Galatasaray Üniversitesi’nden güzel bir tavır

Mart 14, 2019

Çok kişinin korkup sindiği bir ortamda Galatasaray Üniversitesi’nin tavrı her türlü övgüye değer:

Reklamlar

Muhalefette Histeri

Mart 14, 2019

Son cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayı neredeyse Abdullah Gül olacaktı.

Nefret edilen Erdoğan’ın karşısına Gül çıkarılacaktı.

Gül kim?

Erdoğan’ın en yakın arkadaşlarından birisi. Yıllarca yoldaşlık yaptılar.

Muhalefet Erdoğan’ı ne kadar sevmiyorsa Gül’ü de o kadar sevmiyordu.

Ama Gül cumhurbaşkanlığından düşüp bir de Erdoğan yanlılarınca tukaka edilince muhalefetin gözünde değere bindi.

Muhalefet Gül’ün aslında ne kadar değerli olduğunu konuşmaya başladı.

Muhalefetin bu yaklaşımı yeni değil.

Ak parti ve Erdoğan’a karşı eskiden kötülediğimiz kim varsa onu beğeniyoruz, değerini anlamaya başlıyoruz.

Erbakan, Demirel, Türkeş için de böyle oldu örneğin.

Erbakan yıllarca dinciliğin, gericiliğin temsilcisi olarak görüldü, sonra Ak Parti ve Erdoğan karşıtı olunca adam ne haklıymış demeye başladık.

Demirel ve benzerlerinin hep Amerika tarafından başa geçirildiğine inandık yıllarca. Gün Zileli’nin “Yarılma” adındaki kitabında şöyle bir bölüm var:

Ama sonra Demirel Ak Parti’yi desteklemeyince, Ak Parti ve Erdoğan da onu kötülemeye başlayınca muhalefette Demirel bir çeşit aziz gibi görülmeye başlandı.

Olay şu: İktidarda o anda kim varsa, onun sözleri yaptıkları bizim sinirlerimizle oynuyor. Sonsuz bir öfke ve nefret duymaya başlıyoruz.

İktidardakini bir proje ürünü olmakla, özellikle de Amerika tarafından başa getirilmekle suçluyoruz.

Sonra, o kişi ve parti iktidardan düşüp yerini başka birisine bırakıyor.

Bu sefer yeni kişiye öfkelenmeye, nefret etmeye başlıyoruz. Bir öncekinde de çeşitli değerler görmeye başlıyoruz.

Buna histeri denir.

Çünkü histerinin tanımı şu şekilde:

Histeri veya isteri, psişik ve motor bozukluklar, özellikle duygusal reaksiyonlarda taşkınlık, ani sinirlenme, hareket bozuklukları, geçici kişilik değişimi ve günlük hafıza kaybı gibi çeşitli sistemlere ait psikosomatik şikayetlerle belirgin psikonevrotik bozukluk.

Muhalefetin artık bu histeri halini bırakıp adam gibi muhalefet yapmayı öğrenmesi gerek.

Hiç kimsenin bütünüyle şeytan ya da melek olduğunu düşünmemeliyiz.
En sevmediğimiz kişilerin iyi yanlarını görmeli, en sevdiğimiz adamların kötü yanlarını işaret edebilmeliyiz.

Duyguları, coşkuları, kin ve nefreti, komplo teorilerini arkalara gönderip aklı, mantığı, bilimi öne çıkarmalıyız.

Tarım ve hayvancılığın orantısız yeri

Mart 13, 2019

Siyasi ve ekonomik tartışmaları bir düşünün. Bu tartışmaların odağını tarım ve hayvancılık oluşturuyor.

İktidar tarım ve hayvancılığı nasıl geliştirdiklerini anlatıyor, yeni destekler açıklıyor.

Muhalefet tarım ve hayvancılığın bu iktidar zamanında öldüğünü, bittiğini iddia ediyor.

(Tarım ve hayvancılığın bittiği iddiası her dönemde duyabileceğiniz bir iddia).

Sıradan insanların da büyük siyasilerin de konuşmalarında tarım ve hayvancılık büyük yer kaplıyor.

Peki, tarım ve hayvancılığın ekonomide ve istihdamda payı nedir?

Dr. Hakan Çınar’ın Dünya gazetesinde yayınlanan bir yazısına göre, ekonomimizde tarımın payı %1,8 (yazıyla bir virgül 8). Buna karşın, sanayinin payı 19,6 ve hizmetler sektörünün payı 72,6.

İstihdamda da durum benzer; tarımın payı %25, sanayinin 28 ve hizmetler sektörünün 47.

Bu dağılımda göze çarpan şey, tarımın ekonomik olarak küçük bir paya sahip olmasına karşın istihdamda az sayılmayacak bir orana sahip olması.

Bu da tarımda genel olarak verim düşüklüğüne işaret ediyor.

Türk tarımında sorun olduğu açık; dünyada genel olarak tarım ürünlerinin fiyatları düşerken bizde yükseliyor.

Tarımın daha verimli yapılması gerekiyor.

Ama sorunlara ve yapılması gerekenlere karşın tarım tarımdır; ekonomimizdeki payı düşüktür.

Tarımla yatıp tarımla kalkmanın anlamı yok.

Bizim sanayi ve hizmet sektörü üzerine daha fazla kafa yormamız gerek.

.

Şunu da okumakta yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2017/09/30/findik-uzum-dusuk-urun-fiyatlari-yok-edilen-bitirilen-tarim/

Murat Belge’den güzel bir yazı

Mart 8, 2019

Murat Belge gelgitleri çok olan birisidir.

Ergenekon davalarını canla başla savunmuştu. O davada insanlar aylarca, yıllarca mahkeme yüzü görmeden, kendileri hakkında bir iddianame hazırlanmadan hapislerde çürütüldüler.

Belge Ergenekon davalarını savunurken iddianamelerin geç hazırlanmasının rastlanmadık şeyler olmadığını, kendisinin de 12 Mart döneminde bir yıldan fazla iddianamesiz hapiste kaldığını söylemişti.

Bu ifade aşağılık bir ifadeydi. Madem bana o zaman öyle yaptılar şimdi de askerlere böyle yapabilirler demeye getiriyordu.

Murat Belge’nin bir diğer özelliği de paçayı hemen her seferinde kurtarabilmesi. 12 Mart dışında, en çok korktuğu dönemlerde bile başına bir şey gelmedi.

Başına bir şey geldiği tek durumsa “Ermeni Soykırımı”nı anmak için gittiği Ermenistanda bir Ermeniden yediği yumruk oldu.

Şimdi de yoldaşları hapislerde sürünürken kendisi kapağı İngiltere’ye atmış durumda.

Murat Belge’yi iyi bir insan olarak göremiyorum. Ama bu, söylediklerine kulak vermeyeceğim anlamına gelmiyor.

Murat Belge çok sayıda hatasına karşın Türk sosyolojisi başta olmak üzere çeşitli konularda çok aydınlatıcı yazılar yazabiliyor.

Aşağıdaki yazısı bu türden bir yazı.

https://t24.com.tr/yazarlar/murat-belge/kavala-iddianamesi,21877

Pırlantada, kürkte neden vergi yok?

Mart 6, 2019

Kılıçdaroğlu şöyle demiş:

"Kürkte vergi sıfırlandı. Suda vergi var, kefende vergi var… Kürkte vergiyi sıfırladılar niçin. Saray sosyetesinin kürke ihtiyacı var.”

Kılıçdaroğlu çoğu yerde olduğu gibi burada da bilgisizce yorumlar yapıyor.

Ekmeğe vergi varken pırlantaya, kürke neden vergi yok derseniz iş yapmış gibi görünürsünüz, zenginlere karşı yoksulların yanındaymış gibi görünürsünüz ama aslında yalnızca yanlış yaparsınız.

Bazı lüks ürünlerin vergilerinin düşürülmesi ya da sıfırlanması diğer ülkelere bakılarak yapılır. Rakiplerin çoğu vergiyi düşürüyorsa ya da sıfırlıyorsa sizin de öyle yapmanız gerekiyor.

Bu vergiler ilgili ürünlerin Türkiye’de daha fazla işlenmesi, dolayısıyla daha fazla gelir elde edilmesi, daha fazla yoksul insanımıza iş sağlanması amacıyla düşürülür.

CHP ya da başka bir parti iktidara gelse onların da böyle yapması gerekir.

Kürk için şu bilgilere göz atmakta yarar var:

Ham kürkte ÖTV’nin sıfırlanması hakkında açıklamalarda bulunan İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) Başkanı Mustafa Şenocak, “Bugün yayınlanana karar ile 15 milyar dolar değerindeki kıymetli kürk pazarında artık daha etkin rol oynayacağız. Bu ürünü üretebilen 3-4 ülkeden bir tanesiyken yüksek vergiler nedeniyle potansiyelimizi üretime yansıtamıyorduk. Bu karar ile kıymetli kürk ihracatımızı katlayacağımıza inanıyorum” dedi. Kıymetli kürkün ham maddesinde ÖTV’nin sıfırlanmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan İDMİB Başkanı Mustafa Şenocak, “Ülkemiz dünyada 15 milyar dolar değerinde bir pazara sahip olan kıymetli kürkü üretebilecek 3 – 4 ülkeden bir tanesi.

KDV ve ÖTV rekabette geri düşürüyordu

Ancak rakip ülkelerde olmayan ve yüzde 43’lere ulaşan KDV ve ÖTV yükü üretimimizi zorlaştırmaktaydı. Dünyanın en önemli kıymetli kürk ihracatçısı olabilecek sektörümüz dünya pazarından yeterli payı alamamaktaydı. Sektör olarak ham kürkte ÖTV’nin sıfırlanmasını büyük mutlulukla karşılıyoruz. Ham maddede ÖTV’nin kalkmasından sonra ihracatımızı çift haneli oranlarda artıracağımızdan ve dünyadaki sıralamamızı 2-3 basamak yukarı çıkaracağımızdan hiç şüphemiz yok” ifadelerini kullandı.

Pırlanta içinse şu bilgilere göz atmakta yarar var:

http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/18311073.asp
22 Temmuz 2011
Türk Mücevher İhracatçıları Birliği 2023 hedefi olan 12 milyar dolar ihracatı yakalamak amacıyla sektörün hammaddesi pırlantaya uygulanan yüzde 20 ÖTV’nin kaldırılması için harekete geçti. Birlik Başkanı Ayhan Güner, “Dünyanın hiçbir yerinde ham haldeki pırlantaya vergi uygulanmıyor. Türkiye’de bir inat uğruna pırlantaya yüzde 20 ÖTV geldi, sektörün kolu kanadı kırıldı” dedi.
Vergi geliri 10’a katlar
Türkiye’nin mevcut mücevher ihracatının 1.1-1.2 milyar dolar civarında olduğunu kaydeden Güner, şöyle devam etti: “Biz sektör vergi vermesin demiyoruz. Bizim istediğimiz hammadde ithalatına konulan ÖTV’nin kaldırılması. Çünkü bu hali ile diğer hiçbir etkeni katmadan, rakibimiz, Rusya, Dubai, Çin, Hindistan, Güney Kore, Hong Kong daha doğrusu bütün ülkelerle aramızda haksız rekabet oluşuyor. Diğer ülkelerin örneğin 100 dolara elde ettiği hammaddeyi biz ÖTV nedeni ile 120 dolara almış oluyoruz. Pırlantanın hammadde olarak satışında yüzde 3-5 kâr payı var. O nedenle hiç bir ülkede vergi yok. Hammadde değil, mücevher vergilendirilsin. Hükümet mevcut ÖTV ile yılda 2 milyon dolarlık vergi geliri elde ediyor. Bu vergi yüzde 1 olsa bir yılda toplanan vergi 10 katına çıkar.”
Pırlantadan ÖTV kalkarsa, istihdam 260 binden 1 milyona çıkar
MÜCEVHER ihracatçıları yıllardır çözüm bulamadıkları pırlantadaki ÖTV sorununda hükümeti istihdam vurgusu ile ikna etmeyi planlıyor. Bir parça mücevherin 25 kişinin elinden geçtiğini kaydeden Ayhan Güner, şunları söyledi: “Şu anda sektörde 110 bini imalatta ve 150 bini de perakendede olmak üzere 260 bin kişi çalışıyor. ÖTV kalktığında istihdam sayısı rahatlıkla 1 milyon kişiye ulaşır. Bizim arazi tahsisi gibi teşvike ihtiyacımız yok. 1000 dolara aldığımız bir makina ile işimizi yürütebiliriz. Emek yoğun sektörüz. İşçilikle katma değer elde ediyoruz. Tüm bunları hükümete anlatıp ÖTV’yi kaldırmak için ikna edeceğiz.”

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/05/28/chp-icin-politika-onerileri/

Antivirüs yazılımları son zamanlardaki kötü yazılımların yüzde 57’sini engelleyemiyor

Mart 2, 2019

https://techtalk.pcpitstop.com/2019/02/26/malware-attacks-cant-be-stopped/

Şu yazıyı da okumakta yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2016/11/21/antivirus-programlari-hem-pahali-hem-de-cogu-zaman-yararsiz-artik-antivirus-yazilimlarina-son-demenin-zamani-geldi/

İngiliz İşçi Partisi’nden İstifalar, CHP’den İstifalar

Şubat 18, 2019

Yedi milletvekili İşçi Partisi’nden istifa etti. Bir basın toplantısı düzenleyerek istifa nedenlerini anlattılar.

İstifalarının iki temel nedeni var: Birincisi İşçi Partisi’nin Avrupa Birliği’nden çıkış (Brexit) için politika üretememesi.

Brexit konusu tam bir kaos durumunda. İktidardaki Muhafazakar Parti çıkışı düzenleyen bir anlaşma üretti ama anlaşma parlamentodan geçmedi.

Muhalefetteki bir parti için bulunmaz bir fırsat bu: Kalma ya da ayrılma konusunda tavır belirlersin, buna göre politika üretirsin.

Ama İşçi Partisi yalnızca seyrediyor!

Avrupa Birliği’nde kalmak isteyenlerin istediği yeni bir oylamayı desteklemiyor.

Avrupa Birliği’nden ayrılma konusundaki tek somut planı da desteklemiyor.

Hiçbir politika üretmeden, üretilen politikaları desteklemeden yalnızca seyrediyor ve tüm bunların sonunda iktidara geçmeyi bekliyor!

İstifaların ikinci nedeni İşçi Partisi’ndeki Yahudi düşmanlığı. Milletvekilleri aşırı solcuların partiyi ele geçirdiğini iddia ediyor. Parti yönetiminin Yahudi düşmanlığının simgelediği bu aşırılığa göz yumduğunu söylüyorlar.

İstifacı milletvekillerinin iddialarının temeli vardır, yoktur, tartışılabilir.

Ama şu bir gerçek: Tartışmalar kişiler ve makamlardan çok politikalar üzerinden yapılıyor.

CHP’de de kargaşa ve istifalar var ama bunlar İngiltere’dekilere benzemiyor.

Genel merkezin politika üretmek gibi bir misyonu yok.

Muhaliflerin ve istifacıların da genel merkezin politikalarını eleştirmek ya da yeni politikalar üretmek diye bir derdi yok.

Paylaşılamayan şey makamlar yalnızca. Tartışma makamlar ve kişiler üzerinden ilerliyor.

İki benzer parti arasında bu konuda hiçbir benzerlik bulunmuyor.

Abdi İpekçi’yi öldüren belli değil mi ya da rezil bir gazetecilik

Ocak 31, 2019

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti aşağıdaki gibi bir açıklama yapmış ve Abdi İpekçi cinayetini faili meçhul olarak nitelemiş.

Halbuki İpekçi’yi öldüren kişi belli: Mehmet Ali Ağca. Yakalandı, yargılandı, hüküm giydi.

Nasıl faili meçhul olabilir ki bu cinayet?

İpekçi cinayetini faili meçhul olarak damgalamak dangalakça ve rezilce bir iş.

Gazetecilik açısından utanç verici.

Diğer faili meçhul iddialarının çoğunluğu gibi.

Şu yazıyı okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2013/08/28/faili-mechul-mu/

Ak Parti’nin icraatları için alternatif

Ocak 29, 2019

Ekteki linkte sürücü kurslarıyla ilgili bir haber var.

Hükümet sürücü kurslarının yüzde 50 kapasiteyle çalıştığını saptayıp kurs sayısına sınırlama getiriyormuş.

Bundan böyle 50 bin kişiye karşılık 2 kurs açılabilecekmiş.

Bu sınırlama hem Ak Parti’nin hem de diğer partilerin ekonomiye bakışındaki sakatlığı iyi gösteriyor.

Türkiye’de partiler genelde piyasa mekanizmasına inanmıyor, insanları kendi çıkarlarını düşünmekten aciz kişiler olarak görüyor ve onların adına kısıtlamalar, düzenlemeler getirmeye çalışıyor.

Halbuki piyasa kurs sayısına sınırlama getirmeye yeterli olmalıydı; bir yerde fazla kurs varsa onların bazıları batıp piyasadan çekilecekti. Tam tersine, bir yerde az kurs varsa girişimciler burada bir fırsat görüp yeni kurslar açacaktı.

Yine haberde başka sınırlamaların da olduğunu öğreniyoruz.

Örneğin, yeni açılacak kurslar için müstakil bina şartı varmış. Şehirlerde müstakil bina nasıl bulunabilir ki?

Kursların en az üç arabası olacakmış. Niye? Tek bir eğitmen tek bir arabayla neden kurs veremesin?

Kurs müdürlerinin ders vermesi için sınırlamalar varmış. Neden? Kurs müdürüne sınırlama getirmek nedir?

Ruhsat harcı diye bir şey varmış ve her yıl alınıyormuş. Neden? Kurslar ya da ticari işletmeler sağılacak inek mi?

Bunlar Ak Parti’nin kötü uygulamalarına karşılık geliyor.

Ama CHP’nin ve diğer partilerin devletçi reflekslerini düşündüğümüzde, onların iktidarında da benzer uygulamalara gidilebileceğini tahmin edebiliriz.

Tüm partiler ve özellikle Ak Parti muhalifleri için çözüm piyasa mekanizmalarından ayrılmamak.

Nerede aşırı düzenleme, sınırlama, masraf varsa bunları kaldırmaya çalışmalıyız.

Sağlam ekonomi ferah bir piyasa mekanizmasıyla mümkün olabilir.

http://www.gazetevatan.com/surucu-kurslarina-kota-geliyor-1237003-ekonomi/

Şu yazıyı okumakta da yarar var:
https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2018/03/22/sirket-kurmak-kolaylasti-yasasin/

Uğur Mumcu’yu anarken

Ocak 24, 2019

Uğur Mumcu gazeteciydi.

Bunu vurgulamak önemli çünkü gazetecinin kim olduğu, ne iş yaptığı unutuldu.

Gazeteci haber verir. Bu haberler normal yollardan elde edilemeyen haberlerdir.

Normal yollardan elde edilse devletin organları yeterli olurdu, gazetecilere gerek kalmazdı.

Gazeteci resmi kurumların vermediği ya da eksik verdiği bilgileri verir.

Bunu yaparken birileri incinse de gazetecinin görevi birilerini incitmemeye çalışmak değildir, kamuoyuna gerçekleri göstermektir.

Hatta birisinin yaptığı güzel bir tanım vardı; Gazetecilik birilerinin hoşuna gitmeyen haberleri vermektir, ötesi yalnızca Halkla İlişkiler kampanyalarının parçasıdır.

Uğur Mumcu bu tanımlara uyan çok sayıda haber yaptı.

Yolsuzlukları ortaya çıkardı. “Yolsuzluk var” deyip bırakmadı. Nerede, nasıl, kimler tarafından yolsuzluk yapıldığını belgeleriyle ortaya çıkarttı.

Kendisi sosyalist olduğu halde sosyalist Bulgaristan’ın devlet şirketlerinin Türkiye’deki terör örgütlerine silah sattığını belgeleriyle ortaya koydu.

Şimdi günümüzde gazeteci dediğiniz kişileri bir düşünün.

Haber mi yapıyor yoksa köşesinden kendisinin değerli bulduğu görüşleri mi yazıyor?

Yazılanlar sizin hoşunuza gitse, içimizi serinletiyor olsa da hep düşünün, bu yapılan gazetecilik midir?

Uğur Mumcu’nun da haber niteliğini taşımayan çok yazısı var.

Ama biz kendisini onlardan çok haberleriyle, gerçek gazeteciliğiyle anıyoruz.

İçinde bulunduğumuz ortamda kerameti kendinden menkul gazetecilere değil Uğur Mumcu gibi gerçek gazetecilere gereksinimimiz var.

Şunu okumakta da yarar var:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2013/08/28/faili-mechul-mu/