Türkiye’de Askerin Yeri

Özellikle Amerika’da ve Avrupa’da yaşayan insanların en çok şaşırdığı şey Türkiye’de askerin yeridir. Amerika’da ve Avrupa’da asker mutlak bir şekilde sivil idarenin emri altındadır. Oralarda askerler siyasetle ve günlük hayatla ilgili çok açıklama yapmazlar, görüş bildirmezler. Yönetimde askerin rolü son derece sınırlıdır.

Türkiye’de böyle değildir. Askerler yönetimde önemli bir ağırlığa sahiptir. Onlara rağmen bir şeyler yapmak mümkünse de kolay değildir. Askerler sık sık siyasetle ilgili açıklamalar yaparlar, görüş bildirirler. Bu da yabancı ve yerli liberalleri neredeyse kudurtur.

Peki, liberaller haklı mı? Askerler aynen Amerika ve Avrupa’da olduğu gibi siyasete daha mı az müdahale etmeli? Daha mı az görüş bildirmeli? Günlük hayatta daha mı az asker olmalı?

Bu sorulara yanıt vermeden önce demokrasiye biraz daha yakından bakalım.

Demokrasi ütopik bir yönetim tarzı değildir. Yalnızca ideal insanların başarabileceği bir şey değildir. Hatta tam tersine ideallikten uzak, hata yapabilen, suç işleyebilen insanların, yani tam da bizlerin rejimidir. İnsanların kötü eylemlerinin diğer insanlara mümkün olduğunca az zarar vermesini sağlamaya yöneliktir. Genel kural olarak önce refah, sonra demokrasi gelmemiştir. Önce demokrasi, sonra refah gelmiştir. Bu genel kuralın istisnaları çok azdır.

Öte yandan demokrasi, en azından Amerika’daki gibi bir demokrasi, her yerde uygulanamaz, bundan üzüntüye kapılmak, komplekse girmek de gerekmez.

Örneğin, İngiltere’de ve Avrupa’nın birçok ülkesinde ABD’de olmayan bir krallık kurumu var. O ülkelerdeki demokrasi krallık kurumundan hiç de olumsuz olarak etkilenmiyor. Hiç kimse de sonuna kadar demokrasi, sonuna kadar eşitlik, haydi kırallığı kaldıralım demiyor (en azından şimdilik böyle bir güçlü akım yok). Peki, bu ülkelerin vatandaşları ABD tarzı bir yönetim tarzıyla yönetilmiyoruz diye üzülüyor mu? Hayır. ABD’de yaşayanlar "Bu ülkelerdeki krallıklar kalsın, yetti artık, yüzyıllardır bu ülkelerde halkı soyluyuz diye kandırmaları" diyorlar mı? Hayır. Demek ki ülkelerin kendilerine özgü tutumları, kuralları olabiliyor. Bizim demokrasimizde türbanın yasaklanması ya da askerlerin ülke hayatındaki ağırlığı ABD’liler için anlaşılmaz bir tutum olabilir, bizim içinse çok anlaşılır bir tutum, doğru bir tutum.

John Lukacs adındaki değerli bir yazarın yazdığı Yirminci Yüzyılın ve Modern Çağın Sonu adlı bir kitap var. Bu kitapta yazar İspanya’da şu anda da krallık yapan Juan Carlos’u övüyor ve şöyle diyor: Kalıtımsal ve meşruti monarşi, belki özellikle de demokrasinin ortaya çıktığı zamanlarda halkları bir arada tutabilir… Kalıtımsal ve meşruti monarşi, demokrasiye özellikle uygundur; özellikle halk kitleleri merhametli bir baba figürünün varlığına ve otoritesine, çoluk çocuğuyla saygın bir hükümdar ailesine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor ve kırallık sembollerinin açlığını çekiyorlarsa.

Yukarıdaki alıntıda krallık yerine orduyu koyarsak Türkiye’deki durumu anlayabiliriz. Türkiye’de Vahdettin (son Padişah, son kral) bırakın ülkede hatırı sayılır bir figür olmayı, vatan haini çıktı. O ve diğer hanedan üyeleri hiçbir şekilde Juan Carlos’un demokrasiye geçen İspanya’daki rolüne eş değer bir rolü oynayamazlardı. Bu rol Türkiye’de hep ordunun oldu. Son olarak 28 Şubat’ta Refah partisinin uygulamalarına karşılık Çevik Bir’in deyimiyle "demokrasiye balans ayarı" yaptılar, çok da iyi ettiler. Ülkemizde gerektiğinde demokrasiye balans ayarının yapılması bence sağlıklı bir şey. Bunda utanılacak, ah-vah edilecek bir şey yok. Ama bu durum Türkiye’de son sözü hep askerlerin söylediği şeklinde de yorumlanamaz.

Atatürk ve İnönü zamanında askerler hep ikinci plandaydılar. Atatürk, askerlerin hep siyaset dışında kalmalarını istedi. Daha sonra Menderes hükümetleri döneminde de durum farklı olmadı. Ama o hükümetlerin icraatlarından tedirgin olan askerlerin 27 Mayıs devrimini yapmaları ile birlikte askerlerin ağırlığı arttı.Bu dönemde bile askerler her istediklerini yaptıramadılar. Örneğin, 12 Mart’ta askerlerin en güçlü olduğu dönemde Cumhurbaşkanı olmak için Genel Kurmay başkanlığından istifa eden Faruk Gürler cumhurbaşkanı seçilemedi. Siviller bunu engelledi. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk 1978-79 yıllarında Demirel’in atamak istediği genel kurmay başkanına karşı çıktı, en kuvvetli adaylar peşpeşe emekli oldular ve meydan hiyerarşide alt sıralarda yer alan Kenan Evren’e kaldı. Yani, son zamanların en kudretli genel kurmay başkanı askeri hiyerarşi sonucu değil, sivilllerin yaptıkları sonucunda başa geçebildi.

Benzer bir durum Özal zamanında yaşandı ve Özal hiyerarşiyi bozup normalde genel kurmay başkanı olacak kişinin genel kurmay başkanı olmasını engelledi.

Askerler de kendi içlerinde fazla hırslı kişilerin ilerlemesini engellediler. 28 Şubat’ın kudretli generali Çevik Bir Genel Kurmay 2. Başkanlığından öteye gidemedi. Erbakan’a son derece kırıcı (bana göre doğru) sözler sarfeden komutan emekli edildi örneğin. Yine geçtiğimiz yıllarda ordunun tek doktoralı generali beklenmedik şekilde emekli edildi. Yolsuzluk yapan bir deniz kuvvetleri komutanı da göz yaşlarına bakılmaksızın askeri mahkemelerde yargılanıp hüküm giydi.

Askerler genel olarak siyasete hevesli değiller ve takım oyunu yerine bireysel numaraları yeğleyenleri, yolsuzluk yapanları uygun şekilde temizleyebiliyorlar.

Yani, asker-sivil ilişkisi basite indirgenebilecek bir olgu değil Türkiye’de. Yabancıların çoğunun düşündüğü gibi ilerlemeye ve demokrasiye engel de değiller. Bu, ideal oldukları anlamına gelmiyor ama utanılacak şeyler de yapmıyorlar.

Söylemek istediğim şey "Askerlerin her dediğini yapalim, onlar her şeyi iyi bilirler" değil. Yalnızca başka ülkelerde genelde krallarıin üstlendiği akıllı, bilge adam rolünü Türkiye’de askerlerin üstlenmiş olduğunu düşünüyorum. Bunun böyle olmasının Türkiye açısından ya da Türkler açısından utanılacak bir şey olmadığını düşünüyorum.

Son olarak 2003 Mart ayındaki tezkere krizinden sonra piyasalar birbirine girmişken ortalığı Başbakanın, maliye bakanının, Hazineden sorumlu bakanın açıklamaları değil Genel Kurmay Başkanının açıklamaları sakinleştirdi. Bu olay bile askerlerin konumunu göstermeye yeter. Askerler birçok kusurlarina karsin kesinlikle soğuk kanlı, olgun, temkinli hareket eden bir bütün. Her zaman değilse bile biz sivillerin beceriksiz olduğu zamanlarda onların balans ayarı yapması iyi oluyor. Bunun böyle olmamasını istiyorsak siviller olarak bizlerin toplumsal sorunlar karşısında çok daha donanımlı olmamız gerekiyor.

Biz ilgilenmezsek dünyanın sonu gelmiyor, ülke de batmıyor. Yalnızca ortalığı toparlama işini askerler üstleniyor.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s


%d blogcu bunu beğendi: