Az çalışalım, çok tatil yapalım, tatil yaptığımızda da işimizle hiç ilgilenmeyelim

Ocak 29, 2023

Bir zamandır British Airways’in insanları tatile teşvik eden reklamları yayınlanıyor.

Bu reklamların teması, tatile çıkan çalışanın tatil boyunca işiyle ilgili olarak hiçbir şey yapmayacak olması.

Bir tanesinde, çalışan işyeri dışında olacağını gösteren mesaj yazıyor: Tatil boyunca pillerimi şarj edeceğim. Ama telefonumun ve laptop’ımın pilleri kesinlikle ölü kalacak.

Diğerinde çalışan yine benzer bir mesaj yazıyor: Tatil boyunca 6 kitap, 17 restoran menüsü, sayısız şarap şişesi etiketi, tam tamına da sıfır adet sizden gelen e-mail okuyacağım.

Tatilde kafayı tümüyle boşaltmak lazım, şarj etmek lazım, bunun için de işle ilgili her şeyden uzak durmak lazım.

Yıllık tatil dışında hafta sonları için de benzer bir durum söz konusu: Çalışanlar hafta sonlarında işleriyle ilgili hiçbir şey yapmamalılar, hafta sonu tatili iki günden üçe çıkmalı. Hatta dört gün tatil de iyi olur. Aslında hiç çalışmadan yaşamımızı geçirsek en iyisi olacak.

Çalışanlar Cuma gününü iple çekiyor. Pazartesi günü de Pazartesi sendromu yaşıyor. Genel olarak hiçbir çalışan işyerini sevmiyor, hatta tiksiniyor.

İnsanların zamanlarının iş ve tatil zamanı olarak katı bir şekilde ayrılmış iki bölümden oluşması, tatil zamanının sürekli arttırılmaya çalışılması sağlıklı bir durum değil.

Her türlü katı ayrım insan ruhunda sakatlık yaratır. Çalışanların ne kadar tatil yaparlarsa yapsınlar hiçbir zaman tatil doyumu sağlayamaması, tatil zamanlarını özlemesi bu sakat durumun göstergesi.

Halbuki çalışmak iyi olmalıydı. Çalışmak güzel olmalıydı.

Neden böyle olmadı?

Bir nedeni kurumların, şirketlerin yapısının kötüleşmesi. Çalışanlar kendilerini çalıştıkları yere ait hissedemiyorlar. Böyle bir aidiyet duymaları gerekli mi diye de sorulabilir ama genel olarak kurumun amacını, çalışma ve yönetim şeklini benimseyen çalışanlar daha huzurlu, daha başarılı da olurlar.

Peki, çalışanlar neden işyerlerini benimseyemiyorlar?

Birinci nedeni yönetim: Özel şirketler karı çoklamaktan başka bir şey düşünmeyen yöneticiler tarafından yönetiliyor. Şirketin yeri, felsefesi, amacı, çalışanları bu yöneticiler için önemli değil. Çalışanlar yalnızca yöneticilerin kafasındaki planlara göre işlerini yapmalılar, başka bir şey düşünmemeliler. Çalışanların karar inisiyatifi iyice ellerinden alınmalı. Kendi başına karar vermek neredeyse olanaksız duruma getirilmeli ve böyle yapanlar da hemen cezalandırılmalı. Hiç kimse yöneticinin kırbacının gösterdiğinden başka bir yönü düşünmemeli.

İkinci nedeni, her şirketin çalışma alanının yasalar ve yönetmelikle tarafından “aşırı” düzenlenmesi. Bu yasalar ve yönetmelikler o kadar kısıtlayıcı ki işler kağnı hızında ilerliyor, bir karar alınırken bin kez hesap yapılıyor. Ve ne yapılırsa yapılsın resmi denetleme kurumları yine de bir kusur bulabiliyor. Bu da mesleki doyumsuzluk yaratıyor.

Bunlar ve sayısız başka nedenler çalışanlar için, özellikle de beyaz yakalı çalışanlar için çalışma ortamını zehirli bir ortama çeviriyor. Beyaz yakalı çalışanlar bütün dünyada kendi toplumlarında en üst düzey eğitim almış kişiler. Eğitimleri boyunca bu insanlara sky is the limit deniyor ama sonra işyerine girdiklerinde eğitimlerinin zenginliğiyle ilgisiz, fakir bir entelektüel ortamla karşılaşıyorlar.

İdeal ortamsa tatildeymiş gibi çalıştıkları, çalışıyormuş gibi tatil yaptıkları ortam. Ama bunu da söylemesi kolay, hayata geçirmesi zor.

Harry Potter ve Dosyalarla Oynanmanın Saptanması

Ocak 27, 2023

“Harry Potter ve Melez Prens” kitabında Dumbledore Harry’ye şöyle der: “Profesör Slughorn’un bana ilettiği anılar onun tarafından değiştirilmiş."

Potter sorar: "İyi de niye böyle bir şey yaptı ki?"

Dumbledore: "Çünkü anımsadıklarından utanıyor. Bize kendini daha iyi ve masum göstermek için belleğin bazı kısımlarını sildi, değiştirdi. Fark edebileceğin gibi bunu biraz kaba-saba yapmış

Bellek dosyasının değiştirildiğinin Dumbledore tarafından nasıl saptandığını bilmiyoruz. Ama Powershell içindeki “hash” komutlarını kullanarak dosyaların değiştirilip değiştirilmediğini anlayabiliriz.

Ama öncelikle “hash” nedir?

“Hash” (“Özet”) geçmişten aşina olduğumuz CRC mekanizmasının daha gelişmiş bir şekli.

Floppy disklerle, disketlerle iş yaptığımız dönemlerde, disk üzerindeki verinin bozuk olduğuna işaret eden CRC hataları alırdık. Şimdi giderek daha az alıyoruz.

CRC Cyclic Redundancy Check sözcüklerinin kısaltması ve verinin sağlam olup olmadığını görmek için veriye ek bir bilginin eklenmesi anlamına geliyor.

CRC mekanizmasında, bir veri bloğu içindeki veriler (verilerin sayısal gösterimi) toplanıyor ve belli bir sayıya bölünüyor. O sayıya P diyelim. Bölüm işleminin sonucunda “kalan”, veri bloğunun sonuna ekleniyor, veri bu şekilde iletilior ya da disk üzerinde tutuluyor. Sonra, veri diskten okunurken ya da karşı tarafta alındığında veri bloğu toplamı tekrar yapılıyor, bu toplam P’ye bölünüyor, kalan bulunuyor ve bu kalanın veri bloğu sonundaki CRC değeriyle aynı olup olmadığına bakılıyor. Eğer aynıysa veri bozulmamış demektir. Aynı değilse veride bir bozulma, oynama vardır.

Bir örnekle durumu açıklayalım:

P değeri 17 olsun, blok içindeki veriler de şu şekilde olsun: 90 69 66 82 65 79 78 69.

Verilerin toplamı 598 olur, bunu P değeri olan 17 ile bölersek kalan 3 olur. Bu “3” değerini veri bloğunun sonuna ekleriz.

Veriyi diskten okurken ya da karşı tarafa gönderdiğimizde veri bloğu tekrar toplanacak, 17’ye bölünecek, kalan bulunacaktır. Eğer bu hesaplanan kalan veri bloğunun arkasındaki CRC değeriyle aynıysa o zaman verinin değişmediğini ya da bozulmadığını varsayabiliriz.

Veride bir bozulma ya da değişiklik olduğunu düşünelim. Örneğin, 82 yerine 43 okuduğumuzu düşünelim. O zaman bloğu topladığımızda toplam 559 çıkacak, 17’ye böldüğümüzde kalan 15 olacak, bu da bloğun sonundaki CRC değeriyle uyuşmayacaktır. Yani, veri bozulmuştur.

CRC metodu yanılmaz değildir. Eğer veri bloğu P’nin katları kadar bozulursa CRC hatayı saptayamaz. Ama P değerini daha hassas seçerek hataların çoğunu (hiçbir zaman hepsini değil) saptayabiliriz.

Gördüğünüz gibi CRC değeri verinin tamamına karşılık gelmez. CRC değeri veriye ilişkindir, veri için benzersizdir ama CRC’ye bakarak veriyi bulamazsınız. CRC basittir de; CRC değerine ve P değerine bakarak veri toplamı için çeşitli seçenekleri hesaplayabiliriz.

CRC veri iletiminde gürültüden kaynaklanan hatalara ya da disk ortamı üzerindeki hatalara karşı halen kullanılıyor. CRC verinin bozulup bozulmadığını saptıyor ama bir güvenlik (security) mekanizması değil. Üçüncü partiler veriyi okuyabilir (CRC değeri dahil olmak üzere).

“Hash” (“Özet”) yöntemi çok daha gelişmiş bir yöntem. En önemli farkı, 1 Baytlık veri-dosya için de, 1 MB’lık veri-dosya için de aynı uzunlukta hash değeri üretiyor oluşu. Bu yüzden “hash”in karşılık geldiği verinin ne olduğunu, neye benzediğini tahmin etmek çok zor. Hash değeri dosya ya da veriyle gönderilebilir ama bu zorunlu değil. Örneğin, dosyaların hash değerlerini bir kez üretip saklayabiliriz, sonra dosyaların güncel hallerinin hash değeriyle bu saklanan değerleri karşılaştırıp dosyaların değiştirilip değiştirilmediğini bulabiliriz.

Powershell get-filehash komutu dosyalar için hash değeri üretir. Bu komutu tek bir dosya için ya da çok sayıda dosya için kullanabiliriz. Aşağıdaki resme bakalım:

Bu resimde, E:ProfsMemories klasöründeki dosyaların hash değerini üretiyoruz.

İkinci komuttan önce Slughorn.txt dosyasının adını SlughornNew.txt şeklinde değiştiriyorum ama gördüğünüz gibi hash değeri aynı kalıyor.

Üçüncü komuttan önce SlughornNew.txt dosyasında küçük bir değişiklik yapıyorum ve dosyanın hash değerinin değiştiğini görüyorum.

Hash işlemi dosyaların adına değil içeriğine bağlı.

Şimdi hash değerinin ne olduğunu öğrendiğimize göre dosyalara yönelik bir çözüm geliştirebiliriz.

İlk yapacağımız şey, dosyaların şu anki hash değerlerini bir dosyaya aktarmak. Bu dosya bizim için ileride yapacağımız karşılaştırmalara temel oluşturacak.

İlgili komut şu şekilde:

Get-ChildItem e:profsmemories | get-filehash | select path,hash | export-csv filelist.csv

Yaratılan dosyayı yalnızca bizim erişebildiğimiz bir yerde ve aşağıdaki betiğin çalıştırıldığı yerde tutacağız:

$filehashes=@{}

import-csv filelist.csv | foreach{$filehashes.add($_.path,$_.hash)}

$files=Get-ChildItem e:profsmemories

foreach ($file in $files)

{

$lookfile=$file.fullname

$lookfilehash=(get-filehash $lookfile).hash

$resulthash=($filehashes.GetEnumerator() | where {$_.name -eq $lookfile}).value

#write-host "sıradaki dosya",$lookfile,$lookfilehash,$resulthash

if ($lookfilehash -ne $resulthash) {write-host $lookfile,"changed"}

}

Betiğin birinci satırında bir hash tablosu tanımlıyoruz ve ikinci satırda içini filelist.csv dosyasının içeriği ile dolduruyoruz. Hash tablolaları arama için bize kolay bir yol sunuyor ama bu tablonun kendisini dosyaların hash değeri ile karıştırmayalım.

Üçüncü satırda $files şeklinde bir değişken tanımlıyoruz ve klasör içindeki dosyaların adlarını bu değişkende topluyoruz.

Foreach döngüsünde $files değişkenindeki adları teker teker alıyoruz, her dosya için bir hash değeri üretiyoruz ve bu değeri hash tablosunda saklanan orijinal değerle karşılaştırıyoruz. Eğer bu iki değer aynı değilse dosyada değişiklik yapılmış demektir, dosyanın adını raporluyoruz.

Dumbledore bu betiği periyodik olarak çalıştırarak dosyalarla oynanıp oynanmadığını anlayabilir. Eğer kendisi dosyalarda bir değişiklik yapacaksa, değişikliklerden sonra ilk komutu çalıştırıp temel dosyayı tazeleyebilir.

Dumbledore için neler yapmıyoruz ki.

Evli evine köylü köyüne-Ama her zaman değil

Ocak 24, 2023

Windows’ta iki komut satırı ortamı bulunuyor. Birincisi, 40 yıldan fazladır bizimle olan klasik komut satırı ortamı. Diğeri de 2007 yılından bu yana kullanabildiğimiz Powershell ortamı.

Bu iki ortamdaki komutlar ve komutların yapısı birbirinden farklı.

Powershell daha sonradan geldiği için bir geriye doğru uyumluluğu da barındırıyor: Klasik komut satırındaki komutların hemen hepsi Powershell içinden de çalıştırılabiliyor. Niye hepsi değil de hemen hepsi? Çünkü klasik komutların bazıları Powershell komutlarının kısa adıyla (alias) çakışıyor. Örneğin, klasik komut satırı ortamında hizmetleri (service) yönetmek için kullandığımız “sc” komutu Powershell içindeki “set-content” komutunun kısaadı. Bu tür çakışmalar çoğunlukla aşıla da biliyor. Örneğin, Powershell ortamında hizmetlerin listesini almak istersek “sc query” komutunu verdiğimizde powershell bu komutu kendi set-content komutu olarak algılar. Ama Powershell içinde komutu “sc.exe query” şeklinde verirsek o zaman Powershell duruma uyanır, doğru komutu çalıştırıp hizmet listesini getirir.

Bu türlü durumlarla karşılaşmamak için her komutu kendi yerli ortamında çalıştırmak iyi olacaktır.

Ama yakın zamanda rastladığım bir gariplik bu öneriye uymuyor.

Durumu kısaca açıklayayım:

Görev Yöneticisi’nin Ayrıntılar sekmesinde görebileceğimiz lsass.exe önemli bir uygulamadır. Kullanıcıların oturum açma işlemlerinin yapılmasından sorumludur. Kullanıcı oturum açtıktan sonra da onunla ilgili bilgileri RAM bellekte tutar; böylelikle oturum boyunca gerekli durumlarda kimlik bilgisi tekrar tekrar kullanıcıdan istenmez, lsass’e ayrılmış bellek kısmından getirilir. Bu da lsasss.exe’nin belleğinin değerli olması anlamına gelir. Lsass.exe’nin belleğini bir dosyaya aktarıp (memory dump) Mimikatz gibi araçlarla inceleyip kullanıcıların bilgilerine erişmek saldırganların yaptığı işlerden birisidir.

Görünüşte lsass.exe’nin bellek dökümünü almak kolaydır. En basitinden Görev Yöneticisi’nde lsass.exe sağ tıklanır, “Döküm dosyası oluştur” şıkkı seçilir.

Bunu yaptığımızda C:\Users\KullaniciAdi\AppData\Local\Temp klasörü altında .dmp uzantılı bir dosya yaratılır. Yaratıldığı gibi de silinir😊) Çünkü Windows Defender yapılan işlemin tehlikesinin farkındadır. Bu yüzden kullanıcının karşısına durumun önemini belirten bir ileti çıkartır, dmp dosyasını siler ve bu dosyanın yaratılmasında kullanılan uygulamayı (Görev Yöneticisi) kapatır. Aferin Windows Defender’a.

Ne yapıldığını, nasıl yapıldığını görmek istiyorsak öncelikle Windows Defender’ı susturmalıyız: İşletim sisteminin “Virüs ve tehdit koruması ayarları” bölümünde “Gerçek zamanlı koruma”, “Bulut tabanlı koruma” ve “Kurcalamaya karşı koruma” seçeneklerini kapatabiliriz.

Not: Bu tür işleri kendi kişisel bilgisayarımızda ya da test bilgisayarlarında yapmalıyız. İşyeri bilgisayarları deneme yapmak için kullanılmamalıdır.

Windows Defender’ı kapattıktan sonra artık lsass.exe’nin döküm dosyasını alabiliriz. Dosya silinmeyecektir.

Halen klasik komut satırı-Powershell ortamı tartışmasına gelemedik. Geliyoruz.

Bellek döküm işlemi komut satırından şöyle bir komutla da yapılabilir:

rundll32.exe C:\Windows\System32\comsvcs.dll MiniDump PID lsass.dmp full

Yukarıdaki komutta “PID” yerine lsass.exe uygulamasının kimlik numarasını yazmalıyız: “rundll32.exe C:\Windows\System32\comsvcs.dll MiniDump 904 lsass.dmp full” gibi.

Klasik komut satırında burada patlıyoruz! Windows Defender devre dışı bırakılmış olsa da komutumuz ilgili dosyayı üretmiyor. Üstelik klasik komut satırını yönetici olarak çalıştırsak bile durum böyle.

Peki, aynı komutu Powershell içinden çalıştırırsak ne olur? Yönetici olarak açtığımız Powershell ortamında bu komutu çalıştırdığımızda (tabii Windows Defender yine devre dışı bırakılmış olacak) komut başarılı şekilde dosyayı üretiyor.

Buradan ne sonuç çıkıyor?

Klasik komutları klasik komut satırı ortamında çalıştırmaya devam edelim. Ama bir klasik komut istediğimiz gibi çalışmıyorsa ona bir de Powershell içinden şans verelim.

Powershell içinde GPT3

Ocak 18, 2023

Yapay Zeka sistemlerinin gelişimiyle birlikte herkesin deneme yapabileceği çözümler de oluşturulmaya başlandı.

Powershell de bundan uzak kalmadı. PowershellAI adındaki modülü yükleyip yapay zeka sorgulamaları yapabiliyoruz.

İlk yapacağımız iş, yönetici modunda açılmış bir Powershell ortamında modülü yüklemek. Bunun için gereken komut:

Install-Module -Name PowerShellAI

Daha sonra bu modülü çalıştırabilmek için aşağıdaki siteden bir API anahtarı almalıyız.

Account API Keys – OpenAI API

Alınan anahtarı “OpenAIkey” adında bir sistem değişkeni olarak tanımlıyoruz.

Bunu da Sistem’in Gelişmiş Özellikleri’nden Ortam Değişkenleri düğmesini tıklayarak yapıyoruz:

Bu işlemlerden sonra yeni bir powershell ortamında sorgulara geçebiliriz. Kullanacağımız komut get-gpt3completion. Bu komuttan sonra istediğimiz sorguyu giriyoruz.

Birkaç sorgu sonucu şu şekilde döndü:

Gördüğünüz gibi seçim sonucunu yapay zeka bile tahmin edemiyor😊)

Ama enflasyon için önerileri var. Hükümetin bakmasında yarar var.

Powershell’i öğrenmek için kitabımı okuyabilirsiniz:

Powershell (Murat Yıldırımoğlu) – Fiyat & Satın Al – Kitapsepeti.com

Özgür Yazılımda Kaynak Kodun İncelenmesi Olanağı

Ocak 16, 2023

Microsoft’un kapalı yazılımlarına karşılık özgür-açık kaynak yazılımın en önemli avantajlarından birisi olarak, özgür yazılımların kaynak kodunun serbestçe incelenebilmesi gösterilir. Herkes koda bakabiliyorsa birincisi, koddaki hatalar daha hızlı fark edilip düzeltilebilir, ikincisi bu kodda varsa arka kapı benzeri güvenliği ihlal edici kısımlar saptanabilir.

Bu yakınlarda okuduğum bir makale durumun böyle olmayabileceğini gösteriyor.

Makalenin yazarı Ken Thompson yani, Denis Ritchie ve Biran Kernighan’la birlikte UNIX ve C dünyasının babalarından birisi.

Üstelik makale yeni de değilmiş, 1984 yılında yazılmış.

Thompson, makalesinde kaynak kodu güvenli olsa da derleme aşamasında ekleme yapılabileceğini ve bunun arka kapıya sahip bir uygulama üretilmesiyle sonuçlanabileceğini yazıyor. Bu durum hiçbir şekilde kaynak kodunun incelenmesiyle saptanamaz! Buna karşılık derleyicinin de kaynak kodunun incelenebilmesi mümkün denilebilir. Ama elimizdeki bir uygulamanın hangi derleyicinin hangi sürümüyle yazıldığını bilmek kolay değil. İlgili derleyiciyi bulsak ve kaynak kodunu incelesek de uygulamanın o derleyicinin değiştirilmiş ve gizli bir sürümüyle yazılmış olması da mümkün.

Elimizde en son olarak uygulamanın ikili dosyasının (exe dosyası) incelenmesi kalıyor. Bu da yine hiçbir şekilde pratik değil (uygulamalar büyüyor ve kullanılan uygulamaların sayısı artıyor).

Tüm bunlara, aslında özgür yazılımı savunanların hemen hemen hiçbirinin özgür yazılımın kaynak kodunu incelememesi de eklenebilir😊)

Sonuç olarak, yazılımda güvenliği sağlamak kolay değil. Güvenlik için özgür yazılımların iyi olacağını söylemek de mümkün değil.

Ken Thompson’un makalesi şu adreste okunabilir:

p761-thompson.pdf (cmu.edu)

Evrim Kuramı

Ocak 15, 2023

Evrim Kuramına karşı argüman olarak sunulan sorular var. Şöyle toparlayabiliriz bunları:

Evrim varsa halen niye maymunlar var?

Şimdiki maymunlar neden evrim geçirip insana dönüşmüyor?

İnsan niye daha fazla evrim geçirip daha yeni ve üstün nitelikler kazanmıyor? Nebiliyim bir F35’e dönüşmüyor ya da güneş pilleri yapısı edinmiyor?

Çeşit çeşit kimyasalları birbirine rastgele karıştırıp bir ilaç elde edilir mi? Hepsinin belli miktarlarda bir eczacı eliyle gerektiği şartlarda karıştırılması gerekir. Ya da tıkır tıkır çalışan bir saat düşünün. Kendiliğinden oluşmuş olabilir mi?

Evrim diye bir şey var ise neden basit canlılar basit olarak kaldılar milyonlarca yıl boyunca?

Bu ve benzeri sorular hep sorulmuştur. Yanıtları da hep verilmiştir. Bu konuda büyük bir literatür de bulunmaktadır. Örneğin, yabancılardan Richard Dawkins, yerlilerden Çağrı Mert Bakırcı (Evrim Ağacı sitesinin kurucusu) bu sorulara yanıt veren kitaplar, videolar üretmiştir, üretmeye de devam etmektedir. Bunu Evrim karşıtı soruları soranlar da iyi bilmektedir. Ama yazılan, söylenilen hiçbir şeyi kabul etmemek, sözümün üstüne söz yok demek gibi bir tavır sergilemektedirler. Ele alınması gereken şey, Evrim Kuramı’nın bu sorulara yanıt verip vermediğinden çok bir bölüm insanın neden böyle davrandığıdır. Gözlerini, kulaklarını tıkayıp “lalalala görmüyorum ki duymuyorum ki kabul etmiyorum ki” gibi çocuksu bir tavır sergilemelerinin nedenine inmek gerekir.

Bunun nedeni o insanların günümüzde dinin yerini yanlış konumlandırmalarıdır. Onlar dinin toplumda daha çok yer kaplamasını, toplumun dinsel yasalara, kurallara göre düzenlenmesini savunuyorlar. Din çok önemli olmalı insan hayatında. Bu yüzden dinsel söyleme karşı her şey, bilimsel bir kuram bile olsa, reddedilmeli, alaya alınmalı, susturulmalı. Aksi takdirde kafalarındaki yapı çökebilir.

Peki, buna karşı ne yapılmalı?

Birincisi, din ve Tanrı inancının insan yaşamında önemli bir yeri olduğunu kabul ederek işe başlamalı. İnsanların çok önemli bir bölümü yüce bir gücün varlığına inanmak istiyor. İnanabilirler. Dinsel kuralları, adetleri, törenleri seviyorlar. Sevebilirler. Öte yandan sevdikleri, inandıkları dinin zaman üstü, evrensel, mükemmel bir yapı olduğunu düşünmekten vaz geçmeliler ki en zor kısmı bu. Din insanların toplumsal yaşamlarını belirlemek için iyi bir örnek değil. Din kadınlara erkeklerin yarısı kadar miras verilecek diyor, olmaz. Erkekler dört kadınla evlenebilir, dilediği kadar cariye alabilir diyor, olmaz. Din, hırsızlık yapanın eli kesilecek diyor, olmaz. Din zina yapan kadın taşlanarak öldürülecek diyor, olmaz. Örnekler arttırılabilir, gerçek değişmez: Din toplumsal yaşamı belirlememelidir. Din insanın kişisel hayatında, vicdanında kalmalıdır.

İkinci olarak, inananlar dinin normatif kısmının (şöyle yapılmalı böyle davranmalı diyen kısmı) önemli bir bölümünün artık uygulanamaz olduğunu kabul ettikten sonra dinin bilgi kısmının da hemen tamamıyla yanlış olduğunu kabul etmelidir. insanlar dinsel söylemler içindeki yanlışları, tutarsızlıkları ve olumsuzlukları kabul etmelidir.

Bunları kabul etmek inciticidir ama yapılması gerekir.

“Hayır, öyle değil, din toplumun her alanını belirleyecek, din ne derse doğrusu odur” diyen toplumların acınası hali doğru tavrı göstermektedir.

Din tartışması dışında bilim kavramı üzerine de daha çok düşünmek gerekir. Bilimin önemli bir özelliği uylaşma (convention) üzerine kurulu olmasıdır. Yani, belli bir dönemde, bilim adamlarının çoğunluğu ne diyorsa doğru odur. Çünkü bilimin mutlak olmaması nedeniyle her dönemde, kabullenilen bilim kuramlarına aykırı düşünen bilim adamları olabilir. Hatta bazen bu azınlıktaki bilim adamlarının haklı çıktığı bile olmuştur. Ama genel kural olarak bilim adamlarının çoğunluğu ne diyorsa gerçek odur. Pluton’un gezegenlikten çıkarılmasının bile astronomlar arasında yapılan bir oylamayla belirlendiğini anımsayalım (tabii ki oylama “ben bunu istiyorum şunu istemiyorum”dan öte, sağlam argümanlar çevresinde yapılmıştı, bunu da göz önünde tutalım). Şu anda da Evrim Kuramı’na karşı çıkan az sayıda bilim adamı vardır ama bunların binlerce katı kadar bilim adamı da Evrim Kuramı’nın doğru olduğunu söylemektedir. O zaman Evrim Kuramı doğrudur.

Tarımın sorunu

Ocak 10, 2023

Süt üreticisi kadınla Erdoğan’ın diyaloğu tarımdaki açmazı iyi gösteriyor.

Süt üreticileri sütlerinin ucuza gittiğini söylüyor.

Tüketicilerse süt çok pahalı diyor.

Üretici sütünü pahalıya satarsa tüketici süt için daha çok para harcamak zorunda kalacak.

Çözüm toplumun bütünüyle zenginleşmesi ve tarımsal ürünlerin fiyatlarının artması.

Özel Okulların Fiyatları

Ocak 9, 2023

Ak Parti’nin eğitim politikası İmam Hatip okullarının sayısını arttırmak, insanları bir bakıma İmam Hatip okullarına mahkum etmek. Çocuklarını İmam Hatip okullarına göndermek istemeyenler de özel okullara yöneliyor. Ama her şeyin olduğu gibi özel okulların ücretleri de çok arttı. Tabii ki kimse bundan memnun değil.

Özel okulların ücretlerinin makul düzeylere gelmesinin bir yolu sınıflardaki öğrenci sayısını arttırmak. Bir sınıftaki öğrencilerin sayısı otuz beş öğrenciye kadar çıkabilmeli. Böyle yapılırsa özel okulların masrafları daha iyi karşılanır, ödenecek ücretler de düşer.

Sınıf mevcudunun yüksek olması öğrenciler için de çok yararlı. Öğrenciler okulda iki şeyi bulabilmeliler: Kendilerine benzeyen öğrenciler ve kendilerine benzemeyen öğrenciler. Kendilerine benzeyen öğrenciler onları rahatlatırken kendilerine benzemeyen öğrencilerden de yeni şeyler öğrenirler. Bunlar da ancak sınıfta belli bir sayının üzerinde öğrenci olduğunda elde edilebilir.

Ama sınıf mevcudunu otuz beşe çıkart dediğim okul sahibi bir arkadaşım "hocam sen ne diyorsun, veliler yirmibeş öğrenciyi bile kabul etmiyor" dediydi. Veliler "Madem para veriyoruz, çocuğumla en yakından ilgilenmeliler, bu da sınıf mevcudunun düşük olmasıyla sağlanır" şeklinde bir düşünceye sahip. Ana-babaların bu yanlış yaklaşımdan uzaklaşması gerekli.

Prens Harry ya da “Cennetin Doğusu”

Ocak 8, 2023

Prens Harry’nin yeni çıkan kitabı dolayısıyla kendisiyle yapılan söyleşiyi izledim. İflah olmaz bir cumhuriyetçi olduğum halde niye böyle yaptım? Ne ilgim var elin prensiyle?

Herkesin gözü önünde yaşanan tartışmalar, kavgalar kraliyet ailesine özgü değil, ondan olabilir. Harry’ye sempati duyabiliyoruz, kendimizden ve çevremizden parçalar görebiliyoruz.

Harry “alacası dışında” birisi. Mutsuzsa bunu göstermiş, bunalmış, dağıtmış. Abisi William öyle değil; her zaman düzgün, her zaman ölçülü. Ben de dahil insanların çoğu bu kadar ölçülülükten hoşlanmıyor. Her şeyiyle mükemmel bir rezidans yerine çatısı akan, penceresinden rüzgar üfüren, sıvaları dökülen binalar çekici gelebiliyor.

Harry ile William başından beri bana John Steinbeck’in “Cennetin Doğusu” eserini anımsatıyor. Bu eserde iki oğlunu tek başına yetiştiren bir baba var. Büyük oğul çok akıllı, çok düzgün. Okulunu bitiriyor, tatlı bir kızla nişanlanıyor. Küçük oğlansa içiyor sıçıyor, başını belaya sokuyor. Bir derdi var, çözemiyor, bir türlü durulmuyor. Nereye kadar? Öldüğünü sandığı annesinin yakınlardaki bir kasabada bir genelevi işlettiğini öğrenene kadar. Annesini buluyor, görüşüyor, onun iğrenç kimliğiyle barışıyor. Ferahlıyor küçük oğlan. Bir tartışma sırasında abisini neredeyse zorla annesinin yanına getiriyor. Abisi şoka giriyor; böyle bir anne fikriyle barışamıyor bir türlü. Hayatında ilk kez içip dağıtıyor ve Birinci Dünya Savaşı’na katılmak için gönüllü oluyor, gidiyor. Savaşta da ölüyor. Büyük drama. Ama John Steinbeck’in neden büyük romancı olduğunu da görüyoruz burada. Yazdıkları belli bir zamana, belli bir topluma özgü değil, evrensel şeyler.

Cennetin Doğusu kitabını on yıllar önce okuduğumda açıkçası Steinbeck bu kitabı niye yazmış ki diye düşündüydüm. Komünistlik zamanlarımda beğenerek okuduğum Bitmeyen Kavga ve Gazap Üzümleri’nden sonra bu romanın yerini ve anlamını tam kavramış olduğumu söyleyemem. Zaman içinde romanın ve filmin sahnelerini ara ara anımsadıkça, gerçek hayatla yan yana koyduğumda bu yapıtın aslında çok önemli bir yapıt olduğunu düşünmeye başladım. Hiç okumayanların ilk kez okumasında, daha önceden okuyanların da (benim gibi) yeniden okumasında yarar var. 1955 tarihli sinema uyarlaması da bir harika. Arıza çocuğu arıza aktör James Dean’ın oynadığını söylersem yeterli olabilir.

Harry ile William’a dönersek, yaşananlar Cennetin Doğusu’nun güncel uyarlaması gibi. Bu yüzden insanlara çekici geliyor.

Muhalefete Muhaliflik Yapmak

Ocak 3, 2023

Yöneylem Araştırma’nın yaptığı seçim anketlerine göre, kararsızlar dağıtılmadan önce, Ak Parti’nin oy oranı 2021 Aralık ayında yüzde 26.9, 2022 Aralık ayında 27.3 CHP’nin oy oranı da 2021 Aralık’ında yüzde 26.3, 2022 Aralık ayında 21.6

Yirmi yıllık Ak Parti iktidarının en kötü döneminde Ak Parti oyları bir miktar artmış, CHP’nin oyları önemli ölçüde düşmüş. Tam tersi olmalıydı. Bunun nedenleri üzerinde durmak gerekir.

Kemal Kılıçdaroğlu başta olmak üzere, CHP yetkilileri bu durumu birkaç ögeye bağlıyor: Birincisi, halkın gerçeklerin farkına varmamış olması. Burada kullanılan terimler halkın uyumasından halkın Stockholm Sendromuna yenik düşmesine kadar gidiyor.

İkincisi, CHP’lilerin halka kendilerini anlatamaması.

Bu ögelere bağlı olarak CHP’nin politikası, gerçeklerden habersiz, aldatılan halka gerçekleri daha çok açıklamaya çalışmak şeklinde oluyor. Kılıçdaroğlu CHP örgütüne talimat veriyor; ev ev gezilecek, Ak Parti’nin yanlışları ve CHP’nin alternatif politikaları anlatılacak. Ak Parti’nin yanlışları olarak en çok hırsızlıklar ve yolsuzluklar anlatılacak. CHP’nin politikaları olarak neredeyse yalnızca Aile Sigortası mekanizması anlatılacak.

Bu talimat önemli ve yararlı ama yeterli değil.

Ak Parti’ye karşı muhalefet hemen tamamıyla ekonomik sıkıntı ve Ak Parti’nin yolsuzlukları üzerine kurgulanmış durumda. Ama burada bazı sorunlar var.

Birincisi, ekonomik sıkıntının gözle görünür, somut bir gerçek olması. Ama bu sıkıntının CHP’nin vurguladığı düzeyde olmaması. Ak Parti’nin oylarının son bir yılda az da olsa artmış olması bunun en büyük kanıtı.

İkincisi, yolsuzlukların Ak Parti ile sınırlı olmaması. İmamoğlu’na verilen haksız ceza üzerine büyük bir tepki gösterilirken CHP’li belediye başkanı Murat Hazinedar için kimsenin kılının kıpırdamaması bunu yeterince gösteriyor. Hazinedar’ın yolsuzluklara bulaştığı konusunda bir konsensus var. Hazinedar görevden alınmadan önce yapılan yolsuzlukları saptama, önlem alma konusunda CHP üzerine düşeni yapmamış. Şu anda CHP’li belediyeler yolsuzluk bakımından Ak Parti’li belediyelerden iyi diyemiyoruz ne yazık ki. Kılıçdaroğlu genel iktidar için önerdiği Kesin Hesap Komisyonu’nu CHP’li belediyelerde yaşama geçirebilirdi ve İçişleri Bakanının görevden almasına gerek kalmadan yolsuzlukların üzerine gidebilirdi.

Ekonomik sıkıntı, hırsızlık ve yolsuzluk söylemleriyle kısıtlanmış muhalif söylem dışındaki en büyük kusurlardan birisi de Ak Parti’nin yaptığı iyi şeyleri teslim etmemek. Evet, gerçekten Ak Parti’nin yaptığı iyi şeyler var ve bunların kabul edilmemesi kamuoyunda CHP’nin inandırıcılığını yok ediyor.

Ak Parti’nin birinci iyi işi, muhalif kesim tarafından aşağılan ve mizah konusu yapılan yollar, köprüler. Bunlar finansmanlarında sorun yaşanabilse de genelde olumlu projeler. Ak Parti döneminde inşaat dışında bir şey yapılmadığı şeklindeki eleştiri de konut fiyatlarındaki son yükselişle birlikte yanlışlanmış durumda. Satılık ve kiralık ev sıkıntısına yanıt olarak olası bir CHP iktidarının en az Ak Parti kadar inşaata önem vermesi zorunlu.

İkinci iyi iş, üretimin ve ihracatın artması. 2000’li yılların başında 35 milyar dolar olan ihracat şu anda 250 milyar dolara ulaşmış durumda.

En çok eleştirilen tarım sektörü bile aslında iyi durumda.

En büyük ithalat kalemimiz enerji ham maddeleri konusunda da güzel icraatlar var: Enerji çeşitlendirmesi için nükleer enerji santralı yapılması, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji yatırımlarının çok büyük ölçüde artması gibi.

Örnekler artabilir. Ak Parti’nin yaptığı işlerde kusurlar ve yolsuzluklar bulunabilir. Kusurları ve yolsuzlukları saptamak, hesap sormak başkadır, yapılan işi takdir etmemek başkadır.

CHP’nin ve diğer muhalif partilerin politikalarını bu yönlerde geliştirmelerinde yarar vardır. Yoksa sonuç hep muhalefette kalmak olabilir.