Bir kitabın düşündürdükleri-“The HP Way” (David Packard)

Ekim 21, 2020

David Packard, HP firmasının iki kurucusundan biri ve HP’deki “P” harfi.

“The HP Way” (HP Usulü) adlı ktabında HP’nin kuruluşunu, yaşadıkları deneyimleri anlatıyor. HP’nin nasıl gelişip büyüdüğünü ve şimdilerde neden durakladığını anlayabiliyoruz.

Duraklama kısmını başa alayım. Kitap başından sonuna kadar HP’nin yenilikçiliğini, icatçılığını anlatıyor. HP’nin sloganı da zaten “Invent”, yani İcat Et.

Kuruluşundan başlayarak, kurucularının ölümüne kadar HP hep yenilikçi olmuş: Ya o zamana kadar yapılanların daha iyisini yapmış ya da o zaman kadar olmayan ürünler üretmiş.

İşe çeşitli ölçüm araçları üreterek başlamışlar, sonrasında ölçüm araçlarının yönetimi için 1966 gibi erken bir yılda bilgisayar sektörüne girmişler.

Sonrasında da cirolarının büyük bölümü bilgisayarla ilgili ürünlerden gelmiş. Bilgisayar alanında geliştirdikleri en önemli ürünler lazer yazıcılar ve mürekkep püskürtmeli yazıcılar.

HP’nin durakladığını söylüyorum çünkü neredeyse son 20-30 yıldır HP’den yeni bir ürün-teknoloji çıkmadı.

Neyse, bir şeyler icat ediyor olmasa da HP halen dünyanın en büyük firmalarından birisi. Bakalım önemli icatlar yapmadan bu şekilde daha ne kadar gidebilecek diyelim ve kitaba dönelim.

Kitaptaki en etkileyici bölümlerden birisi HP’nin General Radio firmasıyla ilişkisi. General Radio alanında o zamanın en büyük firmalarından birisi ve HP’nin ürünleri doğrudan General Radio’nun ürünlerine rakip.

Hatta HP’nin ilk ürünü General Radio’nun 400 dolarlık bir ürününe karşılık geliyor ve HP kötü bir hesapla bunu yalnızca 55 dolara satmaya çalışıyor. Bu fiyattan satış yaparlarsa batacaklarını da kısa zamanda anlıyorlar.

Etkileyici olan şu: General Radio’nun kurucusu Melville Eastham, HP’nin kurucusu iki kafadarı ziyaret ediyor. Bu ziyaretin “siz ne yapıyorsunuz, böyle rakip olunur mu, böyle fiyat verilir mi, sizi batırırım, mahvederim” şeklinde ifadelerle geçeceğini düşünüyorsunuz ilk anda.

HP’ciler de başta böyle düşünüyor en azından pek keyifli bir şey olmayacağını öngörüyorlar.

Ama Eastham rekabetin iyi bir şey olduğunu söylüyor, onlara bir abi gibi öğütler veriyor ve rekabetin iki şirkete de kendisini geliştirmesi için fırsat sunacağını söylüyor.

O tarihten sonra Eastham’la hep dost kalıyorlar ve arada yardımlaştıkları oluyor.

Kapitalizmin yalnızca vurma-kırma, parçalama, rakibini yok etmek olmadığını görüyoruz burada.

HP’ciler kendileri de benzer şekilde rakip yaratıyor ya da rakiplerine destek oluyor.

Bu örneklerden birisi HP’nin diğer kurucusu Bill Hewlett’ın askerde tanıştığı Howard Vollum’la ilgili.

David ve Bill, Howard Vollum’u şirketlerine almak istiyorlar ama yaptıkları görüşmede Vollum’un asıl istediğinin kendi şirketini kurmak olduğunu anlıyorlar.

Vollum’a yardımcı olup şirketini kurmasını sağlıyorlar. Bu şirket osiloskop alanında halen dünyanın iyi firmalarından birisi olan Tektronix.

The HP Way kitabı HP’yi tanımak ve kurucularının iş felsefelerini anlamak için çok yararlı bir kitap.

Erdoğan’ın eğitim sistemi değerlendirmesi

Ekim 19, 2020

Erdoğan şöyle demiş: "Türkiye kuru kuruya batıcılık saplantısı yanında, pek çok sapkın ideoloji ve akımın zehrine de maruz kalmış bir ülkedir. Fikri iktidarımızı bize ait olmayan bir medeniyete kaptırmamızın nedeni, bu sapkın akımların önlerinin bilinçli şekilde açılmasıdır. Amorf bir nesil yetiştirme gayreti oldukça pahalıya mal olmuştur. Döktüğümüz nice gözyaşların, acıların gerisinde kuşaklar boyunca maruz kaldığımız fikri irtica vardır. Yapmamız gereken kendi medeniyet birimimize uygun nesiller yetiştirmektir."

Buna benzer sözleri Atatürk karşıtlarından hep duyarız. Onlara göre cumhuriyetin eğitim politikası temelden yanlıştır.

Öte yandan, ne önerdikleri de belli değildir. Erdoğan 18 yıldır iktidarda olduğu halde cumhuriyetin eğitim politikasının yerine bir şey koyamamıştır.

Aslında bu bile cumhuriyetin eğitim politikalarının o kadar kötü olmadığının bir göstergesidir.

Şu yazıma da göz atmakta yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2011/11/10/ataturk-ile-cahillesen-toplum/

Türkiye’ye Süper Bilgisayar Gerekli

Ekim 8, 2020

Süper bilgisayar, sıradan bilgisayarların yapamayacağı işlemleri kısa zamanda yapabilen bir bilgisayar demek. Dünyanın gelişmiş hemen her ülkesinde süper bilgisayarlar var. En çok süper bilgisayar Çin’de (226 adet). Onu Amerika izliyor (114 adet). Türkiye’de Ege Üniversitesi bir zamanlar talihsiz bir süper bilgisayar alımı ihalesine çıktı ama bu ihale mahkeme konusu oldu ve sonuçlanmadı. Şu anda Türkiye’de bir süper bilgisayar yok.

Süper bilgisayar ne işe yarar? Yaradığı işlerden birisi meteoroloji modellemesi ve tahmini. Örneğin İngiltere’de şu anda bu amaçla bir süper bilgisayar kullanılıyor ve yenisinin alımı da planlanıyor. Şu anki süper bilgisayar İngiltere’yi 1500 metrelik kenarlara sahip olan karelere bölüp modelleme yaparken yenisi bu mesafeyi 100 metreye indirecek, dolayısıyla çok daha hassas modellemeler ve tahminlerde bulunabilecek.

Hava tahmininin ne kadar önemli olduğunu yaşadığımız felaketlerden biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’deki bir süper bilgisayarın ilk kullanım alanı bu olabilir.

Tabii ki süper bilgisayarların ilaç araştırması, ileri bilimsel hesaplar gibi başka kullanımları da bulunuyor.

Türkiye süper bilgisayar alanından geri kalmamak için 2019 yılında Avrupa Yüksek Performanslı Bilişim Merkezi’ne ( European High Performance Computing Joint Undertaking) katıldı. Ama bu merkeze katılmanın yanı sıra kendi süper bilgisayarına da sahip olmalı.

Süper bilgisayarlar olağanüstü pahalı. Örneğin, İngiltere Meteoroloji İdaresi’nin yeni süper bilgisayarı için 10 yılda toplam 1.55 milyar dolarlık bütçe ayrıldı.

Türkiye’nin başlangıçta süper bilgisayar için bu kadarlık bir bütçe ayırması doğru değil, gerekli de değil.

Öncelikle, düşük bütçeli süper bilgisayar çalışmaları denenmeli. Örneğin, Oracle 1060 adet Raspberry Pi bilgisayarı kullanarak düşük maliyetli bir süper bilgisayar yaptı:

ABD Savunma Bakanlığı bünyesinde de 2010 yılında 1760 PlayStation3 oyun konsolu kullanılarak en hızlı süper bilgisayarlardan birisi yaratılmıştı.

Bu örneklerdeki süper bilgisayarlar çok düşük bütçelerle oluşturulabilir. Onlarca üniversiteye bu türden süper bilgisayarlar oluşturmak için para aktarılabilir ve böylece bu konuda bilgi birikimi sağlanabilir.

Powershell: An Interesting Property of Get-service command

Ekim 1, 2020

In Windows, a service means a special program that runs at the background.

To view and manage services we typically use services.msc console.

We can also manage services in Powershell, using the Get-service command.

When we type get-service command, we will get a list of the services.

And we can get an info about a specific service, feeding the get-service command with the name of a service too, like:

Get-service lanmanserver

The interesting property of get-service command is that it can retrieve info about “services” not displayed in service console!

For example, get-service mrxsmb20 command retrieves info about SMB protocol version 2 though there is no service like that in the services console.

We can leverage this property to learn about the existince of SMB 1.0 that deemed as insecure:

In the above picture, we can see that we have SMB 2.0 and currently SMB 1.0 is not enabled on the computer. Nice!

If the SMB 1.0 has been enabled, the command generates output like:

Well, where does get-service command retrieves those info about such services?

In Windows, info about services AND drivers can be found in the following Registry location:

ComputerHKEY_LOCAL_MACHINESYSTEMCurrentControlSetServices

Get-service command queries this location and normally filters out the info about the drivers and displays info only about services.

But when feeded with a name, then get-service command retrieves info about that item too, whether it is a real service or not.

Very interesting and usefull indeed.

Amerika’nın “İki Geleneksel Savaş” Stratejsi ve Ak Parti

Ekim 1, 2020

Soğuk Savaş sona erdikten sonra Amerika’nın yeni savaş stratejileri geliştirmesi gerekti.

Amerika’nın ilk zenci genel kurmay başkanı Colin Powell bu amaçla "İki Geleneksel Savaş" stratejisini geliştirdi.

Bu strateji, Amerika’nın aynı anda iki geleneksel savaşı yürütebilecek silahlı kuvvetlere sahip olması anlamına geliyordu.

İki savaş, daha fazlası değil.

Amerika gibi bir ülke bile aynı anda iki savaştan fazlasına zorlanır çünkü.

Ak Parti’nin dışişleri politikası ise çok sayıda yerde, çok sayıda ülke ya da grupla, aynı anda çatışmayı göze almak şeklinde.

Suriye devletiyle, Suriye-Rusya-Amerika tarafından desteklenen YPG’yle, Ermenistan’la, Yunanistan’la, Güney Kıbrıs’la, Fransa’yla, Libya’da Hafter güçleriyle çatışma halindeyiz ya da çatışabiliriz.

Suudi Arabistan ve onu destekleyen uydu devletlerle çatışmamız da cabası.

Amerika’nın göze alamadığı çok sayıda düşmanla aynı anda çatışmayı biz hangi ekonomik güce dayanarak göze alıyoruz?

Powershell: Get-service komutunun ilginç bir özelliği

Eylül 24, 2020

Windows’ta hizmetler arka planda çalışan özel programlar demek. Hizmetlere erişmek için services.msc konsolunu kullanabiliyoruz.

Hizmetler Powershell’de de get-service komutuyla görüntülenebiliyor.

Tüm hizmetlerin bilgisini get-service komutuyla görebildiğimiz gibi tek bir hizmetin adını vererek ona ilişkin bilgileri de görebiliyoruz, aşağıdaki gibi

Get-service lanmanserver

Bugün öğrendiğim ilginçlik, get-service komutunun Hizmetler konsolunda görünmeyen ögeleri de sorgulayıp getirebilmesi.

Örneğin, get-service mrxsmb20 komutu bilgisayarımızdaki SMB mekanizmasının 2.0 sürümüyle ilgili bilgiyi getiriyor, bilgisayarda bu adda bir hizmet olmadığı halde!

Bu özelliği bilgisayarlarda güvenlik açısından bulunmaması gereken SMB 1.0 sürümünün varlığını sorgulamak için kullanabiliriz.

Yukarıdaki şekilde bilgisayarda SMB’nin 1.0 sürümünün bulunmadığı görülebiliyor.

Eğer SMB 1.0 yüklüyse şu şekilde çıktı alıyoruz:

Peki, get-service bu ek bilgileri nereden getiriyor?

Windows’ta hizmetler ve sürücülere ilişkin bilgi Registry’de aşağıdaki konumda bulunuyor:

ComputerHKEY_LOCAL_MACHINESYSTEMCurrentControlSetServices

Get-service komutu bu konumu sorguluyor ve normalde sürücülere ilişkin değil yalnızca hizmetlere ilişkin bilgileri döndürüyor.

Ama bir sürücünün adını verdiğimizde onun bilgisini de getirebiliyor.

İlginç bir bilgi.

Her yer Fabrika, her yer Üretim

Eylül 23, 2020

İnsanlarımız, sağcısı, solcusu, dincisi, laiği hep aynı şeye inanıyor: Üretim şart. Daha fazla üretmeliyiz. Daha fazla sanayi olmalı. Her yer fabrika olmalı, her yerde üretim olmalı.

Her şeyin yerlisi, millisi yapılmalı, dışarıya beş kuruş çıkmamalı, hep dışarıya satmalı.

Bu pek sağlıklı bir düşünce değil. Açıklayalım.

Günümüzde ekonomilerin üç ana bölümü var; Tarım-hayvancılık, Sanayi, Hizmet

Tarım-hayvancılık insanın hem gözünü hem de ağzını doldurur. Karşınızda elle tutulabilir şeyler vardır; tarlalar, bağlar-bahçeler, inekler, koyunlar, tavuklar.

Tarım ve hayvancılıkla uğraşmak insana önemli bir iş yaptığı duygusu verir.

Sanayi de öyledir: Kocaman binalar, gelişmiş makineler, ileri teknoloji, vs.

Hizmet sektörü insanların gözünde en değersizidir. Hizmet sektöründen bir şey olmayacağı düşünülür, hizmet sektörü gelip geçici bir şeydir, çerez gibi bir şey olarak görülür. Asıl şey değildir hizmet sektörü.

Ama rakamlar öyle söylemiyor. Türkiye dahil olmak üzere belli bir gelişmişlik düzeyine ulaşan ülkelerinde hizmet sektörü en büyük sektör! Bunu böyle kabul edip politikaları buna göre şekillendirmek gerek.

Örneğin, 2016 rakamlarına göre İngiltere’de tarım-hayvancılığın payı yüzde 0.6, sanayinin payı 19.2 ve hizmet sektörünün payı 80.2

Türkiye’de de durum farklı değil. Dr. Hakan Çınar’ın Dünya gazetesinde yayınlanan bir yazısına göre, ekonomimizde tarımın payı %1,8 (yazıyla bir virgül 8). Buna karşın, sanayinin payı 19,6 ve hizmetler sektörünün payı 72,6.

Sanayinin pahalı olması gibi bir durum da var. Çok yeni bir habere bakalım:

“Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Kalyon Enerji’nin Ankara Sincan’da 400 milyon dolarlık yatırımla kurduğu, dünyanın ilk entegre Güneş Teknolojileri Fabrikası’nı bugün törenle açıyor. Dev yatırım toplam bin 400 kişiye istihdam sağlayacak.”

400 milyon dolarlık yatırımla kurulan fabrika 1400 kişiye iş sağlayacak. Yani, fabrikanın maliyeti işçi başına yaklaşık 300 bin dolar. Bu maliyet düşük bile sayılır. Normalde fabrikaların maliyeti işçi başına 500 bin dolarla 1 milyon dolar arasında değişiyor.

Yani, fabrika kurarak istihdam sağlamanın çok yüksek bir maliyeti var. 10 milyon işsize fabrikalarda iş yaratmak için yüzlerce milyar dolar tutarında yatırım yapmak gerekli.

O zaman ne yapmak gerekli? Fabrika ve sanayi gerekli ama ekonomi yalnızca sanayiden oluşmuyor (tarım ve hayvancılıktan zaten oluşmuyor). Bizim hizmet sektörü üzerine daha fazla kafa yormamız gerek.

Kafası çalışan insanlarımızın, politikacılarımızın hizmet sektörü üzerine politikalar oluşturması gerek.

Elektronik Seçim mi? Unutalım Gitsin.

Eylül 22, 2020

Türkiye’de ara ara tekrarlanan bir öneri vardır: Seçimler elektronik olsun. Kağıda mühür basma yerine Internet üzerinden oy verelim. Sistemin korunması için blok zincir dahil olmak üzere çeşitli mekanizmalar kullanalım.

Elektronik olan, İnternet üzerinden yapılan hiçbir işlemin güvenliği sonuna kadar sağlanamaz. Ama durum böyle iken İnternet’ten banka havalesi yapabiliriz, kitap satın alabiliriz, film izleyebiliriz.

Bu işlemlerde bir sorun çıkarsa sorunun boyutu bellidir, yapılacak şeyler bellidir. Örneğin, belli bir miktarın üzerinde havale yaptığımızda bankadan uyarı gelir ve havaleyi yapan biz değilsek işlemi iptal edebiliriz.

İnternet’ten aldığımız bir giysiyi üzerimize uymadı diye iade edebiliriz.

Seçimler böyle değildir. Seçim bir ülkenin kaderini 4-5 yıl boyunca etkileme gücüne sahiptir. Elektronik bir seçimde yaşanabilecek bir olumsuzluğu giderme olanağı çok kısıtlıdır.

Dünyanın her yerinde böyledir. Çok sayıda çalışma var olan ya da düşünülen elektronik seçim sistemlerindeki açıkları göstermektedir.

Bu yüzden Ronald Rivest seçimlerin güvenilirliği konusunda yeni bir öneride bulunuyor. Rivest de kim diye sorabilirsiniz?

Rivest, şifreleme algoritması RSA’e adını üç kişiden birisi. Uzmanlık alanı şifreleme olduğu halde yaptığı öneri düşük teknolojili bir sistem.

Önerisi şu linkte okunabilir:

https://www.quantamagazine.org/rsa-cryptographer-ronald-rivest-seeks-secure-elections-20200312/

Öneri saçmalık derecesinde karmaşık ve sistemleri yorucu. Bu yüzden de hataya da açık.

Üstelik olmayan bir soruna çözüm öneriyor. Batılı ülkelerde seçimin güvenilirliği hemen hiç tartışma konusu olmadı.

Türkiye’de benzer bir durum var. Çok sayıda söylentiye, iddiaya karşın 1950 yılından bu yana son derece güvenilir seçimler yapıyoruz.

Bu konudaki değerlendirmemi şu yazıda bulabilirsiniz:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2015/11/05/secimlerde-hile-yapiliyor-mu/

Dolayısıyla, elektronik seçimi unutup seçimleri şimdiye kadar yapıldığı gibi yapmakta yarar var.

Sırça Köşk

Eylül 22, 2020

Sabahattin Ali’nin Sırça Köşk adlı hikayesini okumakta, üzerinde düşünmekte yarar var.
Sabahattin Ali bir Marksist’ti ve öyküyü güçlü, yıkılmaz sanılan kapitalist devletin aslında bir sırça köşk olduğunu anlatmak, kolaylıkla yıkılabileceğini göstermek için yazdı.
Ama büyük yazarların yazdıkları onların kafalarındaki amaçlardan çok öteye ulaşabilir.
Bana başka açılardan çok anlamlı göründü bu hikaye. Örneğin, Sırça Köşk’ü kurumların bilgi işlem yapıları olarak düşünebiliriz.

Bilgi İşlem yapıları sürekli büyüme, karmaşıklaşma ve departmanlaşma eğiliminde.

Çoğu bilgi işlem bölümü verimsiz hale geliyor, kurumun üzerine bir yük gibi biniyor ve aynen öyküdeki gibi aslında hiç de güvenilir bir hizmet sunamıyor; farklı bir yük geldiğinde ya da saldırı olduğunda darmadağın oluyor.
Çözüm, bilgi işlemi basitleştirmek; kullandığımız donanımları, yazılımları, hizmetleri, departmanları azaltıp anlaşılır, yönetilir hale getirmek.
Hikayeyi şuradan dinleyebilirsiniz:

https://youtu.be/SJwUaq0Nu9c

Forrest Gump romanının yazarı Winston Groom 77 yaşında ölmüş

Eylül 18, 2020

Forrest Gump kitabını okumadım ama filmini izledim ve bana çok anlamlı gelmişti.

Bence ana fikri yaşamı çok fazla karmaşık hale getirmemek, basit yaşamaya çalışmak, çok zorlamamak ve belki de en önemlisi kendinle barışık olmaktı.

Kitabın kahramanı Forrest tam bu şekilde yaşarken çok sevdiği kadın tam tersine bir yaşam sürmeye çalışıyordu. Hırsları, özlemleri çok büyüktü ve bu yüzden başı belaya giriyordu. Doğduğu kasabaya ölümcül hasta olarak döndüğünde yaptığı şey doğup büyüdüğü evi taşlamak oldu, çünkü sorunlarının kaynağı olarak o evi görüyordu. Halbuki insanların çoğu ideal ortamlarda ("evlerde") doğup büyümüyor. İdeal denilen ortamlarda doğup büyüyenler de mutlu olacak, başarılı olacak diye bir şey yok.

İnsanın mutsuzluğu değil mutluluğu kovalaması gerek. İyi yaptığı işlere yönelip iyi insanlarla birlikte olmaya çalışması gerek. Ailesini, geçmişini suçlamadan yapabileceklerine odaklanması gerek.

Groom öldü ama eseri bu düşüncelerle hep yaşayacak gibi.