Atatürk’ü anmak ve sevmek yeterli değil

Kasım 10, 2017

Son zamanlarda sözcük dağarcığımıza giren yabancı bir sözcük var: “Disruption”

Disruption’ın bir kötü anlamı var, bir de son zamanlarda moda olan iyi anlamı.

Kötü anlamı bozulma, yolundan sapma, tıkır tıkır işleyen bir şeyin aksaması.

İyi anlamı ise var olan çalışma şeklinin, düşünce tarzının, daha iyi bir şey için bozulması, altüst edilmesi, köklerinden sarsılması.

Günümüzün sorunlarıyla başa çıkabilmek için geleneksel toplum yapılarının, üretim ve eğitim tarzlarının altüst edilmesi, “disrupt” edilmesi gerekiyor.

Atatürk bir disruption adamıydı; çökmekte olan bir devleti alıp, tüm kurumlarını alt-üst etti, her şeyi değiştirdi.

1923 ile 1938 arasındaki 15 yılda Türkiye inanılmayacak değişimler yaşadı:

Hukuk yapısı değişti.

Eğitim yapısı değişti.

Alfabesi değişti.

Giyimi-kuşamı değişti.

Atatürk’ün yaptıkları Türkiye’yi tüm İslam aleminde en ileri ülkelerden birisi haline getirdi.

Şu andaysa Atatürkçüler ve Atatürk’ün partisi hiçbir disruption peşinde değil.

Hatta altüst oluştan korkuluyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılsın mı? Ne münasebet, o başkanlığı CHP kurmuştu.

İmam Hatipler kapatılsın mı? Ne münasebet, imam hatipleri ilk olarak CHP açmıştı.

Eşcinseller aday olsun mu? Ne münasebet, Türkiye buna hazır değil.

Atatürkçüler olarak felç olmuş gibiyiz; Türkiye’nin hemen hiçbir sorunu için yeni, yepyeni bir çözüm önerisi üretemez haldeyiz.

Yalnızca Ak Parti’nin yaptıklarını geri alsak yeter gibi geliyor bize.

40 yıl önce Turgut Özal’ın köprüleri satacağım vaadine karşı Halkçı Parti sattırmam efendim diyordu.

40 yıldır tutumuz bu şekilde reaksiyoner.

Ak Parti ne yapmak istiyorsa reaksiyon gösteriyoruz.

Atatürk bir reaksiyoner değil aksiyonerdi.

Yeniliklerden memnun kalmayanların reaksiyon göstereceği aksiyonlar yapıyordu.

Çok avukat arkadaşım var.

Hemen hepsi Ak Parti’den ve Ak Parti’nin hukuk alanında yaptığı değişikliklerden rahatsız.

Bir tanesi bile rahatsızlığın ötesine geçip hukuk alanında yapılabilecek şeylere ilişkin öneri getirmiyor.

Çok doktor arkadaşım var.

Hemen hepsi Ak Parti’den ve Ak Parti’nin sağlık alanında yaptığı değişikliklerden rahatsız.

Bir tanesi bile rahatsızlığın ötesine geçip sağlık alanında yapılabilecek şeylere ilişkin öneri getirmiyor.

Çok öğretmen arkadaşım var.

Hemen hepsi Ak Parti’den ve Ak Parti’nin eğitim alanında yaptığı değişikliklerden rahatsız.

Bir tanesi bile rahatsızlığın ötesine geçip eğitim alanında yapılabilecek şeylere ilişkin öneri getirmiyor.

Çok asker arkadaşım var.

Hemen hepsi Ak Parti’den ve Ak Parti’nin orduda yaptığı değişikliklerden rahatsız.

Bir tanesi bile rahatsızlığın ötesine geçip orduda yapılabilecek şeylere ilişkin öneri getirmiyor.

Atatürkçüler olarak yaptığımız şey, Ak Parti’nin yaptığı değişikliklerden acı duymak, sızlanmak, Ak Parti’nin gitmesini istemek.

Başka bir şey yapmıyoruz.

Atatürk 1938 yılında öldü.

Bir daha geri gelmeyecek.

Bizim için her şeyi yoluna koymayacak.

Durumdan rahatsızsak işleri biz yapacağız.

Reaksiyoner değil aksiyoner olacağız, “disruption”lar yaratacağız.

Atatürk de böylesini isterdi.

Reklamlar

“Telefonumu Bul” uygulamasının kötüye kullanımı

Ekim 30, 2017

Telefonumuzdaki uygulamaları denetlemekte yarar var.

Uygulamalar iyiye de kötüye de kullanılabilir:

Amerika’yı yöneten yahudiler

Ekim 14, 2017

Harvey Weinstein Amerika’nın önde gelen film yapımcılarından birisi. Ama tam bir azgın tekeymiş; gördüğü hemen her ünlü kadını taciz etmiş.

Şimdi bu tacizler birer birer ortaya çıkıyor ve Weinstein büyük rezillik yaşıyor.

Harvey Weinstein bir yahudi: Amerika’yı yönettiği iddia edilen ve dokunulmaz denilen yahudilerden birisi.

İki haftadır yaşadığı şeylerse yahudiliğin insanı rezaletten korumadığını gayet güzel gösteriyor ve yahudilere ilişkin bir miti daha yok ediyor.

Kötü reklamlar ve bir iyi reklam

Ekim 13, 2017

Ak Parti dönemi kültür alanında çoraklıkla anılacak.

Müzik alanı en çok etkilenen alan oldu; birbirinden kötü şarkıcılar birbirinden kötü şarkılar söylüyor.

Reklamlar da bir o kadar kötü; hemen hiç yaratıcılık içermeyen, sıradan, sıkıcı, aptalca reklamlar.

Bu tür reklamların simgesi Dalsan firmasının reklamları. Dalsan’dan nefret ettim. Alacağım varsa da almam.

Bu çorak ortamda Hedef Filo’nun reklamları içimi açıyor.

Zeka ürünü, yaratıcı, esprili reklamlar bunlar.

Aptallığa, sıradanlığa teslim olmayanlar da var demek.

Amerikan karşıtlığı ve çok sayıda yanlış bilgi

Ekim 10, 2017

Erdoğan Amerika ile takıştı, ortalığı Amerikan karşıtı yazılar kapladı.

Aşık Mahzuni Şerif’in 40 yıl önce yaptığı şarkının sözleri insanlarımızın hissiyatını çok güzel yansıtıyor:

“Defol git benim yurdumdan / Amerika katil katil / Yıllardır bizi bitirdin / Amerika katil katil”

“Devleti devlete çatar / İt gibi pusuda yatar / Kan döktürür silah satar / Amerika katil katil”

Şarkıdaki iddiaların (yıllardır bizi bitirdin, devleti devleti çatar, kan döktürür silah satar) gerçekle ilgisi yok.

Asaf Savaş Akat’ın 1983 yılında yayınladığı ve kimsenin de içindeki bilgileri yanlışlamadığı kitapta (Alternatif Büyüme Stratejisi), Amerika-Türkiye ilişkisinde alan tarafın Türkiye olduğu, Amerika’nın çeşitli nedenlerle (Sovyetlere karşı desteklemek gibi) Türkiye’ye para akıttığı bilgisi yer alıyor.

Yani, Amerika Türkiye’yi bitirmedi, tam tersine ekonomik olarak destekledi.

Silah satmaya gelirsek, bazı şeyleri anımsamamız gerekiyor.

Türkiye Kıbrıs’a müdahale ettikten sonra ABD bize yıllarca silah ambargosu uyguladı!

Halbuki tam da Mahzuni’nin dediği bir savaş ortamı vardı. Silah satılabilirdi.

Ambargonun eskide kaldığını düşünebilirsiniz.

Durum öyle değil.

Halen Amerika’nın Türkiye’ye ya da diğer ülkelere silah satışı Amerikan kamuoyunda dikkatlice izlenen bir şey.

Aşağıdaki haberde görüleceği gibi, Amerika bazı silahların satışını şimdi bile engelleyebiliyor:

Üstelik bu tür ambargolar Amerika’ya da özgü değil. Avrupa ülkeleri de bize çeşitli nedenlerle silah satmayabiliyor:

Dolayısıyla Amerika’nın bizi sömürdüğünü, bitirdiğini iddia etmek, milletleri birbirine kırdırıp silah satarak para kazandığını düşünmek doğru değil.

Düşmanlığı bile akıllıca yapmak gerekir.

İşleri başka ülkelere kaptırmak

Ekim 8, 2017

SpaceX firması Pazartesi ve Çarşamba iki fırlatış yapacak.

Bu fırlatışlardan birinde "kullanılmış" itici roket gövdesi kullanacak.

Bu iki fırlatmadan sonra SpaceX dünyadaki diğer firmalardan ya da ülkelerden daha fazla roket fırlatmış olacak.

NASA’nın itici roket işini bırakmasından sonra ABD bütünüyle Rus, Hint ya da Avrupalı kuruluşlara mahkumdu ve onlara para ödüyordu.

Şimdiyse SpaceX ve diğer ABDli firmalar sayesinde, bu paralar, ilgili işlerle birlikte ABDye geri dönüyor.

Bu da Trump’ın istediği bir şey.

Trump dışarı giden her işi geri istiyor.

Halbuki geri dönmesi gereken işler burada olduğu gibi çok yüksek teknolojili işler olmalı, harcıalem işler değil.

Bu durum Türkiye’ye de örnek olmalı.

Bazı alt düzey işleri Vietnam ya da Bangladeş gibi ülkelere kaptırabiliriz, bunda sorun yok.

Bizim kendimizi yüksek teknolojili işlerle ayrıştırmamız lazım.

82 Musul 83 Kerkük

Ekim 8, 2017

Devlet Bahçeli bir mitingte konuşuyor.

Esiyor, püsüyor.

Kerkük ve Musul’u ve daha ötesini almaktan söz ediyor.

Atatürk en başarılı olduğu zamanda doğduğu şehri, Selanik’i, almaya kalkışmamıştı.

Zamanın toprak kazanımı zamanı değil, adam olma zamanı olduğunu kavramıştı.

Onlarca yıl sonra Atatürk’ün anlayışının çok gerilerine düşmüş durumdayız.

Fındık, üzüm, düşük ürün fiyatları, yok edilen-bitirilen tarım

Eylül 30, 2017

Geçtiğimiz günlerde fındık, şu sıralardaysa üzüm gündemimizi meşgul ediyor.

Gazeteler, televizyonlar ürün fiyatlarını protesto eden, fındık ağaçlarını kesen, Ak Parti’ye bir daha oy vermeyeceğini söyleyen çiftçilerle dolu.

CHP de topa giriyor ve fındık ve üzüm başta olmak üzere tarım ürünleri için önerilerde bulunuyor.

CHP’nin önerileri genelde ürünlere devlet tarafından verilen fiyatların yükseltilmesi ve ürünlerin hepsinin devlet tarafından satın alınması şeklinde.

Protestoları ve CHP’nin önerilerini yeni görmüyoruz.

Her ürün için her yaz ve sonbahar döneminde benzer söylemlere tanık oluyoruz.

Bundan 15-20 yıl önce, tütün fiyatlarını protesto eden çiftçiler Manisa Akhisar’da yürüyüş yapmış, Tekel İdaresi’nin camını çerçevesini aşağıya indirmişti.

Mehmet Altan o zamanlar güzel bir yazı yazmıştı.

O yazıda ressamların yürüyüş yapıp resimlerini yüksek fiyata devlete satmak istediklerini düşünün diyordu.

Ressamların böyle bir eylemi ne kadar garip geliyorsa tütün çiftçilerinin de ürünlerini devlete yüksek fiyata satmak istemesi öyle garip ve yanlıştır diyordu.

Devlet o yürüyüşten bir–iki yıl sonra, bir sosyal demokrat olan Kemal Derviş’in sayesinde akıllanıp tütün alımından vaz geçti, sonra da Tekel İdaresi’ni özelleştirdi.

Demek ki fındık ya da üzüm ya da benzer ürünler için devletin alımı hem de yüksek fiyatlardan alımı çare olmamalı.

Peki, fındık, üzüm ve diğer ürünleri üreten çiftçiler için yapılmalı?

Öncelikle uzmanların var olan durum üzerine söylediklerine kulak vermeliyiz.

Hürriyet’te 25 Ağustos’ta yayınlanan bir yazıda, Ferrero firmasının yetkilileri fındık hakkında şu bilgileri veriyor:

“Türkiye dünya fındık üretiminin yüzde 70’ini karşılıyor.

Fındık 500 bin üreticiyi, aileleriyle yaklaşık 2,5 milyon kişiyi ilgilendiriyor.

Böylesine stratejik bir ürünün verimliliği ön planda olmalı değil mi?

Ama öyle değil zira Türkiye’de fındık üretiminde verimlilik dünya ortalamasının altında.

İtalya’da örneğin verimlilik dekar başına 200 kilo.

En modern teknolojinin kullanıldığı ABD’de Oregon’da bu rakam 350 kiloya çıkıyor.

Türkiye’de dekara sadece 80 kilo fındık düşüyor.”

Yine bu haberde belirtildiğine göre, fındık tarımını iyi yapmak için yılda 120 gün çalışmak gerekirken bizim çiftçilerimiz sadece 50 gün çalışıyormuş.

Verimliliğin düşük olması fındığa özgü değil.

Yine Hürriyet’te 27 Ağustos’ta yer alan bir haberde bal üretimine ilişkin bilgiler vardı.

Bu bilgilere göre, kovan başına yıllık bal üretimi Kanada’da 64, Macaristan’da 40, Çin’de 33, Meksika’da 27 kilo iken bizde yalnızca 17 kilo.

Tarımda verim düşüklüğü yeni bir şey değil.

İyi bir sosyal demokrat ve değerli bir ekonomist olan Asaf Savaş Akat, 1983 yılında yayınlanan “Alternatif Büyüme Stratejisi” adlı kitabında şöyle yazmıştı:

“1976 yılında, ABD tarım sektöründe çalışan kişi başına katma değer takriben 13 bin dolar iken, Türkiye’de ise 1200 doların altındadır.”

Demek ki, her tarım protestosunda o anki hükümetin tarımı yok edip bitirdiğini iddia etmek, ürünlerin yüksek fiyatlarla devlet tarafından satın alınmasını beklemek ve önermek doğru politikalar değildir.

Uzmanları dinleyip tarım ve hayvancılıkta verimliliği nasıl arttıracağımız üzerine kafa yormak, plan ve projeler geliştirmek gerekir.

Cumhuriyet gazetesinin epey yenilenmesi gerekiyor.

Eylül 19, 2017

Hikmet Çetinkaya’nın bugünkü yazısının şu parçası yenilenme gereğini çok açık gösteriyor:

Bulutlar uçuşuyor muydu, yoksa gökyüzü mavi bir yalnızlığı öfkeyle mi karşılıyordu?
O sırada aynaya baktı…
Sonbaharın ilk günleriydi.
Rüzgârdık, sevdalıydık, el kadar maviler döküyorduk.
Sığ sulardaydık…
Aydınlıksızdık…
Kan ısısındaydık…
Dünya portakal rengi, dünya masmavi miydi acaba?
Gece çılgını mor sevdaların içinde büyürken, kadına şiddetin dayanılmaz hafifliğini yaşıyorduk.

TCP/IP kitabımın 13. baskısı çıktı

Eylül 17, 2017

http://www.kitapyurdu.com/kitap/her-yonuyle-internetin-altyapisi-tcpip/71684.html&manufacturer_id=5084