Türkiye’de en ucuz şeyler

Temmuz 2, 2018

1) Her çocuk tecavüzü vakasında "İdam" diye bağırmak.

2) Sebze-meyvenin her pahalanışında "Üretici kazanmıyor, aracı kazanıyor" demek.

3) Suriyeli sığınmacılara saydırmak.

4) Olumsuzlukları yabancı güçlere bağlamak.

5) Olumsuz gördüğümüz insanların aslen Türk-Müslüman olmadığını iddia etmek.

Alıcısı her zaman olur bunların.

Reklamlar

CHP’nin Adil Seçim Sistemi’nin Çöküşü

Haziran 27, 2018

CHP’nin Bilişim ve İletişim Teknolojileri bölümünün başında en genç milletvekillerinden birisi var: Onursal Adıgüzel.

Adıgüzel son seçimler için de iddialı açıklamalarda bulunmuştu:

Adıgüzel yepyeni bir bilişim çözümü oluşturduklarını ifade ediyordu. Bu çözümde, CHP dışındaki örgütlerle de işbirliği yapılacaktı.

Vatandaşlar bile telefonlarına indirdikleri uygulamalar yardımıyla, tutanakları CHP’ye gönderecek, CHP’deki OCR yazılımı taranmış tutanakları veriye dönüştürüp işleyecekti.

Sistem uçacaktı, kaçacaktı, YSK bile sonuçları CHP’den öğrenecekti.

Sonuç hiç de böyle olmadı.

İşler planlandığı gibi gitmedi.

Seçim gecesi çok sayıda aksaklık yaşandığı anlaşılıyor.

Adıgüzel yaşananları inkar edip aksaklıklar için binbir türlü mazaret sıraladı.

Ama Adil Seçim Platformu Adıgüzel’den daha sağduyulu davranıp yaptığı bir açıklamayla özür diledi:

Peki, bu sorunlar neden yaşanmış olabilir?

2015’te 7 Haziran ve 1 Kasım seçimlerinde CHP’nin seçim sistemindeki sunucuları yapılandırıp yöneten birisi olarak tahminlerim şu şekilde:

1) 2015’te kendisini kanıtlamış ve Adıgüzel’e kadar diğer seçimlerde de kullanılan sistem radikal şekilde değiştirilmiş. Olabilir. Herkes yoğurdu ayrı bir şekilde yemek isteyebilir. Ama radikal değişiklikler yapıyorsanız ne yaptığınızı iyi bilmeniz gerekir. CHP’deki yeni sistem ne yaptığını bilmeyen kişiler tarafından tasarlanmış gibi.

2) Yeni bir sistem yeterince test edilmelidir. 2015’te kurduğumuz sistem, seçimlerden önce beş kez test edilmişti. Bu seçimde yeterli testlerin yapılmadığı anlaşılıyor. Özellikle platformun bileşenlerinden veri akışının iyi test edilmesi gerekirdi. Testler konusunda YSK çok iyi çalışıyor. Seçimlerden önce partilere test verileri gönderiliyor. Bu önemli çünkü hemen her seçimde yenilikler yaşanıyor. Örneğin, bu seçimde çok önemli bir değişiklik olan seçim ittifakı kavramı vardı. Bu da YSK’dan gelen verilerin biçiminin değişmesi demek. Çözümün bu verilere göre test edilmesi gerek. Büyük olasılıkla YSK tarafında sorun da yaşanmamıştır. CHP’lilerin en çok suçladığı devlet kurumlarından birisi olan YSK son derece özenli şekilde çalışmaktadır diyebiliriz. Sorun diğer taraflardan gelen bilgilerin test edilmemiş olması diye de ekleyebiliriz.

3) YSK sandık tutanaklarını tarayıp partilere gönderiyor. Bu tutanaklar vatandaşlar tarafından da taranıp gönderilebilir. Bu veriler “resim”dir. Gelen verileri teyit etmek için kullanılır. Ama yeni sistemde bu resimler OCR yazılımları yardımıyla karakter verilerine dönüştürülmeye çalışılmış. OCR (Optical Character Recognition) yazılımlarının başarı oranı yüzde elli dolaylarında. Hele bunu da onbinlerce tutanak için kısa bir zamanda yapmak isterseniz iyice başarısız olmanız mümkün. Başarı oranı yüzde elliden fazla olduğunda bile bu verilerle seçim gibi hassas konularda sonuca gidilemez. Kısacası yanlış olmanın yanı sıra aptalca bir girişimdir bu. Aptallığın da limiti ne yazık ki yoktur. 2015’teki seçimlerde de böyle bir öneriyle gelen olmuştu ama öneriyi kibar bir şekilde (o kadar kibar olmamış da olabilirim) reddetmiştik.

Seçim sisteminde de, aynen diğer sistemlerde olduğu gibi, yalın bir çözüm üretip üretilen çözümü çok kez test etmek gerekir.

2015’teki çözümümü şu linkten okuyabilirsiniz:

http://muratyildirimoglu.com/makaleler/YalinBilgiislemOrnegiOlarakCHPSecimSistemi.htm

Mehmet Ali Çelebi’nin Anlamsız Projesi

Haziran 24, 2018

CHP’nin seçim izleme sistemi var mı? Var.

Oy ve Ötesi var mı var? Başka partilerin izleme sistemi var mı? O da var.

O zaman, Mehmet Ali Çelebi’nin alternatif Sandık Gücü projesine gerek var mı? Yok.

Amaç Çelebi’nin iş yapıyormuş gibi görünmesi.

Muhalefetin Yeni Bir Türkiye Tasavvuru Yok

Haziran 22, 2018

Atatürk’ün kafasında yepyeni bir Türkiye düşüncesi vardı.

O Türkiye’de kadınlar erkekleri görünce yüzlerini kapatıp yere çömelmeyecek, mirastan eşit hak alabilecek, seçme-seçilme hakkına sahip olacaktı.

Dinin devlet katındaki ve toplumdaki yeri azalacaktı.

Türklerin alfabesi, takvimi, giyimi-kuşamı değişecekti.

Türkler iyi eğitim alıp gelişmiş ülkeleri yakalayacaktı.

Gelişmiş bir ekonomi olacaktı.

Türkler iyi sanat yapacaktı.

Erdoğan’ın kafasında da bir yeni Türkiye düşüncesi vardı.

Dinin devlet ve toplumdaki yeri artacaktı.

Ekonomi ne pahasına olsun büyüyecekti. İnsanımız daha zengin olacaktı.

Sağlık sistemi iyileştirilecekti.

Erdoğan kafasındaki Türkiye’ye büyük ölçüde de ulaştı.

Bu sırada yargı bağımsızlığını yok etti. Merkez Bankası örneğinde olduğu gibi, bağımsız kuruluş kalmadı.

Askeriye bile göbeğinden ona bağlı şimdi.

Bağımsız medyayı büyük ölçüde yok etti.

Çevresini “Evet efendim”cilerle doldurdu.

Çok sayıda yanlış projeye imza attı.

İnsanları keskin şekilde kamplaştırdı.

Bu olumsuzlukları nedeniyle oy verilmeyi hak etmiyor.

Ama bu durum yalnızca onun bir Türkiye tasavvuruna sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor.

Erdoğan’ın karşısındaki kişiler çoğunlukla acınası bir durumda: Yalnızca karşılar.

Kafalarında yepyeni bir Türkiye tasavvuru yok.

Onlara göre Erdoğan öncesine dönülse her şey düzelecek.

Bu düşünce bir parça doğru da olabilir:

Erdoğan tüm kurumları öyle yıprattı ki yalnızca Erdoğan’ın gidişi bile ülkeye iyi gelebilir.

Ama bu durum yine de muhalefetin kısır, tasavvursuz olduğu gerçeğini değiştiremez.

Muhalefetin seçim kazanmaya değil acilen yeni, yepyeni bir Türkiye tasavvuruna gereksinimi var.

Ne Kötü Maçlar Bunlar!

Haziran 20, 2018

İyi bir futbol izleyicisi değilim ama dünya kupasından dünya kupasına maçları izlemeye çalışıyorum.

Şu anda da televizyonda Portekiz-Fas maçı var.

Futbol maçından çok sokak kavgasına benziyor.

İki taraf da birbirini devirmek, sakatlamaktan başka bir şey yapmıyor.

Diğer maçlarda da durum benzerdi.

Keyifli bir maç izleyemiyoruz.

Ölümüne savaşıyor bunlar.

Futboldan başka her şeye benziyor.

Kime Oy Verdim?

Haziran 16, 2018

Cumhurbaşkanlığı için Meral Akşener’e, milletvekili seçimleri için HDP’ye oy verdim.

Bu iki oy çok farklı gibi görünebilir. Öyle de.

Son ana kadar cumhurbaşkanlığı için Muharrem İnce’yle Meral Akşener arasında gidip geldim.

İnce’nin yepyeni bir hava getirdiği yadsınamaz bir gerçek. Ben de dahil olmak üzere, çok kişide iyimser ve pozitif bir hava yarattı.

Ama benim duyarlı olduğum konulardaki açıklamaları beni çok rahatsız etti: TÜİK’in rakamlarına inanmıyor, GDO’yu kötülüyor, Kuantum bilgisayarlarını hiç anlamıyor, "silikon yazılım" gibi aptalca bir terim kullanıyor.

"Ben bilim konuşuyorum" derken daha çok sahte bilim muhabbeti yapıyor.

Akşener’de de onaylamadığım çok şey var: Şeker fabrikalarının özelleştirilmesine karşı çıkması, ithal edilen yemlerin domuz eti-kemiği karıştırılmış yemler olduğunu (dolayısıyla kötü olduğu) iddia etmesi gibi.

Ama yine de hiç değilse sahte bilim yapmıyor ve her şeyden öte de siyasete bir kadın duyarlığı getiriyor.

HDP’ye oy vermemin nedeniyse HDP’nin en iyi parti olması değil. HDP bir türlü kendini PKK’dan bağımsızlaştıramıyor. Erdoğan’ın Demirtaş’ın sözlerinden sonra 53 kişinin öldürüldüğünü söylemesi doğru. Demirtaş bunun muhasebesini hiç yapmadı.

Ama HDP kürtler arasında bir tabana sahip ve bizim dışarıdan istediğimiz gibi kürt getirme durumumuz yok.

Sorunu çözeceksek HDP ve Demirtaş ile çözmemiz gerek.

HDP’nin barajı geçememesi durumunda Ak Parti’nin 80-90 daha fazla milletvekili çıkarması düşüncesi de çok korkutucu.

HDP’ye oy verme nedenim de bu.

Erdoğan’ın Haliç’te Bilim Merkezi Projesi

Haziran 16, 2018

Erdoğan herhalde Muharrem İnce’den ürküp Haliç’te bir bilim merkezi açılacağını söyledi.

Berbat bir proje olduğunu şimdiden söyleyebiliriz.

Çünkü elimizde bir örnek var: Gülhane Parkı sınırları içinde yer alan İslam Bilimleri Müzesi.

İslam Bilimleri Müzesi’nin İslami olduğu kuşkusuz ama "bilim" ya da "müze" kavramıyla ilgisi yok.

Müze baştan sona kötü tasarlanmış.

Cam ürünleri ve gök gözlem araçları garip şekilde ağırlıkta ve insana "burada bir şeyler var galiba dedirtmek" için konmuş gibiler.

Ama sergilenen şeylerin ne olduğu, neye yaradığı belli değil.

Bu müzede bilim yok, müze yok ama bol bol propaganda var.

Kara propaganda.

Müzede yoğun olarak batılıların İslam bilim adamlarını ve eserlerini görmezden geldikleri hatta eserleri çaldığı düşüncesi pompalanıyor.

Gelenler bilim adına az şey öğrenirken düşmanlık ve kin adına çok şey alıyor.

Haliç’teki merkezin geleceği durumu da belirliyor gibi.

Kuantum telefonlar

Haziran 15, 2018

Muharrem İnce 2020 yılında şimdiki telefonlarınız olmayacak diyor.

Şimdikiler silikon yazılımmış, ne demekse.

2020’de kuantum teknolojisini kullanan telefonlar olacakmış.

Halbuki kuantum teknolojisinin telefonlara kadar inebilmesi mümkün değil.
Şu anki kuantum bilgisayarlar, kuantum fiziğinin kaprisleri nedeniyle, bir oda büyüklüğünde. Bu büyüklüğün düşmesi 40-50 yıl içinde mümkün değil. Çünkü kuantum hesaplama, parçacıkların aşırı soğuk ortamlarda işlenmesini gerektiriyor.

Bizim fizikten anlayan siyasetçimiz de bu kadar işte.

Ayrıntılar için:

https://muratyildirimoglu.wordpress.com/2015/01/20/kuantum-bilgisayarlar-bir-yanilsamadir/

Kılıçdaroğlu’nun İçinde Bulunduğu Zavallı Durum

Haziran 12, 2018

Kılıçdaroğlu demiş ki:

“16 yıldır terörü bitiremediler. Ben 4 yılda çözemezsem siyaseti bırakacağım. Çözüm akılla çözülür. Siz başkalarının telkiniyle sorun çözmeye çalışırsanız maşa olursunuz"

Sorun şu: Kılıçdaroğlu’nun sorun çözücü bir pozisyona gelmesi mümkün değil.

24 Haziran’daki seçimde Muharrem İnce cumhurbaşkanı olursa sorunları çözücü kişi o olacak, Kılıçdaroğlu değil.

Eğer Erdoğan seçimi kazanırsa Kılıçdaroğlu yine sorun çözücü kişi olamayacak.

O zaman niye böyle bir cümle ediyor?

Herhalde “Ne yaptım ben?” diye düşünüp rol çalmaya çalışıyor, “Ben daha ölmedim” demek istiyor.

Ama geçmiş olsun, 24 Haziran seçimiyle birlikte Kılıçdaroğlu kendini zavallı bir duruma, siyasi mevta durumuna getirdi.

İngiltere’de Politikacının Tanımı

Haziran 11, 2018

İngiltere’de politikacının tanımlarından birisi de, gazetecilerin it muamelesi çektiği adam şeklinde.

Bir gazeteciyle bir politikacının röportajı, sohbeti şöyle bir şey:

Gazeteci politikacıyı sorularıyla, yorumlarıyla bir güzel sıkıştırıyor, azarlıyor, haşlıyor.

Politikacı gazeteciye karşı süngüsü düşük bir şekilde, ne sorulursa sakin sakin yanıtlamak durumunda.

Bu gazeteciler yılların deneyimli, saygın gazetecileri olmak zorunda da değil.

Daha dün gazeteciliğe ya da sunuculuğa başlamışlar bile politikacılara böyle davranıyor.

Politikacı “Bana böyle soru soramazsın” demiyor, “Bu soruyu neden sordun” demiyor, “Bu soruyu senin patronların sorduruyor” demiyor, yalnızca yanıtlamaya çalışıyor.

Gazeteciler de bu tutumlarını ayrıcalıksız sürdürüyor; tutumları bir partiye, bir kişiye özgü değil.

Bizde de Erdoğan’a kadar durum hemen hemen böyleydi.

Gazeteciler her zaman, batıdaki meslektaşlarına göre, politikaya daha angaje durumdaydılar ama politikacılar onlara saygı duyardı, en azından azarlamazdı.

Erdoğan gazetecileri azarlıyor, sorularını yanıtlamadığı gibi onlara soru soruyor, niyetlerini sorguluyor.

Erdoğan gazetecileri siyasi rakibi olarak görüyor.

Erdoğan bunu yalnızca Türk gazetecilerine yapmıyor, son İngiltere gezisinde olduğu gibi, yabancı gazetecilere de yapıyor.

Türkiye’de gazeteciler siyasi rakip olarak görülmeyi hak ediyorlar bir bakıma.

Her seçimde, her partiden milletvekili adayı olmaya çalışmaları ne kadar gazetecilikten uzak bir iş yaptıklarını göstermeye yeter.

Ama Erdoğan gazetecilerin siyasi olarak bir yerlere bağlı olmasından rahatsız değil aslında.

O yalnızca gazetecilerin kendisine bağlı olmamasından rahatsız.

Hoşlanmadığı sorulara karşı gazetecileri azarlarken hoşlandığı soruları, yağcılık kokan soruları büyük bir hoşnutlukla yanıtlıyor.

En sevdiği soru “Bütün bu kadar işleri yaparken yorulmuyor musunuz” sorusu.

5-6 yıl önce Hakan Albayrak sormuştu bu soruyu, yakında da CNN Türk’ten Buket Aydın sordu.

Erdoğan bu soruyu alınca rahatlıyor, gülümsüyor, “Yoruluyoruz ama halkımızla birlikte olunca, onların yüzündeki havayı görünce yorgunluk falan kalmıyor” benzeri ifadelerle yanıtlıyor.

Erdoğan bu şekilde duymak istediği soruları ve yorumları belirtmiş oluyor.

Umarım gazetecilerin gazeteci olmayı öğrendiği, politikacıların da onlara batıda politikacılar gibi davrandığı günleri yakında görürüz.