Galileo’nun 400. Yılı

Dört Yüzyıl Sonra Galileo
(Bu yazı, Economist dergisinin 15 Ağustos sayısında yayınlanan bir makalenin çevirisidir)
Dört yüzyıl önce evreni anlayışımız kökünden değişti. 25 Ağustos 1609’da Galileo Galileli adındaki İtalyan matematikçi yeni yaptığı teleskopu Venedik’in tacirlerine gösteriyordu. Hemen ardından da teleskopunu gökyüzüne çevirdi. Ayın yüzeyindeki gölgeleri oluşturan şeyin dağlar olduğunu fark etti. Ay, aynen dünya benzeri bir yapıya sahipti. Jüpiter’in aylarını buldu; kilisenin öğretisine aykırı olarak dünya dışındaki bir gök cisminin çevresinde dolanan nesneler. Venüs’ün ay benzeri devrelerinin olduğunu, bunun da Venüs’ün dünya çevresinde değil de güneşin çevresinde döndüğü anlamına geldiğini düşündü; bu, papazların öğrettikleriyle daha da fazla çelişiyordu. Güneş lekelerini fark etti; kilise tarafından benimsenen Yunan kozmolojisi ise Güneşin kusursuz olduğunu iddia ediyordu. Günümüzde genellikle anımsanmayan başka bir şeyi de gördü: Samanyolu yıldızlardan oluşuyordu.

Bu gözlem Dünyanın herşeyin merkezinde olmadığını göstermekle kalmıyor, aynı zamanda göklerde gördüklerimizin o ana kadar düşünülemeyen, neredeyse inanılmayacak bir büyüklükte olduğunu gösteriyordu. Günümüze kadar da bu büyüklük artmaya ve yaşlanmaya devam etti. Astronomların son tahmini evrenin yaşının 13.7 milyar yıl olduğu yolunda. Bu süre dünyanın yaşının yaklaşık üç katı, insan dediğimiz türün çıkışının ise yaklaşık 100.000 katı. Evrenin kesin yaşı halen bilinmiyor. Evrenin yaşı, ışığın hızının sonlu olması, hiçbir astronomun 13.7 milyar ışık yılı ötesine bakamaması anlamına geliyor. Ama büyük olasılıkla evren bundan daha büyük.

Gerçeklik evrenle de bitmiyor. Astronominin kardeşi fizik, insanların evren dediği şeyin, ne kadar büyük olursa olsun, belki de sonsuz sayıdaki benzer yapılardan yalnızca bir tanesi olabileceğini söylüyor. Bu diğer yapılar bir miktar farklı kurallar ile birbirlerinden ayrılıyor olabilir ve bunların hepsi "multiverse" olarak adlandırılıyor.

Uzay Yolu

Galielo’nun çağdaşları, gezegenlerin ve yıldızların dünyayı çevreleyen kristal küreler üzerinde bulunduğunu düşünüyorlardı; yıldızlar en dıştaki kürede, evrenin en ucunda bulunuyordu. Bu yapının yıkılışı, Darwin’in evrimi buluşuyla birlikte, insanoğlunun yaşadığı en büyük ve sarsıcı devrimlerden birisiydi. Galileo’nun doğduğu dünyada herşey akla uygun, kolaylıkla anlaşılır bir yapıdaydı. Yunanlılar dünyanın büyüklüğünü, ayın dünyaya uzaklığını hemen hemen doğru bir şekilde bulmuşlardı. O büyüklükler insan aklının kolayca kavrayabileceği ve kabul edebileceği büyüklüklerdi. İnsanın başa çıkabileceği büyüklükteki bir evrenin, insan düşünülerek oluşturulduğu da inanması kolay bir iddiaydı. Şimdi ise, değil multiverse’ü tek başına evreni (universe) kavramaya çalışmak bile zordu.

Dört yüzyıl sonra, Galileo’nun meslekdaşlarını devrimci olarak nitelemek zor. Yine de onların bulguları (başka yıldızların çevresinde dolanan ve canlılar içerebilecek dünyalardan, kara madde ve kara enerjiye kadar) da daha az sarsıcı değil. Modern insanlar, orta çağdaki benzerlerine göre evrendeki yerlerinin ve rollerinin değişebilecek olmasına daha hazırlar. Ama bu bizi yeni bulgulara karşı hayranlık duymaktan alıkoymamalı.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: