Askerlerimizi Kim Öldürüyor?

Tokat’ta 7 askerimiz şehit düştü. İslami kesim, başta Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Meclis Başkanı Bülent Arınç olmak üzere bu saldırının da aslında derin devletin işi olduğunu ima eden açıklamalarda bulunuyor, yazılar yazıyor.

Derin devletten kasıt tabii ki AKP’den hiç hazzetmeyen askeri kesim. Asıl düşünce de şu: Askeriye AKP’yi yıpratmak için bu tür saldırıları düzenliyor; kendi karakollarını basıyor, kendi askerlerini öldürüyor.

En çılgın iddialardan birisi ama diğer çılgın iddialar gibi ülkemizde kendisine epey taraf bulabiliyor.

Bu iddia çok şeyi gözden kaçırıyor. Birincisi, Türk askerinin yasallık tutkusu. Türk askeri yasallığa önem verir. Zorbalık sayılabilecek eylemler bile mahkeme kararlarına, Meclis yasalarına, kongrelere dayalıdır. Kurtuluş Savaşı’mız sırasında ve sonrasında hep bunun kanıtlarını görürüz.

Yasallık olgusunu yanlışlayan bazı tekil olaylar vardır: Dersim İsyanı’nda aşırı güç kullanımı, Mustafa Muğlalı olayı vb. Ama bunlar genel değildir ve Muğlalı vakasında görüldüğü gibi yapılan yanlışların hesabı da sorulmuştur.

Yasallık tutkusu Kurtuluş Savaşı öncesine de dayanır. İttihat ve Terakki Partisi bir darbe ile başa geçtiğinde birçok eylem yapmak ister ama o zamanki memurların yasa izin vermiyor, kanun yok şeklindeki itirazı ile karşılaşır. Enver Paşa’nın bu itirazlara karşılığı ünlüdür: “Yok kanun, yap kanun”. Bu anlayış keyfi gibi gelebilir ama işleri kanunsuz yapmak da seçenekler içindeyken böyle yapılmadığının ve işleri yasal temele oturtma tutkusunun bir gösterisidir.

Devletlerin kendi vatandaşlarına karşı komplo düzenleyebileceği düşüncesi İslami kesim ile de sınırlı değildir. 18 Şubat 2005’de Türker Alkan, Lübnanlı politikacı Refik Hariri suikasti ile ilgili olarak Radikal gazetesinde şunları yazmıştı:

“Ama bence Hariri’nin öldürülmesinden Amerika’nın veya İsrail’in sorumlu olma ihtimalini hiç de yabana atmamalıyız. "Hür dünyanın lideri olan, demokratik bir ülke olan Amerika böyle bir şey yapabilir mi?" Yapar. Hem daha beterini de yapabilir. Bir örnek Vietnam Savaşı’nda yaşananlardır.
Kuzey Vietnam güneydeki komünist gerillaya yardım ediyor ve Amerika’ya cehennem hayatı yaşatıyordu. Güney Vietnam’ı bile denetleyemeyen Amerika’nın bir de Kuzey’i işgal etmesi mümkün değildi. Ama hiç olmazsa Kuzey’i bombalayarak cezalandırabilir ve ikmal yollarını kesebilirdi. Ama zaten kendisine karşı olan Amerikan kamuoyu ve dünya kamuoyu karşısında bombalamayı haklı kılacak iyi bir nedene ihtiyacı vardı. Bir gün Kuzey Vietnam uçakları Tonkin Körfezi’ndeki Amerikan donanmasına saldıran bir Amerikan savaş gemisini batırınca aranan bombalama gerekçesi bulunmuş oldu. Ve Amerika, Kuzey Vietnam’ı bombalarıyla dümdüz etti. Buna rağmen savaşı kazanamadı, o ayrı bir şey. Ama seneler sonra yapılan açıklamalardan öğrendik ki, Tonkin Körfezi baskınını Amerika düzenlemiş ve kendi gemisini batırmıştı! Sırf bombalamaya gerekçe olsun, savaş karşıtı kamuoyu karşı çıkmasın diye!”

Tabii ki Türker Alkan yanılıyordu. Tonkin Körfezi olayı ABD’nin bir çarpıtmasıdır, doğru ama ABD bu olayda kendi gemisini batırmamıştı. Yalnızca gemilerinin saldırıya uğradığını iddia etmişti. Tek bir can ya da mal kaybı olmamıştı. Alkan, birçoklarından çok daha onurlu olduğu için uyarım üzerine yanlışını düzeltti. Diğerleri bu kadar olamıyor ne yazık ki.

Türkiye ile ilgili bir başka iddia da Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz tarafından 8 Nisan 2008’de dile getirildi. Emre Aköz bu yazısında 12 Eylül öncesindeki durum için bakın ne diyor: “Aynı tabanca, sabah bir solcunun eline verilerek bir ülkücü öldürülüyordu. Akşam saatlerinde aynı tabanca bir ülkücüye teslim edilerek bir solcunun öldürülmesi sağlanıyordu. Gelişigüzel bir örnek değil bu… Aynen vakidir. Saptanmıştır. İspatlanmıştır.”

Çılgınca bir iddia bu! Peki Aköz’ün kanıtlandı dediği iddianın kaynağı ne? Aköz bunu da 10 Nisan 2008 tarihli yazısında açıklıyor. Kaynak Avni Özgürel’in Hürriyet’te yayınlanan bir röportajında söyledikleri. Şimdi o sözlere bakalım: “Eski Başbakan Nihat Erim (19 Temmuz 1980) ve DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler (22 Temmuz 1980) cinayetinde kullanılan silah, aynı. İhtilal öncesi pek çok olayda, birçok gruba aynı silahın verildiğini biliyorum. Bunu, ihtilal öncesinde istihbaratçı olarak çalışan bir Emniyet Genel Müdürlüğü üst düzey yetkilisinden, üç dört yıl önce öğrendim. Solculara da, sağcılara da aynı silah verildi. O tabanca hiçbir zaman ele geçirilemedi. Mermi çekirdeklerinden anlaşıldı aynı tabancadan çıktığı. O zamanlar kriminoloji, Adli Tıp gelişmemişti. İlgili kişiler bu tür eşleştirmeler, dağıtımlar yapmakta bir sakınca görmedi. ‘Nasıl olsa Türk polisinin anlaması, takip etmesi mümkün değil’ diyorlardı. Bir silah değil, birçok silah defalarca servis edildi. Kimi zaman sol grubun, kimi zaman sağ grubun elinde görüldü." (Hürriyet, 8 Nisan 2007”

Avni Özgürel’in sözleri temelsiz, kanıtsız. Tam anlamıyla uydurma. Ama onun temelsiz iddiaları Emre Aköz’ün elinde ispatlı iddialar haline geliyor. Birisi temelsiz bir iddia atıyor ortaya, diğeri de onu gerçekmiş gibi alıntılıyor. Ancak kahve sohbetlerinin konusu olabilecek iddialar ciddi gazetelerde yer alabiliyor.

Komplo kuramcılarının çok sevdiği bir film var: Akbabanın Üç Günü. Baş rolünde Robert Redford oynuyor. Robert Redford bu filmde CIA’in bir biriminde çalışıyor ve gizli kalması gereken bir bilgiyi öğreniyor. Bunun üzerine CIA, Robert Redford’u içinde bulunduğu birimle birlikte ortadan kaldırmak istiyor. Tabii Robert Redford kurtuluyor. Ama tüm arkadaşları acımasızca öldürülüyor. Film, devlet çıkarları bahane edilerek insanların öldürülebileceğini ve öldürüldüğünü iddia ediyor. Ama bu yalnızca bir film ve gerçeklere uymayan bir film.

Robert Redford’un aynı dönemde oynadığı başka bir film daha var: Başkanın Bütün Adamları. Bu filmde ABD’deki Watergate skandalı anlatılıyor. CIA’in elemanları Demokrat Parti’lilerin telefon konuşmalarını dinlemek istiyor, bu amaçla onların oteline giriyor. Ama otelin bekçisi normal devriyesi sırasında bir odadan ışık sızdığını görünce durumdan şüpheleniyor ve polisi arıyor. O sırada devriye gezmekte olan iki sıradan polis otele geliyor ve adamları yakalıyor. Polisler 2 kişi, CIA elemanları ise 6-7 kişi. Ama CIA personeli anında teslim oluyor ve hırsızlık suçlamasıyla mahkemeye çıkarılıyor. Robert Redford’un çaylak bir gazeteci olarak çalıştığı Washington Post gazetesinin deneyimli gazetecisi bundan bir haber çıkabileceğini düşünüp Redford’u mahkemeye gönderiyor. Redford, oflaya puflaya mahkemeye gidiyor ama adamların adi hırsızlar olmadığını fark ediyor. Üstelik adamların bazıları açıkca CIA için çalıştıklarını söylüyor. Redford ve bir arkadaşı bu olayın üzerine gidiyorlar ve süreç Nixon’ın istifasıyla sonuçlanıyor.

Eğer ülkemizdeki komplo kuramcıları haklı olsalardı, CIA elemanları oteldeki güvenlik görevlisini, yardıma gelen polisleri, olayı soruşturan gazetecileri aileleriyle birlikte öldürmüş olurdu. Ama hiçbir zaman gerçekler böyle olmuyor.

Akbabanın Üç Günü ne kadar hayali ise Başkanın Bütün Adamları o kadar gerçek. Ülkemizdeki İslami kesim, Türker Alkan gibileri ya da Emre Aköz-Avni Özgürel gibileriyse gerçekliği baş aşağı ediyorlar ve dünyanın Akbabanın Üç Günü’ndeki gibi olduğunu düşünüyor. Onlara göre dünya, kendi kafalarındaki planları hayata geçirmek için masum insanları öldürmekten, hatta kendi yandaşlarını öldürmekten, kendi gazetelerini bombalamaktan kaçınmayan kötü insanlarla dolu. İyi insanlara düşense bu kötü insanların komplolarını açığa çıkartmak. Çıkartmak dediğimse temelsiz, kanıtsız, mantıksız iddialarda bulunmak ve her kötü şeyi derin devlete bağlamak.

Reklamlar

2 Yanıt to “Askerlerimizi Kim Öldürüyor?”

  1. lüzumsuz Says:

    galatasaray ilkokulu ücretlimi ki bu kadar olumsuz bir yazı yazmışsınız? bilgi sahibi olduktan sonra fikir sahibi olunuz..

    • muratyildirimoglu Says:

      Yorumun yanlış mesaja olmuş ama Galatasaray okulu için olduğunu varsayıyorum sayın Lüzümsuz. Söz konusu mesaj Galatasaray Lisesine doğrudan devam edebilmek için her yıl Galatasaray Anaokuluna onbinlerce TL ödeyenleri konu ediyor.
      Bir de adını sanını koyarak yazı yazan birisine “Lüzumsuz” gibi bir adla yorum yazmak ayıp olmuyor mu?

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: