Fidye saldırılarına karşı

Mayıs 22, 2017

Dosyaları şifreleyip fidye isteyen kötü yazılımların saldırısına uğradıysanız bilgisayarınızı yeniden başlatmayın ve aşağıdaki linkten ilgili kurtarma aracını indirip çalıştırın.

Her duruma çare değil, çalışmayacağı bazı kombinasyonlar var ama denemek bedava sonuçta:

https://github.com/gentilkiwi/wanakiwi/releases

Erdoğan, İbni Haldun Üniversitesi’nde konuşuyor

Mayıs 20, 2017

Ak Parti öncesi dönemi eleştiriyor, yerin dibine batırıyor.

Üniversiteye getirdiği eleştirilerin belli bir doğruluk payı da var.

Ama bu eleştirilen üniversite, aynı zamanda İslam dünyasında halen en çok bilimsel üretim yapan üniversite.

Öte yandan, her gün televizyonlarda programlara çıkan Ak PArti akademisyenlerine bakıyorum.

15 yıldır besleniyorlar, destekleniyorlar, terfi ediyorlar.

Peki bu akademisyenler bu süre içinde ne ürettiler, ne geliştirdiler, ne yayınladılar?

Microsoft sınavlarının anlamsızlığı üzerine

Mayıs 17, 2017

Bu yakınlarda bir öğrencim Sharepoint 2013 Core Technologies sınavına (70-331) girdi.

Sınavda hangi soruların çıktığını konuşurken yedekleme ve yedekten geri dönüşe ilişkin soru çıkıp çıkmadığını sordum.

Yedekleme konusunda tek bir soru bile çıkmamış!

Halbuki yalnızca Sharepoint için değil her ürün için yedekleme ve yedekten dönüş en önemli konudur.

Bir ürünün uzmanı olan kişinin o ürünü nasıl yedekleyeceğini ve yedekten nasıl döneceğini bilmesi gerekir.

Ben Sharepoint kurslarında Sharepoint içinden, SQL Server içinden ve Windows’un kendi yedekleme programından nasıl yedekleneceğini ayrıntısıyla anlatıp gösteriyorum.

Sınavın da bu konuyu sorgulaması gerekir.

Peki, sınavda bu yaşamsal konu yok da ne var?

Her türlü ince ayrıntı var!

Sharepoint’in yönetim arabiriminde yüzlerce parametre vardır ve soru üretilmesi istenirse bu parametrelerden yüzlerce soru üretilebilir.

Sınavda da böyle yapılmış ve deneyimli Sharepoint uzmanlarının bile bilmeyeceği, normalde önemi düşük olan konulardan çok sayıda soru sorulmuş.

Bu durum yalnızca Sharepoint’e özgü de değil: Microsoft’un hemen her sınavı böyle.

Yaşamsal kavramların öğrenilip öğrenilmediği sorgulanmıyor bu sınavlarda.

Bu halleriyle de sınavlar bir şeye yaramıyor.

Herkes bu durumun çok iyi farkında olduğu için çıkmış olan sorular İnternetten aranıp buluyor, bu sorular ezberleniyor, sınavlar da bu şekilde geçiliyor.

Her biri 100 dolar olan bu sınavların varlığını sorgulamanın zamanı geldi de geçiyor.

Süpermen Erdoğan

Mayıs 2, 2017

Erdoğan cumhurbaşkanı.

Erdoğan başbakan.

Erdoğan parti başkanı.

Erdoğan hakim.

Erdoğan savcı.

Erdoğan Türkiye’de herkese ayar veriyor.

Erdoğan dünyada herkese ayar veriyor.

Erdoğan tek başına her yükün altına giriyor.

Erdoğan bir Süpermen.

Halbuki Atatürk cumhurbaşkanı olduğunda günlük işleri başbakanına ve bakanlarına bırakmıştı.

İşler yolunda gitmeyince müdahale edip başbakanı değiştiriyor, örneğin, İnönü’yü görevden alıp yerine Celal Bayar’ı geçiriyordu.

Çünkü doğru olan buydu; akıl akıldan üstündü.

Bir insan her şeye yetemezdi.

Bir insan Süpermen olamazdı.

Ak Parti ve CHP’nin yaklaşımları

Mayıs 2, 2017

Ak Parti ileri gelenleri son referandum sonuçlarından çok da memnun değil.

Sonuçları analiz etmeye ve kayıplarını anlamaya çalışıyorlar, yeni stratejiler geliştirmeye çalışıyorlar.

CHP ise hileli oylama iddiasıyla kendisini sakatladı; analiz yok, çıkarılan dersler yok, eylem planı yok.

Saçma hile iddialarının faturası ağır olacak bize.

CHP’nin referanduma ilişkin değerlendirmelerini okumakta yarar var

Nisan 29, 2017

Günlerden beri yapılan palavra iddiaların bazıları yine var ama en önemlileri yok:

https://iys.chp.org.tr/…/Attach…/chp-referandum-verileri.pdf

https://iys.chp.org.tr/…/Attachme…/chp-referandum-analiz.pdf

Cumhuriyet Gazetesinin Kötü İşleri

Nisan 28, 2017

Aşağıdaki haberin başlığı Antalya’da alkolün yasaklandığını söylüyor.

Haberi okuduğunuzdaysa yasaklanan şeyin alkolü açıkta tüketmek olduğunu anlıyorsunuz.

Cumhuriyet iyi bir gazeteye yakışmayacak şekilde haberi çarpıtıyor.

Üstelik bunu ilk kez de yapmıyor.

Muhalif olmayı gerçek dışı bilgiler vermek, gerçekleri çarpıtmak olarak anlıyor.

Bu yaptığı, her şeyden önce aylardır içeride haksız şekilde yatan kendi gazetecilerine hakaret.

Aylak bakkal, aylak CHP

Nisan 27, 2017

Aylak bakkal bir yerini tartar.

Aylak CHP seçimlerde hile var diye bağırır.

Sıradan İnsanlara Düşen Görev

Nisan 17, 2017

Son referandumla birlikte bir şey yeniden ortaya çıktı:

Her kesimden, her siyasi görüşten insanların yapabilecekleri var.

Sıradan insanlara düşen görevler var.

Sıradan insanlar büyük insanların oyuncağı olmamalı.

Onların yönlendirmesiyle her türlü akılsızlığın peşine takılmamalı.

En sevdiği ve inandığı lideri bile sorgulayabilmeli, eleştirebilmeli, karşı çıkmalı.

Bu hem biz sıradan insanlara görev olarak düşüyor hem de sevdiğimiz liderleri doğru yönlendirebilmek için gerekli.

CHPliler seçimlerde hile yapılıyor diyen liderlerinin peşine takılmamalı.

CHPliler seçimleri kaybeden liderlerini istifaya zorlamalı.

CHPliler liderlerini yeni bir şeyler söylemek konusunda, yeni projeler-fikirler üretmeleri konusunda zorlamalı.

Ak Partililer herkesle kavga eden Erdoğan’ı desteklememeli.

“Dur artık, Türkiye’ye, insanlara zarar veriyorsun” diyebilmeli.

Erdoğan sürekli değişik amaçlar peşinde koşarken her seferinde sorgusuz-sualsiz onun arkasından gitmemeli.

MHPliler Devlet Bahçeli’nin her muhalifi hain ilan edip partiden atmasına onay vermemeli.

MHPliler Devlet Bahçeli’nin değişen kararlarını sorgusuz-sualsiz kabul etmemeli.

HDPliler liderlerini özellikle PKKya karşı daha sağlam durmaları için yüreklendirmeli ve yönlendirmeli.

HDPliler hem liderlerini hem de PKKyı şiddetten uzaklaşmaya yönlendirmeli.

Bu ülke hepimizin.

Liderler az, biz çokuz.

Biz iyi şeylerin peşinden gidersek liderler de bizi izleyecektir.

Bülent Tezcan nasıl birisidir?

Nisan 16, 2017

ceteleBugün yapılan referandumda yaşanan bir duruma ilişkin olarak Cumhuriyet gazetesinde şöyle bir haber var:

“CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan da Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oy pusulalarının ve zarfların geçerli olacağına yönelik açıklamasına ilişkin, “Gerek kanunda gerekse kendi genelgesinde daha oylama başlamadan önce bunlar net olarak tespit edilmiş olmasına rağmen, sayımlar başladıktan sonra Ak Parti temsilcisinin itirazını dikkate alarak mühürsüz oy pusulalarının ve zarfların geçerli olacağına karar vermiş ve bunu duyurmuştur. Bu seçimlerde sahteciliğe Yüksek Seçim Kurulu eliyle izin verilmesi demektir” dedi.”

Oysa durum böyle hiç de böyle değil.

YSK’nın kararı sahteciliğe izin vermek değil.

Durumun içinde olduğum için açıklayabilirim.

Bu seçime ilişkin yönergede, seçim malzemesini (zarflar, pusulalar vb.) içeren çuvalın seçim sabahında sandık kurulu başkanına teslim edilmesi belirtilmiş.

Bu nedenle biz de sandık başkanıyla birlikte çuvalı aldık, yönergeyi uygulamaya başladık.

Yönergede oy zarfının ve oy pusulasının mühürlenmesi isteniyordu.

Biz de mühürledik.

Bu da epey zamanımızı aldı.

Daha önceki seçimlerde bu çuval 2 gün önceden başkana teslim ediliyordu.

Yönerge o zaman da mühürlemelerin seçim sabahı kurul önünde yapılmasını gerektiriyordu ama başkanlar çuvalı evlerinde tuttukları 2 gün içinde bu mühürlemeleri yapıyor ve seçim sabahı da bu durumu sandık kuruluna belirtiyordu. Sandık kurulu olarak da bizlerin bu durumu kabul etmemesi gibi bir durum olmuyordu.

Yeni teslim zamanı, yeni işlemler doğal olarak bazı karışıklıklara yol açtı:

Benim görev yaptığım okulda bazı sandıklarda oy pusulaları mühürlenmemiş.

İlk oy veren 50-60 kişiye bu şekilde oy kullandırılmış.

Sonra durum anlaşılınca ellerindeki pusulaları mühürlemişler.

Atılmış bulunan oyların durumunu da YSKya sormuşlar.

YSK da, dışarıdan getirilmediği belli olan oy pusulalarının mühürsüz de olsa geçerli sayılmasına karar vermiş.

Bence doğru karar da bu.

Çünkü hayat her zaman öngörülemez ve sandık kurulu ya da YSK gibi organlar da öngörülemeyen durumlar için vardır.

Üstelik benim okulda olduğu gibi aksi durumda geçersiz sayılacak oylar çoğunlukla Hayır oyları da çıkabilir.

O zaman bu durumu sahtekarlık olarak nitelemek en azından ucuzluktur.

Bülent Tezcan bu türlü ucuzlukları ilk kez de yapmamaktadır.

2015 yılında 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde, bir firma adına CHP Seçim Sistemi’nde çalışırken Tezcan’ın bu durumunu fark etmiştim.

7 Haziran seçimleri öncesinde 3 ay CHP’de çalıştım.

Bu süre içinde, oluşturduğumuz seçim sistemini 5 kez test ettik.

Çünkü bir sistemin ne kadar iyi olduğu ancak testler sonucunda anlaşılabilirdi.

Bu beş testin sonucunda hem yazılım hem donanım olarak çok rahatlamış durumdaydık:

Eğer sistemlerimiz beş kez gerçek duruma yakın bir şekilde test edilmişse, testlerden de başarıyla çıkmışsa seçim zamanı da yükün altında kalkacak demekti.

Gerçekten de sonuç öyle oldu ve hem 7 Haziran hem de 1 Kasım seçimlerinde sistemimiz sorunsuz çalıştı.

7 Haziran öncesindeki beşinci testin sonunda, seçime de 1 hafta kalmışken, bizim grubumuzun Bülent Tezcan’la toplantı yapması kararlaştırıldı.

(Bülent Tezcan hukuk ve seçim işlerinden sorumluydu)

Toplantıda Bülent Tezcan’ın niye toplantı istediği anlaşıldı.

Tezcan toplantıda YSK’nın yeni bir uygulamasından söz etti:

O güne kadar YSK yalnızca bir sandığa ilişkin sayısal sonuçları gönderirken (A Partisi 80 oy, B partisi 78 oy gibi) şimdi sandık sayımına ilişkin çetelenin resmini de gönderecekti.

Çetele aşağıdaki gibi bir şey (resimde son anayasa referandumundaki gerçek bir çetele yer almaktadır).

Tezcan bu çetelenin önemli bir olanak sağladığını, çeteleyi çözümleyip içindeki bilgileri YSK’nın gönderdiği sayısal bilgiyle karşılaştırmamızı istedi.

Bu şekilde hileleri, sahtekarlıkları tartışılmaz bir şekilde saptayabilecektik!

Tezcan’ın önerisi baştan aşağıya kötü bir öneriydi!

Tezcan’ın istediği şeyin bilgisayardaki karşılığı OCR (Optical Character Recognition) teknolojisidir ve en iyi OCR teknolojisi en çok yüzde 60-70 oranında başarılıdır.

Yani, bir resim dosyasındaki sayıları, harfleri doğru olarak algılama yüzdesi %60-70’tir.

Bu da en az yüzde 30 oranında hata demektir ki bu teknolojiyi bizim amaçlarımız açısından pratik olmaktan çıkarır.

Daha da kötüsü, seçime 1 hafta kalmışken böyle bir öneri getirmek saçmalıktan başka bir şey değildir.

Ben durumu bu şekilde anlatmaya başladım ama Tezcan diretince biraz üslubum sertleşti, Tezcan da toplantıyı terk etti.

Parti yönetimi yine de bölümümüzdeki bir arkadaşı görevlendirdi. O da en iyi programcımızdı.

O arkadaş birkaç gün uğraştıktan sonra bunun bir yere gitmeyeceği anlaşıldı, Tezcan’ın parlak önerisi de rafa kaldırıldı.

İyi de oldu.

Çeteleyi OCR ile incelemeden de sonuç almayı bildik.

Sonuç:

CHP her seçimde havanda su dövüyor. Bu durumun en önemli simgelerinden birisi de Bülent Tezcan.

CHP hem havanda su dövmekten hem de Tezcan gibilerinden vazgeçmeli.