Gazeteci kimdir, ne iş yapar? Gazeteci uzman mıdır, uzman kişi olarak görüş bildirebilir m i tavsiye verebilir mi?

Haziran 2, 2020

Gazeteci normalde, bir şeyin uzmanı değildir.

Bir şeyin uzmanı olan kişilerden bilgi ve tavsiye alıp bunu paylaşabilir, o kadar.

Fazlası, gazetecinin kendi işini, kimliğini abartması demektir.

Bu durumun en yeni örneği Mehmet Tezkan. T24’te şöyle bir haber var:

"Gazeteci ve T24 yazarı Mehmet Tezkan, gündemde olan olayların ‘aslını’ her gün yayınladığı 2 dakikalık videolarda anlatıyor.

Tezkan bugün yayınladığı videoda, yeni tip Koronavirüs salgınında ‘normalleşmeye ilk adım’ olarak görülen ‘1 Haziran’ kararlarını yorumladı.

Sağlıkçıların da gündeminde olan ikinci Koranavirüs dalgası ile ilgili konuşan Tezkan, "İkinci Korona dalgası gelirse birincisini mumla ararız.

Sağlık Bakanı’na uyarım; ikinci dalgayı beklesin" dedi. "

Tezkan nasıl oluyor da bir doktor olan Sağlık Bakanına tavsiye verebiliyor? Hangi uzmanlıkla, hangi bilgi ve birikimle, hangi yetkiyle?

Gazetecilerin çoğunluğu Tezkan gibi davranıyor; her şeyi bildiklerini sanıyorlar, uzmanlara tavsiye veriyorlar, politikacılara tavsiye veriyorlar, politika öneriyorlar, plan-proje öneriyorlar.

Gazeteciliğin hiç anlaşılmadığının bir göstergesi bu.

Gazeteci haber verir, haberleri yorumlar. Hepsi bu.

Ötesi, gazetecinin kendisine sahip olmadığı değerleri atfetmesidir.

Sincap gibi olalım, tasarruf yapalım

Mayıs 31, 2020

Bahçeye gelen sincaba fıstık atıyoruz. Sincap yiyebileceği kadarını yiyiyor. Sonra, geri kalanı kötü günler için toprağa gömmeye çalışıyor.
İnsanlar olarak ders almamız gereken bir hareket.
Bu son salgın çok sayıda insanı zor durumda bıraktı. Zor durumun dış nedenleri dışında, bireysel nedenleri de vardı, kazanırken bir kenara para koyamamak gibi.
Bu durum yalnızca bizim değil her yerde, her milletten insanın sorunlarından birisi.
Sanki her zaman işler yolunda olacakmış gibi para harcıyoruz, tasarruf yapmıyoruz.

Oysa salgın gibi küresel krizler dışında, tek bir devlete ya da sektöre ilişkin sayısız kriz bizi bekliyor.

Sincap gibi olalım, bir kenara para koyalım.

Erdoğan’ın Majino Hattı

Mayıs 26, 2020

Majino Hattı temelde askeri bir olayı anlatır. Ama askeri olguların çoğunda olduğu gibi sivil hayata ilişkin de yansımaları vardır.

Neydi Majino Hattı?

Birinci Dünya Savaşı’nın önemli bir bölümü, Fransa toprakları içinde siperlerde yaşandı.

Fransa da Almanya da kazdıkları siperleri sağlamlaştırdılar ve bu siperler, mevziler neredeyse savaş sonuna kadar değişmedi.

Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Fransa gelecekteki bir savaşın yine siper temelli olacağını varsaydı ve bu savaşın Fransa topraklarında yaşanmaması için Almanları daha sınırda durduracak, aşılmaz bir savunma hattı oluşturdu.

Bu hat, böyle bir hattın inşa edilmesini ısrarla savunan devlet adamı Majino’nun adıyla anıldı.

Almanlar İkinci Dünya Savaşı’nda savaşın kurallarını değiştirdi; yıpratıcı bir siper savaşı yerine hızlı motorize birliklerle (teknoloji de artık buna izin veriyordu) sonuç almaya yöneldiler.

Majino hattıyla uğraşmak yerine çevresinden dolanıp Fransa’yı çok kısa bir zamanda işgal ettiler.

Majino Hattı da, aklı geçmişte kalmış kişilerin şimdiye ve geleceğe ilişkin ürettiği yararsız mekanizmalar anlamına gelmeye başladı.

Majino Hattı’nın Erdoğan’la ne ilgisi var?

Erdoğan bayramda yaptığı açıklamalarda, özellikle Babacan’ın youtube ve diğer sosyal medya ortamlarında yaptığı etkinlikleri eleştirdi, küçümsedi ve parti üyelerinin tekrar yollara düşüp bir gönül seferberliğine girişmesini istedi.

Yollara düşmek, evleri kapı kapı dolaşmak, sıkılmadık el bırakmamak Refah Partisi’nin ve Ak Parti’nin güzel yaptığı, onları ayırt eden etkinliklerdi. Ne zaman? 30 yıl önce.

Bu yöntemler şimdi de işe yarar mı? Kuşkusuz yarar ama yalnızca bunları yapmak Erdoğan zamanında zorunlu olarak gelişen, güçlenen sosyal medyayı göz ardı etmek demek olur.

Babacan’ın yaptığı etkinliklerin yüzbinlerce, milyonlarca kişi tarafından izlenmesi günümüzde ve gelecekte sosyal medyanın politik faaliyetlerde ne kadar etkili olacağını gösteriyor.

Erdoğan, tehdit gördüğü zaman eskiden işe yarayan yöntemlere dönüyor, kurduğu Majino hattına sığınmaya çalışıyor.

Majino Hattı zamanında Fransızları kurtaramadı, şimdi de bu hatta sığınanların seçim kazanmasını da sağlamaz.

Powershell’de iki klasör içindeki dosyaları karşılaştırma

Mayıs 21, 2020

İki klasörü karşılaştırıp dosya farklılıklarını gösteren çok sayıda program var.

Ama bu iş için Powershell komutlarını da kullanabiliriz.

Aşağıdaki üç komut f:\bir ve f:\iki klasörlerini karşılaştırıyor, farklı dosyaları (birinde olup da diğerinde olmayanı) listeliyor:

$ilkklasor = Get-ChildItem -Recurse -path f:\bir

$ikinciklasor = Get-ChildItem -Recurse -path f:\iki

Compare-Object -ReferenceObject $ilkklasor -DifferenceObject $ikinciklasor

Birinci satırdaki get-child komutu belirtilen konumdaki ögeleri listeliyor. Komuttaki –recurse parametresi, belirtilen konumdaki alt klasörlerin de inceleneceği anlamına geliyor.

Komutun çıktısını $ilkklasor adındaki bir değişkende tutuyoruz.

İkinci satırda aynı işlemi bu sefer diğer klasör için yapıyoruz ve sonucu $ikinciklasor adındaki değişkende saklıyoruz.

Sonra compare-object komutuyla iki değişkeni karşılaştırıp sonucu listeletiyoruz.

Resimde komutları ve sonuçlarını görebilirsiniz.

Yine resimde görebileceğiniz gibi referenceobject ve differenceobject parametrelerinde değişkenlerin yerini değiştirebiliriz, sonuç değişmez.

Bu çözümün sorunları var tabii: Örneğin, dosyaların alt klasörde olması durumunda o alt klasörün bilgisini raporlamıyor.

Yalnızca dosyaların adlarına baktığımız için aynı dosyanın farklı sürümlerinin bulunması durumunu da atlıyoruz.

Yine de, bu haliyle bile çok iş görebilecek bir çözüm.

Kaynak: https://devblogs.microsoft.com/scripting/easily-compare-two-folders-by-using-powershell/

Bir siyasi tahmin: Mehmet Şimşek

Mayıs 12, 2020

Ekonomi yönetimi sıkıştı.

Berat Albayrak’la bir yere gidilemiyor.

Ali Babacan parti kurup rakip olduğu için elde eskilerden Mehmet Şimşek var.

Mehmet Şimşek depodan çıkartılıp ekonominin başına getirilebilir.

Fena da olmaz.

Dünyadaki gelişmeler bir-iki tanımlayıcı cümle ile anlatılabilir mi?

Mayıs 4, 2020

Sorunun yanıtı genel olarak “Hayır”. Bir-iki cümleyle ciddi hiçbir şey anlatılamaz.

Bazen, eğer anlatan kişi konuya hakimse, içinde yaşadığımız dünyanın çeşitli ögeleri bir-iki cümle ile anlatılabilir, bu da güzel ve özet bir bilgi olabilir ama yalnızca zaten konuyu iyi bilen insanlar için.

Diğerleri içinse çok daha fazla ayrıntıya ve açıklamaya gerek vardır.

Sorun, özellikle Türkiye’de konunun yetkilisi gibi görünen insanların konularına hakim olmaması. Ya da hakim oldukları konuların dışına çıkmaları ve bunun sonucu olarak saçmalamaları.

Bu durumun çeşitli örnekleri var: İlber Ortaylı, Emrah Sefa Gürkan, Oytun Erbaş çok yapıyorlar bunu örneğin.

Son örnek, değerli iktisat tarihçimiz Şevket Pamuk’tan (değerli sözcüğünü alay etmek için kullanmadım, kendisi değerli, dünya çapında değeri bilinen bir iktisat tarihçisidir).

Habertürk’te yayınlanan söyleşisinde (https://www.haberturk.com/prof-sevket-pamuk-salgin-sonrasi-donem-2-dunya-savasi-sonrasindaki-refah-donemi-gibi-olmaz-2666757) Şevket Pamuk uzmanı olduğu iktisat tarihinin dışına çıkıp dünyanın şimdiki hali, korona salgını, Türkiye’nin yaşadığı kriz ve çözüm önerileri konularında fikir yürütüyor, yürütürken de yalan-yanlış bilgiler veriyor.

Yazısında şu anda yaşanan kriz dolayısıyla IMF’den yardım istemenin yanlış olduğunu anlatıyor: “Bence IMF’nin kapısı çalınmamalı, cari açık dediğimiz uzun vadeli yapısal sorunlarla mücadele edilmeli. Hemen olmazsa da orta vadede bunlarla mücadele edilmeli. IMF’yi koltuk değneği olarak görüyorum ve sağlıklı bir iş de değil. Borcu bugün alırsak, 5 sene sonra ödeyeceğiz ve 10 sene sonra yine IMF’nin kapısını çalacağız.”

Pamuk, TC Merkez Bankası’nın diğer ülkelerin merkez bankalarıyla para alışverişi (swap) anlaşması yapmasına da karşı: “Peki, herkes kullanıyor ama bu SWAP nedir? Biz ABD Merkez Bankası’na Türk lirası yollayacağız, onlar da bize dolar yollayacak ama belirli bir süre için. Bir süreliğine bu değiş tokuş yapılacak, bir süre sonra da bunlar geri alınacak. Bizim liralar geri gelecek, bizden de dolarları iade etmemiz beklenecek. O zaman SWAP dediğimiz şey uzun vadeli bir çözüm değil. Bir süre için olsa olsa bizim Merkez Bankası’nın rezervlerine eklenecek. Zaten son bir buçuk senede bu tür SWAP’lar yoluyla Merkez Bankası epey bir makyaj yaptı, rezervlerini yükseltti. Şimdi bu şekilde bir şey yapılacak ama bu, gördüğünüz gibi daimi bir çözüm değil. Amerikan Merkez Bankası’nın bu SWAP’ları kabullenip, Türkiye’yi de listesine alıp almayacağı şu anda belli değil. Alsa bile bu birkaç aylık kısa vadeli bir çözüm olur, sonunda yine aynı yere geliriz. Çünkü o dolarlar Amerikan Merkez Bankası’na çok uzun olmayan bir gelecekte iade edilecek.”

Halbuki, IMF yardımı, diğer merkez bankalarıyla swap yapabilme, kalıcı önlemler olmamasına karşın, kriz ortamında ekonomik işleyişin sürmesine yardımcı olacak araçlar.

Dünyayı yönlendiren aktörler için de şunu söylüyor: “Sonunda küreselleşmeyi güçlü ülkelerin devletleri yönlendiriyor hâlâ. İki buçuk aktör var: Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve yarım aktör olarak da Avrupa Birliği.

Halbuki, 2018 rakamlarıyla ABD’nin Gayri Safi Milli Hasılası 20.5 trilyon dolar, Çin’inki 13.61 trilyon dolar iken Avrupa Birliği’ninki 18.8 trilyon dolar!

Yani, Avrupa Birliği yarım aktör değil, Çin’in hayli ilerisinde bir ekonomik güç.

Kısacası, Şevket Pamuk’un iyi bir iktisat tarihçisi iken, güncel ekonomiyi anlamadığını söylemek mümkün.

Pamuk’un ve diğer bilim insanlarının sorunu, uzmanlık alanlarından çıkıp başka alanlarda görüş bildirmeye çalışmaları, kendilerine uzatılan mikrofonun şehvetine kapılıp yalan-yanlış, anlamsız görüşler ileri sürmeleri.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2020/03/22/oytun-erbasi-bekleyen-tehlike-medya-maymunlugu/

Kafiye düşmanı şairler

Nisan 28, 2020

Habertürk gazetesi çok güzel bir iş yaptı ve özellikle karantina günlerinde iyi zaman geçirebilmemiz için çok sayıda şairi ve eserlerini tanıtan bir bölüm hazırladı. Gazetenin Kültür-Sanat bölümünde ilgili yazıları bulabilirsiniz.

Şairler ve şiirlerde dikkatimizi çeken ilk şey, zaman ilerledikçe şiirlerden kafiyenin yok oluşu. Sanki şairler bir emir almışlar ve kafiyeyi tümden şiirlerinden çıkarmışlar gibi.

Habuki şiiri düz yazıdan ayıran ve hatırda kalmasını sağlayan en önemli özelliklerden birisi kafiye.

Kafiyeyle birlikte yok olan şeylerden birisi anlam.

Eski şiirlerde gördüğümüz anlam bütünlüğü yerini anlamsız bir söz yığınına bırakmış.

Şiirin bir olayı, bir olguyu, bir deneyimi, bir duygulanımı edebi şekilde anlatması, bu sırada hoş gelen söz oyunlarına baş vurması terk edilip gitmiş.

Karşılaştırma için birisi yeni, diğeri eski iki şiire göz atmakta yarar var:

Didem Madak:

ÇALIKUŞU’NUN Z RAPORU
Kedi ve kasımpatı kokuyor bütün sokaklar
Dilinin dönmediği duaları sayıklıyor
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman
Yağmur yağıyor durmadan
Ağlıyorum kaşarlanmış bir masumiyet olarak
Bir çılgının
Kedilerin ruhlarımızı okuduğuna inandırmaya çalışan herkesi
Bir elimde tabanca
Bütün dualarım delik deşik.

Başörtülü bir anne olarak bekliyorum ruhumun
Şark hizmetinden dönüşünü

Mahalle kavgalarına karışmadan
Kocaman bir kabakla boğuşuyorum bazen
Doğruyor ve kızartıyorum onu
Günler külkedisi, akşamları kömür yakıyoruz.
Hikâyeme bir hayat yazmak istiyorum
Pek inandırıcı olmayan
Ruhuma ıhlamur yollamak istiyorum yün eldivenler
Hikâyeme bir ölüm yazmak istiyorum
Beni masalların ortasında bırakıp giden ruhuma
Romantik radyo dinleyen o eski arkadaşıma
Son bir kere daha limon ağaçlarından bahsetmek istiyorum
Otobüs duraklarında yağmurlar bekliyor beni
Yağmurla beraberliğimden doğan
Birinci ve yüzbininci hayaletim
Ucu ısırılmış bir simidin acısını durmadan
O kadar çok, o kadar çok hissediyorum.
Fareler yeraltından fırlatılan havai fişeklerdi
Haberler getiriyorlardı, hep kötü haberler
Akşamları günahkâr yazar kasalar kadar
Z raporları kadar uzun şiirlerim
Elinde bir paket çubuk krakerle geçmişim
O eski arkadaşım yıkanmış midesiyle
İskambil kağıtları kusan, zarlar
Maça kızı ve pis yedili sayesinde
Kaç kere ölümle randevulaştı.
Plastik çiçeklerle ziyaretine geldi hayat
Semt pazarından alınma hırkasıyla,
Ayolu, yanisi bol konuşmalarıyla
Her bastığında gıcırdayan tahtalarıyla
Öyle çok sevdim, öyle çok sevdim
Binlerce kapıcı karısından birinin ismiydi sanki kader.

Delirdiğim altyazı şimdi bütün aynalarda
Vazgeçtim sonunda hep tura gelen uğur paramdan.
Hikâyem ucuz, romanım basmakalıp
Pembe kağıtlar aldım
Hayatıma bir ölüm yazacağım
Bir ölüm, pek de inandırıcı olmayan
Yazık hiçbir şair bir çiy tanesi kadar bile sızmadı kâğıda
Kayıp şiirlerim gül resimleridir şimdi.

Yazık bir son mektup bile bırakmadan gitti
Zeyniler Köyünde Çalıkuşu şimdi artık zaman.

Cahit Sıktı Tarancı

OTUZ BEŞ YAŞ
Yaş otuzbeş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.

Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allah’ım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz;
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?

Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim:
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim
Yalandır kaygısız olduğum yalan.

Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hatırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.

Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar.

N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında

Kafiyenin ve söz oyunlarının terk edilişi, bunların eski zamanlara ait özellikler olduğu inancına dayanıyor. Halbuki durum bu değil. Bir ilki gerçekleştirip yazdığı şarkı sözleriyle edebiyat alanında Nobel ödülü kazanan Bob Dylan’ın bugünlerde yazdığı bir şarkı sözüne bakın:

“I Contain Multitudes”

Today, and tomorrow, and yesterday, too
The flowers are dyin’ like all things do
Follow me close, I’m going to Bally-na-Lee
I’ll lose my mind if you don’t come with me
I fuss with my hair, and I fight blood feuds
I contain multitudes

Got a tell-tale heart like Mr. Poe
Got skeletons in the walls of people you know
I’ll drink to the truth and the things we said
I’ll drink to the man that shares your bed
I paint landscapes, and I paint nudes
I contain multitudes

A red Cadillac and a black mustache
Rings on my fingers that sparkle and flash
Tell me, what’s next? What shall we do?
Half my soul, baby, belongs to you
I rollick and I frolic with all the young dudes
I contain multitudes

I’m just like Anne Frank, like Indiana Jones
And them British bad boys, The Rolling Stones
I go right to the edge, I go right to the end
I go right where all things lost are made good again
I sing the songs of experience like William Blake
I have no apologies to make
Everything’s flowing all at the same time
I live on a boulevard of crime
I drive fast cars, and I eat fast foods
I contain multitudes

Pink pedal-pushers, red blue jeans
All the pretty maids, and all the old queens
All the old queens from all my past lives
I carry four pistols and two large knives
I’m a man of contradictions, I’m a man of many moods
I contain multitudes

You greedy old wolf, I’ll show you my heart
But not all of it, only the hateful part
I’ll sell you down the river, I’ll put a price on your head
What more can I tell you? I sleep with life and death in the same bed
Get lost, madame, get up off my knee
Keep your mouth away from me
I’ll keep the path open, the path in my mind
I’ll see to it that there’s no love left behind
I’ll play Beethoven’s sonatas, and Chopin’s preludes
I contain multitudes

Dylan’ın “şiir”i çok zengin bir şiir: Bol miktarda kafiyeye, söz oyununa, çok sayıda başka kişiler ve kavramlara atıfa dayanıyor.

Şiiri kafiyeden ve söz oyunlarından sıyırıp fakirleştirmeyelim.

Vietnam’ı işgal etmeye çalışan Çin

Nisan 22, 2020

Vietnam denilince akla hemen Vietnam Savaşı gelir: Amerikalılar yıllarca zavallı Vietnamlıların üzerine bomba yağdırdı, suçsuz insanları katletti.

Biraz daha araştıranlar Vietnamlıların ilk önce Fransızları ülkelerinden kovduklarını bilir.

Peki, 1979 yılında komünist Vietnam’ın komünist Çin tarafından işgal edilmeye çalışıldığını biliyor musunuz?

Çin de başarılı olamadı ve on binlerce kişinin ölümünden sonra işgal çabasına son verdi.

Vietnam ne mi oldu? Ekonomide kapitalizm yolunu seçti çünkü komünizm bir ekonomik sistem olarak başarılı değildi.

Geçtiğimiz yıllarda da Amerikan Deniz Kuvvetlerinden birkaç savaş gemisi Vietnamı ziyaret etti.

Dünya dar kalıplar içinde anlaşılamaz.

Ömer Çelik’ten iddialar

Nisan 21, 2020

Ak Parti, çok sayıda düş kırıklığı yaratan insan örneğine sahip. Ömer Çelik bunlardan birisi.

Ak Parti’nin ilk başlarında Ayşe Armağan’a verdiği bir röportajda işinin Erdoğan’a hayır demek olduğunu söylemişti:

"Hayır, bunu söylemen doğru değil", "Hayır, böyle yapmamalısın".

Son beş yıldırsa tam bir "Evet Efendim"cilik oynuyor. Erdoğan’ın her dediğini gözü kapalı kabul ediyor, yanlış bulduğu tek bir şey olmuyor.

Aşağıdaki haberde söyledikleri bunun bir örneği:Korona salgınında en başarılı devletlerden birisi olduğumuzu iddia ediyor, bir de bunun gerekçelerini sunuyor. Avrupalıları beceriksizlikle ve birbirlerinin tıbbi malzemesini çalmaya çalışmakla suçluyor.

Halbuki İspanya’ya giden tıbbi malzemeye el koymaya çalışan kendi Ak Parti hükümeti olmuştu.

İran’in Şii Oluşu

Nisan 19, 2020

En ilginç bilgilerden birisi, İran’ın zamanında katı Sünni bir devlet oluşudur.

İran sonradan Şiileşmiş ve Şiiliğin en kuvvetli devleti olmuştur.

Peki, İran nasıl Sünnilikten Şiiliğe geçiş yaptı?

İnanılmaz ama bunu gerçekleştiren de bir Türk: Şah İsmail.

Şah İsmail’in çok güzel şiirleri var. Bunlardan bir tanesi aşağıda:

ârif isen bir gün seni seslerler

bülbül deyü gülistanda beslerler

bir gün seni rehberinden isterler

kimin izni ile girdin yola sen

özün eğri ise yola zararsın

derdini yetişmiş dermân ararsın

maslâhatın nedir şârı sorarsın

sarraf olmayınca girme şâra sen

kapudan çıkınca köşe gözetme

için karartıp da dışın düzetme

şah hatâyî ötesini uzatma

mü’min isen bir ikrârda dura sen