanlardı. Ve hepsi de putperestti.

Dahası da var: Başlarda İslam’ın en büyük düşmanlarından ve Kureyş’in ileri gelenlerinden Ebu Süfyan’ın da kötü olduğuna, ahlaksız olduğuna ilişkin bilgi yok. Ebu Süfyan son derece seçkin bir insandı ve seçkin çocuklar da yetiştirdi. Çocukları art arda halife bile oldular. Başlardaki İslam karşıtı eylemleri, düzeninin bozulmasını istememesindendi, kötü oluşundan değil.

Kısacası, Ulusoy’un arkadaşı iyi ahlakını Hz. Muhammed’e borçlu olabilir. Ama Hz. Muhammed de iyi ahlakını, iyi kişiliğini hepsi de putperest olan kişilere borçludur.

Reklamlar

Bir Yanıt to ““İnanalım inanmayalım, hepimiz O’na borçluyuz””

  1. Serdar Says:

    Sanırım bir noktayı kaçırıyor ve kendinizle çelişiyorsunuz.
    insanlar kötü olsalar bile iyiyi, doğruyu, güzeli ve ahlaklı olmanın ne demek olduğunu bilirler. bu hem tarih boyunca hem de dünyanın her yerinde insanların ortak bir yönüdür. evrensel bir gerçektir ve vicdanın da ispatıdır. kötülük yapanlar kötülük yaptıklarını bile bile kötülük yaparlar. dünyanın her yerinde anne, bebeğine karşı aynı aşırı şefkati gösterir. dünyanın her yerinde bir insanı öldürmek suçtur. haksız yere birini öldüren veya hırsızlık yapan kişi suç işlediğini bilir. bunu zannettiğiniz gibi toplumdan öğrendiği için değil, vicanında hissettiği için bilir.
    nasıl oluyor da bütün insanlar, nerede olurlarsa olsunlar, hangi toplumda yetişmiş olurlarsa olsunlar iyiyi ve doğruyu ayırt edebiliyorlar? bu aslında çok şaşılacak birşeydir. bunu vicandan, ruhtan ve insanın gerçek mayasından bağımsız düşünemezsiniz. yaratılıştan başka birşeyle izah edemezsiniz. küçük bir bebek bile iyi davranışla kötü davranış arasındaki farkı anlayıp tepki veriyor.

    Peygamberimizin yaşadığı toplum da ahlaki değerleri ve doğruları biliyordu ama kız çocuklarını diri diri toprağa gömüyor, insanları köle olarak kullanıyor, puta tapmak gibi mantıksız davranışlarda bulunuyorlardı. çünkü hem babalarından gördüklerini toplum baskısı yüzünden devam ettiriyorlar hem de işlerine geldiği şekilde yaşıyorlardı. yani toplumun çoğu korkak, çıkarcı ve zavallıydı. ebu cehil bile peygamberimizin peygamberliğini kabul etmiş ama neden O peygamber oldu diye kibirinden ve hasetinden dolayı inkar ettiğini söylemiştir.

    iyi bir kul olmak için Allah’a inanmaya ve emirlerine itaat etmeye gerek var. ve aslolan da iyi bir kul olmaktır çünkü asıl sorumluluğumuz insanlara karşı değil, bizi yaratana karşıdır. iyi bir kul ise zaten iyi bir insan olmalıdır çünkü iyi bir kul olmanın temel şartı da ahlaklı olmaktır. ateist olmak insanı Allaha karşı kötü yapar. insanlara, hayvanlara ve doğaya karşı ne kadar iyi davranırsanız davranın, bütün bunların yaratıcısını ve sahibini görmemek en büyük kötülüktür.

    Ayrıca, Peygamberimiz, içinden çıktığı toplumdan memnun değildi, durumdan rahatsızdı ve toplumdan uzaklaşarak mağaraya kapanmasının ve yalnız kalma ihtiyacının temelinde de bu neden yatıyordu..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: