İnternet’in Babası İle Bir Söyleşi

Scientific American, 4 Aralık 2009

Vint Cerf: 40 Yıl Sonra Internet’in Öncüsü ile Görüşme

Kırk yıl önce, 5 Aralık 1969’da, ABD Savunma Bakanlığı’nın İleri Araştırmalar Dairesi (Advanced Research Projects Agency-ARPA), Los Angeles’taki Kaliforniya Üniversitesi, Santa Barbara’daki Kaliforniya Üniversitesi ve yine Kaliforniya’daki Menlo Park’ta bulunan Stanford Araştırma Enstitüsü ile Utah Üniversitesi’ndeki dört bilgisayarı birbirine bağladı. Bu eylem, embriyonik durumdaki ARPANET’in büyüklüğünü iki kat arttırıyordu. ARPANET, yıllar boyunca daha da büyüyecek ve bizim şimdi İnternet dediğimiz bilgisayar ağına dönüşecekti.

Vint Cerf, başlangıcından bu yana İnternet’in içinde. Başlangıçta TCP/IP’yi geliştiren gruptaydı, şimdiyse Google’ın baş İnternet misyoneri.

Herkesin “İnternet’in babası” dediği Vint Cerf ile oturup ARPANET’in çıkışını, İnternet’e dönüşümünü ve sosyal ağlar gibi yenilikleri konuştuk.

Bugünlerde dört düğümlü ARPANET’in 40. yılını kutluyoruz. Size göre İnternet’in gelişimindeki en önemli olay neydi?

Tek bir önemli olayı seçip çıkarmak çok zor çünkü şu an İnternet dediğimiz şeyin ortaya çıkabilmesi için çok farklı şeylerin geliştirilmesi gerekmişti. ARPANET, paket anahtarlamanın gücünü kullandı. Paket anahtarlama önemliydi çünkü bu olmadan İnternet ortaya çıkamazdı. Ana düşünce ağları ayrı ayrı oluşturup İnternet gibi büyük bir ağ şeklinde birbirlerine bağlamaktı. Bir bakıma, en önemli olay, İnternet’i mümkün kılan mimari protokollerin geliştirilmesiydi. Bu geliştirmeden sonra 22 Kasım 1977’de farklı paket anahtarlamalı ağların birbirine bağlanması sağlandı. Bu bağlantı ARPANET ile bir radyo ağı ve bir de uydu ağından oluşuyordu. Bu üç ağlık test bağlantısında amaç, TCP/IP protokolünün farklı ağları birbirine bağlayabileceğinin gösterilmesiydi.

O zamanlar UCLA’da bir lisans üstü öğrencisiydiniz. ARPANET’in başarılı olacağını gördüğünüzde düşünceleriniz neydi? Teknolojinin hangi yönde gideceğini düşünüyordunuz?

Bunun ne kadar yararlı olabileceğini hemen anladık. İlk olarak insanlar bilgisayarlarına uzaktan erişebileceklerdi. O zamanlar zaman paylaşımlı bilgisayar sistemleri vardı (ana bilgisayar denilen bilgisayarlara çok sayıda kullanıcı erişiyordu). Bir başkasının bilgisayarına uzaktan bağlanıp oradaki uygulamaları kullanabilmek çok önemliydi. Bağlantı olmasaydı oradaki programların benzerlerini sizin oturup yazmanız gerekirdi.

Buradaki itici güç ARPA’dan geldi. ARPA, askeriyenin bilgisayarla daha içli dışlı olmasını amaçlıyordu ve bu amaçla çeşitli araştırma-geliştirme projelerini finanse ediyordu. 1960’ların sonlarında ARPA tarafından finanse edilen üniversiteler hep en gelişmiş bilgisayarlarla çalışmak istiyordu ve bunların sayısı sınırlıydı. Bu yüzden ARPA, kaynak ve uygulama paylaşımı sağlamak için bilgisayarları birbirine bağlamaya karar verdi.

ARPANET başlarda askeriye için tasarlanmıştı (sonradan savunma laboratuarları, üniversite laboratuarları ve halka yayıldı). Ama o zamanlar bunun ticari kullanımlarının da olabileceğini düşünmüş müydünüz?

ARPA, askeri komuta ve kontrole yönelik sistemler geliştirmekten sorumluydu ama aynı zamanda yine askeri amaçlar için bilgisayarların sınırlarını da zorluyordu. ARPA’nın kısa vadeli hedefi uzaktan erişim gereksiniminin karşılanmasıydı. 1985’e gelindiğinde Ulusal Bilim Vakfı (National Science Foundation) bu ağın tüm araştırma kurumları tarafından kullanılmasının yararlı olacağını gördü ve NSF tarafından desteklenen kurumları kapsayan NSFNET omurgasını oluşturdu. (1988’de ABD Federal Bilgisayar Ağları Konseyi, NSFNET’in MCI firmasının e-posta sistemine bağlanmasına onay verdi ve İnternet’in ticarileştirilmesinin önünü açtı.)

ARPANET sonrasında ağ protokollerinde yaptığınız değişiklikleri ve bunların önemini açıklayabilir misiniz?

Amacımız şirkete özel olmayan, evrensel bir protokoller kümesi yaratmaktı. Ben ve TCP/IP’nin diğer yaratıcısı Robert Kahn bu protokollerin patent ile korunmamasını, kısıtlanmamasını ve kontrol edilmemesini amaçladık. Protokollerimizin dünya çapında kullanılmasına engel olabilecek her şeyi dışarıda bıraktık. Var olan ağların hiçbirini değiştirmedik. TCP/IP bu ağları değiştirmeyecek, birbirine bağlayacaktı. Herhangi bir ağda kullanılabilecek herhangi bir alt düzey teknolojiyi kullanabilmek için ağ geçidi olarak adlandırdığımız aygıtlara güveniyorduk. Ağımıza katılacak diğer ağlar ağ geçidi (şu an bunlara yönlendirici diyoruz) kullanmak zorundaydı. Ağ geçitleri verileri o ağlarda kullanılan paketlerin içine yerleştirecekti. İlk ticari yönlendiriciler 1986’da üretildi, ticari hizmetlerse 1987’de verilmeye başlandı.

İnternet’in bizim şu anda yaptığımız işleri (e-ticaret, tıbbi kayıtların taşınması ve yönetim, VoIP, vb) yapmak için tasarlanmamış olduğu herkesçe kabul gören bir görüştür. Güvenlik de bu tür işlerin yapılacağı düşünülmediği için zor sağlanmaktadır. İnternet’in güvenliği hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu işe başladığımızda yürüyüp yürümeyeceğini bile bilmiyorduk. 1973’de kullanabileceğimiz tek şifreleme yöntemi gizli durumdaydı; herkes kullanamazdı. İnternet’in güvenli bir sürümü üzerine NSA (National Security Agency) çalışmaktaydım ama bunu da arkadaşlarıma söyleyemezdim. Gerçi her şey de şifreleme değildir; örneğin İnternet tarayıcılarını önüne gelen her türlü tehlikeli yazılımı yüklemeyecek şekilde yaparsak tarayıcılarda güvenliği sağlamış oluruz. Bizde sorun şuydu; başlarda hiç kimse güvenliğe önem vermiyordu. İş dünyası bizim farkımızda değildi. Onlar İnternet’e hiç gerek duymadıkları için buradan gelecek bir tehdit vb. gibi şeyleri de düşünmüyordu. Son on yıldır falan biz güvenlik peşine düştük.

Bir Facebook sayfanız var. Sizi bu sosyal ağa çeken ne oldu ve başka hangi ağları kullanıyorsunuz?

Dürüst olmak gerekirse Facebook’a bir deney olarak başladım. Kaç kişinin benimle arkadaş olmak istediğini görmek için her daveti kabul ettim. Bırakın yazışmayı davetleri kabul etmek bile tüm zamanımı almaya başladı. Arabirim bana çok hantal geliyor. Çeşitli uygulamalardan da sürekli mesajlar geliyor (“arkadaşın çiftlikte bir inek buldu”). Hatta mesajlar iki kat artıyor çünkü hem Facebook’a hem de kullandığım e-posta hesabına mesajlar geliyor.

Açıkcası bundan çok yararlı bir şey çıkacağını sanmıyorum ama insanların eski arkadaşlarını bu ortamlarda bulabildiklerini duydum. Bu türlü kişisel bağlantılar kurmak için İnternet’i kullanmanın önemli olduğunu düşünüyorum ve yeni uygulamaların, yeni hizmetlerin çıkmasını bekliyorum. İş dünyasının, devletin, araştırma kurumlarının İnternet’ten ne kadar yararlandığını ve ona ne kadar bağımlı duruma geldiklerini gördük. Şimdi de sosyal etkileşimlerimiz için İnternet’i kullanmak şaşırtıcı gelmiyor. Takvim paylaşımı, etkinlik planlama gibi uygulamalar çok güzel. Aktif bir Facebook kullanıcısı olmasam da, Twitter’a ise hiç girmemiş olsam da bu tür uygulamaların “İnternot”ların önemli bir bölümü için yararlı olduğunu düşünüyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: