Bilgisayarlar Bilmediğimiz Şeyler Yapıyor mu?

Aralık 7, 2018

Microsoft’un Windows’u başta olmak üzere, bilgisayar sistemlerinin kullanıcının bilgisi olmadan çeşitli bilgiler toplayıp çeşitli merkezlere gönderdiği hep iddia edilir.

Aşağıda saf ve masum bir bilgisayar kullanıcısı görülüyor:

Sözünü ettiğimiz iddiaların sahipleri ise durumun aslında şöyle olduğunu düşünüyor:

Onlara göre, kullanıcı işini yapıyorken bilgisayardaki kötü yazılımlar, arka kapılar hep gizli güç merkezlerine bilgi taşıyor.

Peki, durumun böyle olup olmadığı anlaşılabilir mi?

Bilgisayardaki yazılımların ne yaptığını anlamak kolay değil. Bilgisayar yazılımları yaşama aşağıdakine benzer program satırları olarak başlar:

1. #include <stdio.h>

2.

3. int main()

4. {

5. int x;

6.

7. printf("Input an integern");

8. scanf("%d", &x); // %d is used for an integer

9.

10. printf("The integer is: %dn", x);

11.

12. return 0;

13. }

Bu satırlar programın kaynak kodunu oluşturur ve programlama bilmeyen kişiler için anlaşılmaz gelse de programlamayla biraz uğraşmış olanlar kodun ne yaptığını anlayabilir. Buraya kadar sorun yok.

Sorun şurada: Bilgisayarımızdaki yazılımlar kaynak kodu şeklinde değildir. Programı üretenler kaynak kodunu bir derleyici yardımıyla çalıştırılabilir koda (.exe uzantılı bir dosyaya) dönüştürürler. Exe dosyaları özel programlarla incelenip ne yaptıkları hemen hemen bütünüyle anlaşılabilir. Ama kötü yazılımları üretenler bunu güçleştirmek için programın çeşitli kısımlarını şifrelerler. Bu şifreler de aşılabilir ama çok emek sarfetmek gerekir. 1988 yılında İnternetteki bilgisayarların yüzde onunu çökerten Morris solucanının kodunun bir kısmı bu şekilde şifreliydi ama sonuçta şifreli ve şifresiz tüm kısımları çözümlenebildi. (Morris solucanına ilişkin bilgiyi şu yazımdan okuyabilirsiniz: http://www.muratyildirimoglu.com/makaleler/hacker1.htm)

Bilgisayarların bizden habersiz olarak bir yerlere bilgi gönderip göndermediğini ağ trafiğini izleyerek de öğrenebiliriz. Bilgisayar içindeki kötü yazılım ne kadar gizlenmiş olursa olsun sonuçta ağ üzerinden iletişim yapmak isteyecek. Biz bu iletişimi kapıp inceleyebiliriz.

Ağ üzerindeki trafiği kapıp inceleyen yazılımlara “sniffer” (iz sürücü) programları denir. Bu programların en ünlüsü WireShark’tır. Aşağıda Wireshark ile kapılıp çözümlenen bir ağ trafiği görülüyor:

Resimde üzerinde bulunduğumuz paket bir Web sitesinden geliyor ve içerikte Web sayfasını olduğu gibi görebiliyoruz.

O zaman, bilgisayarın bizden habersiz veri alışverişi yaptığını düşündüğümüzde yapılabilecek işlerden birisi bir sniffer programıyla bilgisayarımıza gelen giden trafiği izlemek. Bu işlem bilgisayarımıza yükleyebileceğimiz sniffer programıyla yapılabileceği gibi bilgisayarımıza gelen giden bilgiyi aynalayacağımız (mirror), yani bütünüyle kopyalayacağımız başka bir bilgisayardaki sniffer programıyla da yapılabilir.

Yapılabilecek bu işlem tarih içinde çok kez yapıldı ve halen de çeşitli kişiler ve kurumlar tarafından yapılıyor. Örneğin bu çözümlemelerle Microsoft’un söylediğinden fazla bilgi topladığı birkaç kez saptandı. Hemen sevinmeyin ya da paniklemeyin; fazladan toplanan bilgiler hiçbir zaman kişisel veriler çıkmadı. Microsoft işlemci, RAM gibi bilgileri toplayacağını söylerken bazen bunlardan fazla donanım ve yazılım bilgisi topladı ve her seferinde özür dileyip toplanan bilgileri değiştirdi. Buna benzer durumlar Apple ya da Google gibi firmalarda da yaşandı.

Yine ağ trafiğini izleyerek zararlı yazılımların ne yapmak istediği de ortaya çıkarılabiliyor. Bunun en iyi örneklerinden birisi Conficker solucanı. 2010 yılında Emniyet Genel Müdürlüğü’nün Polnet sisteminin yükseltilmesi projesinde çalışırken sık sık Conficker solucanından şikayet ediliyordu. Bu solucanın kolay kolay temizlenememe gib bir özelliği vardı. Çünkü solucan ağ üzerinden yayılıyordu ve tüm bilgisayarları temizledikten sonra tek bir bilgisayara bir şekilde bulaşması bütün çabayı boşa çıkartıyordu. Bu nedenle Conficker ve modern çeşitleri halen çok sayıda ağda bulunabilir.

Conficker diğer kötü yazılımların tersine, kötü işlerini içinde taşımıyordu. Conficker’ı programlayanlar onun önceden tanımlanmayan işleri yapabilmesini istiyordu, bu nedenle Conficker ara ara İnternette çeşitli web sitelerine bağlanıp oradan yeni komutlar indiriyordu!

Bu durum saptanınca Conficker’ı sonlandırmak kolay diye düşünebilirsiniz: Conficker’ın gittiği Web sitesi saptandıktan sonra o site kapatılır, böylece Conficker da yeni komutları indireceği bir yeri bulamaz.

Ama bunu Conficker’ı programlayanlar da düşünmüş. Bu nedenle, Conficker çeşitli aralıklarla bağlanacağı web sitesini değiştiriyor. Conficker içindeki bir algoritma yeni domain adları üretiyor. Programcılar da yalnızca zamanı geldiğinde ilgili domaini alıp içine yeni komutları yerleştiriyor. Böylece gidilen domain saptanıp kapatılsa bile bir süre sonra yeni bir domain ortaya çıkıp Conficker’lı bilgisayarlara komut gönderebiliyor.

Ama ayı ne kadar yol bilirse avcı da o kadar iz bilir.

Yeni domainleri öğrenmek isteyen analizciler Conficker’lı bir bilgisayarın zaman bilgisini değiştirip zamanı ileri alıyorlar. Conficker o zamanda (diyelim beş gün sonrasında) hangi domaine gitmek isterse o domainin bilgisi sniffer programı kullanılarak öğreniliyor ve domain analizciler tarafından önceden alınıp Conficker programcılarının eli bağlanıyor.

Bu nedenle, bilgisayarımızdan korkmak ve çeşitli komplo kuramlarına yönelmek yerine bilgilerimizi derinleştirip çözümleme işlerine girmemizde yarar var. Elimizdeki araçlar fazlasıyla yeterli bu iş için.

Reklamlar

Merak generalleri öldürmez

Aralık 6, 2018

Amerika’yı Amerika yapanın “Şu dağın arkasında ne var?” diyen adamlar olduğu söylenir.

Batılı ülkelerde merak etmek iyi bir şey olarak görülür ve teşvik edilirken bizim gibi ülkelerde merak etmek, sorgulamak teşvik edilmez, hatta söndürülür.

Odatav.com’da İncirlik Üssü’yle ilgili bir yazı dolayısıyla bu konu bir kez daha gündeme geldi.

Amerika’dan ve İncirlik Üssü’nden hiç hazzetmediği anlaşılan emekli tümgeneral Beyazıt Karataş, üsten yapılan kötü işlere örnek verirken Ruslar tarafından düşürülen U2 uçağından söz ediyor ve uçağın İncirlik Üssü’nden kalktığını söylüyor.

Halbuki düşürülen uçağın Pakistan’dan kalktığı uzun zamandır biliniyor. Amerika o zamanlar Pakistan’ın Sovyetler Birliği’yle ilişkisinin bozulmaması için uçağın Türkiye’den havalandığını söylemişti. Türkiye’nin zaten Sovyetler Birliği’yle arası iyi olmadığı için bu açıklamadan kaybedilecek bir şeyi yoktu. Ama kısa zaman sonra uçağın gerçekte Pakistan’dan havalandığı ortaya çıkmıştı.

Küçük bir araştırmayla bile bulunabilecek bu bilgi tümgeneralde yok.

Üstelik son zamanlarda çekilen güzel bir film, Casuslar Köprüsü, tam da bu olayı ele alıyordu. Generalin bu filmi de merak edip izlemediği anlaşılıyor.

Önemli bir filmi izlemeyen başka bir general de Nevzat Bölügiray.

Bölügiray anılarını yazdığı bir kitapta, İngilizlerin çektiği bir film için yüzlerce askerinin figüran olarak kullanıldığını söylüyor. O filmi izlemediğini de belirtiyor. Adını bile bilmiyor.

Halbuki film askerlik tarihi açısından önemli bir olayı anlatıyor. Üstelik olayın içinde biz de varız.

Bölügiray’ın adını bilmediği film Hafif Süvari Alayı’nın Hücumu ve Kırım’da askeri yönetim hatalarının sonucunda, yüzlerce süvarinin öldüğü bir saldırıyı anlatıyor.

Bir asker böyle bir olayı merak etmezse neyi merak eder?

İddialı olduğu konuları ve içinde yer aldığı olayları merak edip araştırmayan generallerimiz var.

IIS 10.0 kitabım piyasaya çıktı

Kasım 30, 2018

https://www.kitapyurdu.com/kitap/internet-information-services-iis10/483512.html&manufacturer_id=5084

Generating Fibonacci Numbers

Kasım 23, 2018

Recently, in a contest to find the Fibonacci numbers, 40 year-old BBC Micro machine came first with 7000 numbers in 15 seconds. So, I decided to do a similar thing in Powershell. The following code generates Fibonacci numbers in an infinite loop. Till I break it with CTRL-C, it created 10087 numbers in 15 seconds (i5 processor; 2450m).

[bigint]$first=0
[bigint]$second=1
[bigint]$result=0
[bigint]$sayi=0
write-host $sayi, $result
$sayi=$sayi+1
write-host $sayi, $second
do {

$result=$first+$second
$sayi=$sayi+1
write-host $sayi, $result
$first=$second
$second=$result
}
while ($true)

I tried to do the same in the classical command prompt but its numbers are limited to 32 signed integer so it generates only 46 numbers, then it overflows and generates negative numbers! The code is as the following:

set first=0
set second=1
set result=0
set order=0
echo %order%,%result%
set order=1
echo %order%,%second%
:loop
set /a result=first+second
set /a order=order+1
echo %order%,%result%
pause
set /a first=second
set /a second=result
goto :loop

It will be good to do similar things in the other command line environments.

You can also read the following article:
https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2018/10/11/how-many-users-can-be-created-in-windows/

Laiklik nasıl bir şeydir? Amerika’ya bakalım

Kasım 23, 2018

Resimde görülen 15 metre yüksekliğindeki haç şeklindeki anıt Amerika’da Maryland eyaletinin Bladensburg kentinde yer alıyor.

Çoğunluğu Hristiyan olan Amerika için normal görülebilecek bir anıt.

Ama bu anıt mahkeme kararıyla yıkılacak. Çünkü mahkeme anıtın laikliğe aykırı olduğuna hükmetti.

Anıt, Birinci Dünya Savaşı’nda ölen 49 hemşerileri için 1925 yılında dikilmiş.

2014 yılında “Tanrısız da iyi olabiliriz” sloganını savunan Amerikan Hümanist Birliği bu anıtın kaldırılması için dava açmış.

Birlik, anıtın yalnızca savaşta ölen Hristiyanları onurlandırdığını düşünüyor, bunun da anayasaya aykırı olduğunu düşünüyor.

Amerikan anayasası dinle devlet işlerini ayırmada çok hassas; kurucu babaların deyimiyle dinle devlet arasına bir duvar çekiliyor.

Mahkeme Birliği haklı bulmuş.

Kararında anıtın devlet desteğiyle yapıldığı ifade ediliyor ve devletin Hristiyanlığı desteklemesi gibi bir görüntün ortaya çıktığı, bunun da yanlış olduğu vurgulanıyor.

Çoktandır unuttuğumuz laiklik böyle bir şey.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/10/08/laiklik-nedir-nasil-bir-seydir/

IBM’in 50 Qbitlik kuantum bilgisayarı

Kasım 20, 2018

Aşağıdaki resimde IBM’in kuantum bilgisayarı görülüyor.

Sistem bir avizeye benziyor.

Bilgisayarın kendisi resimde, avizenin altında yer alan silindir kap.

Tüm yapı soğutmaya dayanıyor. Soğutmada Helyum kullanılıyor.

Avizenin üst kısmı 3-4 Kelvin derecesine kadar soğutulurken aşağıdaki silindir kabın sıcaklığı çalışma süresince 0.15 milikelvin’e düşürülüyor!

Bu sıcaklık bütün evrendeki en düşük sıcaklık!

Bu sıcaklık kolay kolay sürdürülebilen bir sıcaklık değil. Bu yüzden bilgisayar ancak 100 milisaniye (saniyenin onda biri) çalışabiliyor!

Bu durum kuantum bilgisayarların tüm sorunlarını da gösteriyor.

Kuantum bilgisayarlar kolay kolay yaygınlaşamaz, hele hele bir politikacının iddia ettiği gibi, 2020’de cep telefonlarına giremez.

Sağ ve sol politikalar

Kasım 13, 2018

Trump Amerikan firmalarının yurtdışında fabrika açmasına, üretimi yurtdışına taşımasına kızıyor.

Bu yüzden Ford firması Meksika’da açacağı fabrikayı iptal etmek zorunda kaldı.

Ford’un fabrikası açılabilseydi ne olacaktı?

Amerikan firması olan Ford üretimi ucuza mal edebilecekti ve Güney Amerika piyasasına yakın olacaktı.

Binlerce Meksikalı bu fabrikalarda çalışacak, Amerika’ya göç etmek isteyen Meksikalıların sayısı azalacaktı.

Ama Trump burnunun ucundan ilerisini göremiyor bu konuda.

Sağcıların buna benzer uygulamalarına İngiltere’de de rastlanıyor.

Avrupa Birliği’nden çıkış referandumu ve sonrası bütünüyle sağcıların işi.

(Gerçi İşçi Partisi’nin kaçak güreşini de unutmayalım; onlar da Avrupa Birliği’nden çıkışın yanlışlığından çok çıkış işlemlerinin beceriksizce yürütülmesini eleştiriyorlar.)

Halbuki Avrupa Birliği dönemi İngiltere’nin en zengin dönemlerinden birisi.

Sağcıların gözünde büyüyen yıllık 1 milyar pound civarı katkı İngiltere’nin Avrupa Birliği pazarına rahat girişinin maliyetiydi aslında.

Ama aynen Trump gibi İngiltere’deki sağcılar da bu paraya ve karar mekanizmalarında etkili olamamalarına odaklanıp Avrupa Birliği’nden çıkma hatasına düştüler.

Sağcıların son uygulamalarından birisi, İngiltere’nin yurtdışındaki suçları engellemek için harcadığı yıllık 30 milyon pounda göz dikmek.

Yetkililer bu harcamayı yaparak suçun İngiltere’ye ulaşmasını beklemeden müdahale edebilme fırsatını yakaladıklarını söylüyor ama sağcılara bu açıklama yetmiyor.

O para, birkaç trilyon dolarlık İngiltere’nin milli gelirinde bir damla bile olmayan o para, İngiltere’de kalmalı.

Öte yandan, hem ABD’de hem de İngiltere’de ekonominin sağcılar döneminde iyi gittiği de söylenebilir.

Amerika Trump yönetimi altında, daha önce görülmemiş büyüme oranlarına kavuşuyor, işsizlik de yine rekor oranlarda düşük çıkıyor.

İngiltere’de sağcı hükümetler 2008 krizinden bu yana kemer sıkma politikaları uyguluyor ve bu politikalar sonuç da veriyor.

İngiltere için iyi sayılabilecek büyüme oranları ve yine rekor düzeyde düşük işsizlik oranlarına sahipler.

Amerika’da ve İngiltere’de solcu politikalar ekonomi alanında ne kadar çuvallıyorsa sosyal alanda o kadar iyiler.

İngiltere’de göçmenler genelde İşçi Parti’sine oy veriyor çünkü sağ partiler onları düşman olarak görüyor.

İşçi Partili Tony Blair’in 10 yıllık iktidar dönemi barışın, refahın, hoşgörünün baskın olduğu yıllar olarak anımsanıyor.

Kuzey İrlanda’da on yıllardır süren terör Blair zamanında, her kesimin benimsediği bir anlaşmaya sona erdi

Türkiye’de böyle: Sol partiler kesinlikle ekonomiden anlamıyor. 1950’den bu yana ekonomiyi ve Türkiye’yi dönüştüren partiler sağ partiler oldu.

Ama sağ partiler iktidara gelince de dinsel ve toplumsal hoşgörüsüzlük tavan yapıyor. Ülke gerildikçe geriliyor.

Sol partilerin kısa iktidar dönemleri, ekonomik olarak başarısız olsalar da, kesinlikle daha hoşgörülü ve barışçı bir dönem oluyor.

Bu gerçekler neyi gösteriyor?

Türkiye’de de, dünyada da, sağ ve sol tanımlarından sıyrılıp yeni bir politikaya yönelmek gerek.

Ekonomik olarak serbest piyasa ve özel sektör temelli politikalar olmalı.

Sosyal olaraksa düşmanlık yaratmayan, toplumu germeyen, herkesi kapsayan, çağa uygun, hoşgörülü politikalar gerek.

Oylarıyla iktidarı belirleyen sıradan kişiler olarak, sağ ve sol yaftalarını aşıp bu türlü politikalar istemeliyiz.

Akit’ten rezil bir gazetecilik örneği daha

Ekim 26, 2018

Avrupa bize düşman, bizi istemiyor

Ekim 21, 2018

Almanya, Fransa ve İngiltere ortak bir açıklama yaptılar, Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesini protesto ettiler ve şöyle dediler:

" İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğü bizim için anahtar önemdedir.

Gazetecilerin tehdit edilmesi, saldırıya uğraması ve öldürülmesi bizim açımızdan kabul edilemez şeylerdir."

Şimdi Ak Parti dönemini bir gözden geçirelim:

FETÖ döneminde, Mustafa Balbay başta olmak üzere çok sayıda gazeteci sudan gerekçelerle yıllarca hapis yattı.

FETÖ sonrasında Ahmet Hakan saldırıya uğrayıp dövüldü, Can Dündar mahkeme önünde silahlı saldırıya uğradı, Hürriyet gazetesi Ak Partililer tarafından basıldı.

Avrupa bizi neden istemiyor diye sorarken bunları anımsamak lazım.

Yılmaz Özdil’in “Mustafa Kemal” kitabı

Ekim 15, 2018

Yılmaz Özdil sevilen bir yazar.

Özdil gazeteci olduğunu iddia ediyor ama değil.

Gazetecilik adına bir şey yaptığı söylenemez.

Son kitabı “Mustafa Kemal” onun biyografi yazarlığını da beceremediğine bir kanıt.

Dahası, anlatılmayan Atatürk’ü anlatmak amacıyla yola çıktığını söylüyor ama Atatürk’ü hiç anlamamış gibi.

Kitabın başları sayılacak kısımlarında Atatürk’ün Sofya günleri ve Çanakkale Savaşı yer yer alıyor.

Yer alıyor ama anlamsız bir şekilde.

Örneğin, Atatürk’ün Sofya’dayken operalara gittiğini söylüyor.

Bu kadar.

Ama opera hakkında bir arkadaşına söylediği bir söz var, o söz onun Sofya günlerinden ne kazandığını çok güzel gösterir:

“Operayı görünce Bulgarların Balkan Savaşı’nda bizi neden yendiklerini anladım. Böyle bir organizasyonu yapabilenler savaşta da başarılı olur.”

Bu bilgi Özdil’in kitabında yok.

Halbuki Atatürk Türkiye’de batı müziğini sevdirmeye, yaygınlaştırmaya çalışırken yapmaya çalıştığı şeylerden birisi, müziğin yanı sıra bu organizasyon bilincini de insanlarımıza kazandırmaktı.

Geleneksel Türk müziği halen güzel sesli birisinin söylediği şarkı-türküleri dinlemek şeklinde.

Hatta bu yüzden gittiği yerlerdeki müziği tanımak isteyen, oralardan şarkı toplayan müzik adamı Bela Bartok bizim için “Topluca şarkı söylemeyi bilmeyen insanlar” diyecekti.

Böyle olması geleneksel müziğimizin kötü olduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca geleneksel müziğin yeni yorumlarına ve geleneksel müzikle ilgisi olmayan batılı müziğe de önem vermek gerekiyor. Çünkü batılı müzik bize müzik dışında da şeyler kazandırıyor.

Atatürk böyle düşünüyordu ve bu düşüncesinin bir bölümü Sofya’da ateşe militer olarak göreve yaparken oluştu.

Özdil yine Sofya günleri için özensiz ifadeler de kullanıyor. Şöyle diyor:

“Miti’ye aşık olmuştu. Kavuşmaları imkansızdı. Bavullarını topladı. Kırık bir kalple Sofya’dan ayrıldı.”

Miti kim? Yok. Aşk ne zaman başladı, nasıl gelişti. Yok. Çalakalem yaz, bunu da anlatılmayan Atatürk’ü anlatmak olarak pazarla.

Hemen sonra da Atatürk’ün Çanakkale Boğazı’na atandığını söylüyor ve onun Çanakkale Savaşı’ndaki günlerini anlatmaya geçiyor.

Daha doğrusu anlatmamaya geçiyor.

Atatürk Çanakkale’ye nasıl gitti? Orada nasıl bir fark yarattı? Bu bilgiler yok. Anlamsız bir laf kalabalığı var.

Özdil Atatürk’ün 1915’te Çanakkale’ye atandığını söylüyor. Aslında oraya gitmek için kendisi başvuruyor; çünkü o Sofya’da rahat rahat zaman geçirmek istemiyor.

Tarihin yazıldığı bir yerde, tarihi yazmak istiyor Atatürk.

Şu anda Türkiye’de, Kemalistlerin çoğu da dahil olmak üzere, insanların önemli bir kısmı işlerinde ya da siyasette elini taşın altına sokmadan yaşayıp gitme peşinde.

Atatürk seyirci değildi, aksiyonerdi.

Savaşa en ön saflarda katılıp hem ordusuna ve ülkesine yarar göstermek hem de bu yolla öne çıkmak istiyordu, tanınmak istiyordu.

Çok şeyler yapmak istiyordu ve bunları yapabilmek için başarıya, zafere gereksinimi vardı.

Atatürk’ün Çanakkale’de ne yaptığı da Özdil’in kitabında belirsiz.

Atatürk ne yaptı da Çanakkale kahramanı oldu?

Atatürk’ün komutanı Liman Von Sanders kendi anılarını yazdığı kitabında Atatürk’ün katkısı için Çanakkale Savaşı’nın dönüm noktası tanımı yapıyor.

O kadar önemli bir hamleydi Atatürk’ün hamlesi.

Atatürk Çanakkale’ye tayin edilmişti ama yalnızca yedek birliklerin başına verilmişti.

Liman Von Sanders de başta Atatürk olmak üzere alttaki komutanlarını dinlemeyip savunmayı kendi tahmini doğrultusunda kurmuştu.

İtilaf devletleri Liman Von Sanders’in tahmini doğrultusunda yarımadanın ucuna büyük bir çıkartma yaptılar.

Ama bir o kadar büyük başka bir çıkartmayı da Atatürk’ün tahmin ettiği yere, Türk birliklerinin arkasına doğru yaptılar.

Atatürk yedek birliklerin başında bir şey yapamamaktan dolayı üzüntü içindeyken bu ikinci çıkartmayı haber alıp üstlerine danışmadan, askerlerini harekete geçirdi ve 4 saat bir yürüyüş sonunda düşmanın önüne dikti.

Düşman karaya çıktığı yerden çok uzaklaşmadan bu hamleyle olduğu yere çakılı kaldı.

Böylece de diğer Türk birliklerini, ana kuvvetleri çembere alınmaktan kurtardı.

Tüm savaşın talihi orada Atatürk’ün üstün öngörüsü ve inisiyatifiyle döndü.

Çanakkale Savaşı ve Atatürk’ün katkısı o kadar önemliydi ki bu bilgi Enver Paşa tarafından bastırılmaya çalışılsa da diğer tüm Türk subayları öğrenip her yerde Atatürk’ü takdir ettiler.

Kazım Karabekir paşa İstanbul yönetimi tarafından görevden alındığı duyurulan Atatürk’e “Emrindeyiz paşam” derken en başta Çanakkale Savaşı dolayısıyla bunu diyordu.

Ama Özdil bu kısımları hiç anlamadığı için kitabında bunları anlatmıyor.

Anlattığı şeyler çoğunlukla bildik şeyler.

Anlatılmayan Atatürk’ü anlamak için okumak gerek. Ama okunması gerekenler arasında Özdil’in bu kitabı yok.

Çanakkale Savaşı’nı anlamak için şu videoyu izleyebilirsiniz:

Şunları okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/01/26/yilmaz-ozdil-dolayisiyla/

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2014/03/20/saskin-yilmaz-ozdil/